43.The Ornaments of Gold
الزخرفMeccan · 89 ayahs
- 1
حمٓ
43:1
Ha-Mim
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ha, Mim,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hâ, mîm.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ha Mim
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hâ. Mîm.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ha. Mim.
M. Pickthall · EN · public-domain
Ḥā, Meem.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
(حم) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ
43:2
By the Book that makes things clear,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
By the Scripture that makes things clear,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Apaçık Kitaba yemin olsun ki
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the Scripture which maketh plain,
M. Pickthall · EN · public-domain
By the clear Book,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
إِنَّا جَعَلْنَـٰهُ قُرْءَٰنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
43:3
We have made it a Qur'an in Arabic, that ye may be able to understand (and learn wisdom).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have made it a Quran in Arabic so that you [people] may understand.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz biz akıl edesiniz diye onu Arapça bir Kur’an kıldık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have appointed it a Lecture, in Arabic that haply ye may understand.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We have made it an Arabic Qur’ān that you might understand.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا أنزلنا القرآن على محمد صلى الله عليه وسلم بلسان العرب؛ لعلكم تفهمون، وتتدبرون معانيه وحججه. وإنه في اللوح المحفوظ لدينا لعليٌّ في قَدْره وشرفه، محكم لا اختلاف فيه ولا تناقض.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
وَإِنَّهُۥ فِىٓ أُمِّ ٱلْكِتَـٰبِ لَدَيْنَا لَعَلِىٌّ حَكِيمٌ
43:4
And verily, it is in the Mother of the Book, in Our Presence, high (in dignity), full of wisdom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten o bizim nezdimizde bulunan ana kitapta mevcut yüce ve hikmet dolu bir kitaptır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is truly exalted in the Source of Scripture kept with Us, and full of wisdom.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O, katımızdaki Ana Kitap’tadır; yücedir, doğru hükümler içermektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Lo! in the Source of Decrees, which We possess, it is indeed sublime, decisive.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed it is, in the Mother of the Book with Us, exalted and full of wisdom.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا أنزلنا القرآن على محمد صلى الله عليه وسلم بلسان العرب؛ لعلكم تفهمون، وتتدبرون معانيه وحججه. وإنه في اللوح المحفوظ لدينا لعليٌّ في قَدْره وشرفه، محكم لا اختلاف فيه ولا تناقض.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ ٱلذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًا مُّسْرِفِينَ
43:5
Shall We then take away the Message from you and repel (you), for that ye are a people transgressing beyond bounds?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Siz haddi aşan bir kavim oldunuz diye Kur'an'ı size göndermekten vaz mı geçelim?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Should We ignore you and turn this revelation away from you because you are insolent people?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Siz haddi aşan kişiler oldunuz diye sizi zikr (Kur’an’la uyarmak)tan vaz mı geçelim?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Shall We utterly ignore you because ye are a wanton folk?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then should We turn the message away, disregarding you, because you are a transgressing people?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفنُعْرِض عنكم، ونترك إنزال القرآن إليكم لأجل إعراضكم وعدم انقيادكم، وإسرافكم في عدم الإيمان به؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
وَكَمْ أَرْسَلْنَا مِن نَّبِىٍّ فِى ٱلْأَوَّلِينَ
43:6
But how many were the prophets We sent amongst the peoples of old?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz öncekilere de nice peygamberler göndermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have sent many a prophet to earlier people
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Daha önceki milletlere nice peygamberler göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How many a prophet did We send among the men of old!
M. Pickthall · EN · public-domain
And how many a prophet We sent among the former peoples,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كثيرًا من الأنبياء أرسلنا في القرون الأولى التي مضت قبل قومك أيها النبي. وما يأتيهم من نبي إلا كانوا به يستهزئون كاستهزاء قومك بك، فأهلكنا مَن كذَّبوا رسلنا، وكانوا أشد قوة وبأسًا من قومك يا محمد، ومضت عقوبة الأولين بأن أهلِكوا؛ بسبب كفرهم وطغيانهم واستهزائهم بأنبيائهم. وفي هذا تسلية للنبي صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن نَّبِىٍّ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
43:7
And never came there a prophet to them but they mocked him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and they mocked every one of them,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ederlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And never came there unto them a prophet but they used to mock him.
M. Pickthall · EN · public-domain
But there would not come to them a prophet except that they used to ridicule him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كثيرًا من الأنبياء أرسلنا في القرون الأولى التي مضت قبل قومك أيها النبي. وما يأتيهم من نبي إلا كانوا به يستهزئون كاستهزاء قومك بك، فأهلكنا مَن كذَّبوا رسلنا، وكانوا أشد قوة وبأسًا من قومك يا محمد، ومضت عقوبة الأولين بأن أهلِكوا؛ بسبب كفرهم وطغيانهم واستهزائهم بأنبيائهم. وفي هذا تسلية للنبي صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
فَأَهْلَكْنَآ أَشَدَّ مِنْهُم بَطْشًا وَمَضَىٰ مَثَلُ ٱلْأَوَّلِينَ
43:8
So We destroyed (them)- stronger in power than these;- and (thus) has passed on the Parable of the peoples of old.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onlardan daha kuvvetli olanları helâk ettik. Kur'an'da öncekilerin örneği de geçmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so We have destroyed mightier people than [the disbelievers of Mecca] and their example has gone down in history.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz bunlardan daha zorba olanları da helak etmiştik. (Nitekim) öncekilerin örneği geçmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We destroyed men mightier than these in prowess; and the example of the men of old hath gone (before them).
M. Pickthall · EN · public-domain
And We destroyed greater than them in [striking] power, and the example of the former peoples has preceded.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كثيرًا من الأنبياء أرسلنا في القرون الأولى التي مضت قبل قومك أيها النبي. وما يأتيهم من نبي إلا كانوا به يستهزئون كاستهزاء قومك بك، فأهلكنا مَن كذَّبوا رسلنا، وكانوا أشد قوة وبأسًا من قومك يا محمد، ومضت عقوبة الأولين بأن أهلِكوا؛ بسبب كفرهم وطغيانهم واستهزائهم بأنبيائهم. وفي هذا تسلية للنبي صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ
43:9
If thou wert to question them, 'Who created the heavens and the earth?' They would be sure to reply, 'they were created by (Him), the Exalted in Power, Full of Knowledge';-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer sen onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette: "Onları çok güçlü ve herşeyi bilen Allah yarattı." derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If you [Prophet] ask them, ‘Who created the heavens and earth?’ they are sure to say, ‘They were created by the Almighty, the All Knowing.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan “Onları elbette güçlü olan, bilen (Allah) yarattı.” derler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if thou (Muhammad) ask them: Who created the heavens and the earth, they will surely answer: The Mighty, the Knower created them;
M. Pickthall · EN · public-domain
And if you should ask them, "Who has created the heavens and the earth?" they would surely say, "They were created by the Exalted in Might, the Knowing,"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولئن سألت -أيها الرسول- هؤلاء المشركين من قومك مَن خلق السموات والأرض؟ ليقولُنَّ: خلقهنَّ العزيز في سلطانه، العليم بهن وما فيهن من الأشياء، لا يخفى عليه شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
43:10
(Yea, the same that) has made for you the earth (like a carpet) spread out, and has made for you roads (and channels) therein, in order that ye may find guidance (on the way);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, yeryüzünü sizin için bir beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye orada sizin için yollar meydana getirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is He who smoothed out the earth for you and traced out routes on it for you to find your way,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yeri size beşik kılan ve doğru gidesiniz diye orada size yollar yaratandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who made the earth a resting-place for you, and placed roads for you therein, that haply ye may find your way;
M. Pickthall · EN · public-domain
[The one] who has made for you the earth a bed and made for you upon it roads that you might be guided
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الذي جعل لكم الأرض فراشًا وبساطًا، وسهَّل لكم فيها طرقًا لمعاشكم ومتاجركم؛ لكي تهتدوا بتلك السبل إلى مصالحكم الدينية والدنيوية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
وَٱلَّذِى نَزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَنشَرْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا ۚ كَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ
43:11
That sends down (from time to time) rain from the sky in due measure;- and We raise to life therewith a land that is dead; even so will ye be raised (from the dead);-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah gökten belli bir ölçüye göre su indirdi. Biz onunla ölü bir memlekete yeniden hayat verdik. İşte siz de kabirlerinizden böyle diriltilip çıkarılacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who sends water down from the sky in due measure––We resurrect dead land with it, and likewise you will be resurrected from the grave––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gökten bir ölçüyle su indiren de O’dur. Biz onunla ölü şehri (toprağı) canlandırırız. Siz de (mahşer için) işte böyle çıkarılacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Who sendeth down water from the sky in (due) measure, and We revive a dead land therewith. Even so will ye be brought forth;
M. Pickthall · EN · public-domain
And who sends down rain from the sky in measured amounts, and We revive thereby a dead land - thus will you be brought forth -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والذي نزل من السماء مطرًا بقدر، ليس طوفانًا مغرقًا ولا قاصرًا عن الحاجة؛ حتى يكون معاشًا لكم ولأنعامكم، فأحيينا بالماء بلدة مُقْفِرَة من النبات، كما أخرجنا بهذا الماء الذي نزلناه من السماء من هذه البلدة الميتة النبات والزرع، تُخْرَجون- أيها الناس- من قبوركم بعد فنائكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
وَٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْفُلْكِ وَٱلْأَنْعَـٰمِ مَا تَرْكَبُونَ
43:12
That has created pairs in all things, and has made for you ships and cattle on which ye ride,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah bütün çiftleri yaratmıştır. Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who created every kind of thing, who gave you ships and animals to ride on
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bütün çiftleri yaratan, sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var eden de O’dur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He Who created all the pairs, and appointed for you ships and cattle whereupon ye ride.
M. Pickthall · EN · public-domain
And who created the species, all of them, and has made for you of ships and animals those which you mount
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والذي خلق الأصناف كلها من حيوان ونبات، وجعل لكم من السفن ما تركبون في البحر، ومن البهائم كالإبل والخيل والبغال والحمير ما تركبون في البر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
لِتَسْتَوُۥا۟ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ثُمَّ تَذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا ٱسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا۟ سُبْحَـٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَـٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقْرِنِينَ
43:13
In order that ye may sit firm and square on their backs, and when so seated, ye may celebrate the (kind) favour of your Lord, and say, "Glory to Him Who has subjected these to our (use), for we could never have accomplished this (by ourselves),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: "Bunları bizim hizmetimize veren Allah'ı tenzih ve tesbih ederiz. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so that you may remember your Lord’s grace when you are seated on them and say, ‘Glory be to Him who has given us control over this; we could not have done it by ourselves.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Böylece onların (hayvanların) sırtına binip (gemilerin) üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz diye: “Bunu bizim hizmetimize veren (Allah) yücedir, (yoksa) biz bunları (hizmetimize) yanaştıramazdık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That ye may mount upon their backs, and may remember your Lord's favour when ye mount thereon, and may say: Glorified be He Who hath subdued these unto us, and we were not capable (of subduing them);
M. Pickthall · EN · public-domain
That you may settle yourselves upon their backs and then remember the favor of your Lord when you have settled upon them and say, "Exalted is He who has subjected this to us, and we could not have [otherwise] subdued it.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لكي تستووا على ظهور ما تركبون، ثم تذكروا نعمة ربكم إذا ركبتم عليه، وتقولوا: الحمد لله الذي سخر لنا هذا، وما كنا له مطيقين، ولتقولوا أيضًا: وإنا إلى ربنا بعد مماتنا لصائرون إليه راجعون. وفي هذا بيان أن الله المنعم على عباده بشتَّى النعم، هو المستحق للعبادة في كل حال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَإِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ
43:14
"And to our Lord, surely, must we turn back!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Gerçekten biz Rabbimize döneceğiz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Truly it is to our Lord that we are returning.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz sadece Rabbimize döneceğiz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! unto our Lord we surely are returning.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed we, to our Lord, will [surely] return."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لكي تستووا على ظهور ما تركبون، ثم تذكروا نعمة ربكم إذا ركبتم عليه، وتقولوا: الحمد لله الذي سخر لنا هذا، وما كنا له مطيقين، ولتقولوا أيضًا: وإنا إلى ربنا بعد مماتنا لصائرون إليه راجعون. وفي هذا بيان أن الله المنعم على عباده بشتَّى النعم، هو المستحق للعبادة في كل حال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
وَجَعَلُوا۟ لَهُۥ مِنْ عِبَادِهِۦ جُزْءًا ۚ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَكَفُورٌ مُّبِينٌ
43:15
Yet they attribute to some of His servants a share with Him (in his godhead)! truly is man a blasphemous ingrate avowed!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama inkarcılar O'na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Buna rağmen insanlar, Allah'ın kullarından bir kısmını O'nun bir parçası saydılar. Gerçekten de insan apaçık bir nankördür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yet they assign some of His own servants to Him as offspring!Man is clearly ungrateful!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar (müşrikler), kullarından bir kısmını O’nun (Allah’ın) bir parçası saydılar. Şüphesiz ki (müşrik) insan, apaçık bir nankördür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they allot to Him a portion of His bondmen! Lo! man is verily a mere ingrate.
M. Pickthall · EN · public-domain
But they have attributed to Him from His servants a portion. Indeed, man is clearly ungrateful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعل هؤلاء المشركون لله مِن خلقه نصيًبا، وذلك قولهم للملائكة: بنات الله. إن الإنسان لجحود لنعم ربه التي أنعم بها عليه، مظهر لجحوده وكفره يعدِّد المصائب، وينسى النعم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
أَمِ ٱتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَأَصْفَىٰكُم بِٱلْبَنِينَ
43:16
What! has He taken daughters out of what He himself creates, and granted to you sons for choice?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa O, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de erkek çocukları size mi seçti?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Has He taken daughters for Himself and favoured you with sons?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa (Allah) yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğulları size mi seçti (ayırdı)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or chooseth He daughters of all that He hath created, and honoureth He you with sons?
M. Pickthall · EN · public-domain
Or has He taken, out of what He has created, daughters and chosen you for [having] sons?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل أتزعمون- أيها الجاهلون- أن ربكم اتخذ مما يخلق بنات وأنتم لا ترضون ذلك لأنفسكم، وخصَّكم بالبنين فجعلهم لكم؟ وفي هذا توبيخ لهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمَـٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُۥ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ
43:17
When news is brought to one of them of (the birth of) what he sets up as a likeness to (Allah) Most Gracious, his face darkens, and he is filled with inward grief!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama Rahman olan Allah'a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlardan biri Rahman olan Allah'a isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelendiği zaman yüzü simsiyah kesilir de öfkesinden yutkunur durur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When one of them is given news of the birth of a daughter, such as he so readily ascribes to the Lord of Mercy, his face grows dark and he is filled with gloom-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan biri, Rahmân’a yakıştırdığı (kız çocuğu)yla müjdelenince öfkelenerek yüzü simsiyah kesilirdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if one of them hath tidings of that which he likeneth to the Beneficent One, his countenance becometh black and he is full of inward rage.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when one of them is given good tidings of that which he attributes to the Most Merciful in comparison [i.e., a daughter], his face becomes dark, and he suppresses grief.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإذا بُشِّر أحدهم بالأنثى التي نسبها للرحمن حين زعم أن الملائكة بنات الله صار وجهه مُسْوَدَّا من سوء البشارة بالأنثى، وهو حزين مملوء من الهم والكرب. (فكيف يرضون لله ما لا يرضونه لأنفسهم؟ تعالى الله وتقدَّس عما يقول الكافرون علوًا كبيرًا).
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
أَوَمَن يُنَشَّؤُا۟ فِى ٱلْحِلْيَةِ وَهُوَ فِى ٱلْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍ
43:18
Is then one brought up among trinkets, and unable to give a clear account in a dispute (to be associated with Allah)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah'a değil mi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa onlar, süs ve zinet içerisinde yetiştirilip de mücadelede erkek gibi kendisini savunmaya açık olmayan kızları mı O'na isnad ediyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Someone who is brought up amongst trinkets, who cannot put together a clear argument?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Şöyle derdi): “Süs içinde yetiştirilip mücadelede açık olmayan (savaşta/kavgada mücadele edemeyecek olan bir kız) mı (bana müjdeleniyor)?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Liken they then to Allah) that which is bred up in outward show, and in dispute cannot make itself plain?
M. Pickthall · EN · public-domain
So is one brought up in ornaments while being during conflict unevident [attributed to Allāh]?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أتجترئون وتنسبون إلى الله تعالى مَن يُرَبَّى في الزينة، وهو في الجدال غير مبين لحجته؛ لأنوثته؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
وَجَعَلُوا۟ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ ٱلَّذِينَ هُمْ عِبَـٰدُ ٱلرَّحْمَـٰنِ إِنَـٰثًا ۚ أَشَهِدُوا۟ خَلْقَهُمْ ۚ سَتُكْتَبُ شَهَـٰدَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ
43:19
And they make into females angels who themselves serve Allah. Did they witness their creation? Their evidence will be recorded, and they will be called to account!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, Rahman olan Allah'ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar Rahman olan Allah'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onlar meleklerin yaratılışını gördüler mi? Onların şahitlikleri yazılacak ve onlar sorguya çekileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They consider the angels- God’s servants- to be female. Did they witness their creation? Their claim will be put on record and they will be questioned about it.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rahmân’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların (meleklerin) yaratılışına şahit mi olmuşlar! Şahitlik (iddia)ları yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they make the angels, who are the slaves of the Beneficent, females. Did they witness their creation? Their testimony will be recorded and they will be questioned.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they described the angels, who are servants of the Most Merciful, as females. Did they witness their creation? Their testimony will be recorded, and they will be questioned.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعل هؤلاء المشركون بالله الملائكة الذين هم عباد الرحمن إناثًا، أحَضَروا حالة خَلْقهم حتى يحكموا بأنهم إناث؟ ستُكتب شهادتهم، ويُسألون عنها في الآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
وَقَالُوا۟ لَوْ شَآءَ ٱلرَّحْمَـٰنُ مَا عَبَدْنَـٰهُم ۗ مَّا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
43:20
("Ah!") they say, "If it had been the will of (Allah) Most Gracious, we should not have worshipped such (deities)!" Of that they have no knowledge! they do nothing but lie!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik" derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar: "Eğer Rahman olan, Allah dileseydi, biz o meleklere tapmazdık." dediler. Onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They say, ‘If the Lord of Mercy had willed it, we would not have worshipped them,’ but they do not know that- they are only guessing-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dediler ki: “Rahmân dileseydi, biz onlara tapmazdık.” Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar yalandan başka bir şey söylemeyenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: If the Beneficent One had (so) willed, we should not have worshipped them. They have no knowledge whatsoever of that. They do but guess.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they said, "If the Most Merciful had willed, we would not have worshipped them." They have of that no knowledge. They are not but misjudging.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال هؤلاء المشركون من قريش: لو شاء الرحمن ما عبدنا أحدًا من دونه، وهذه حجة باطلة، فقد أقام الله الحجة على العباد بإرسال الرسل وإنزال الكتب، فاحتجاجهم بالقضاء والقَدَر مِن أبطل الباطل مِن بعد إنذار الرسل لهم. ما لهم بحقيقة ما يقولون مِن ذلك مِن علم، وإنما يقولونه تخرُّصًا وكذبًا؛ لأنه لا خبر عندهم من الله بذلك ولا برهان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
أَمْ ءَاتَيْنَـٰهُمْ كِتَـٰبًا مِّن قَبْلِهِۦ فَهُم بِهِۦ مُسْتَمْسِكُونَ
43:21
What! have We given them a Book before this, to which they are holding fast?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bağlanıyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa biz kendilerine bundan önce bir kitap verdik de onlar, ona mı sarılıyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
or have We perhaps given them a book before this one, to which they hold fast?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı tutunuyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or have We given them any scripture before (this Qur'an) so that they are holding fast thereto?
M. Pickthall · EN · public-domain
Or have We given them a book before it [i.e., the Qur’ān] to which they are adhering?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أَحَضَروا خَلْق الملائكة، أم أعطيناهم كتابًا من قبل القرآن الذي أنزلناه، فهم به مستمسكون يعملون بما فيه، ويحتجون به عليك أيها الرسول؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
بَلْ قَالُوٓا۟ إِنَّا وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا عَلَىٰٓ أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِم مُّهْتَدُونَ
43:22
Nay! they say: "We found our fathers following a certain religion, and we do guide ourselves by their footsteps."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; "Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, onlar sadece: "Biz babalarımızı bu din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
No indeed! They say, ‘We saw our fathers following this tradition; we are guided by their footsteps.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! “Şüphesiz ki babalarımızı (böyle) bir din üzerinde bulduk; biz de onların izleri üzere gidenleriz.” dediler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, for they say only: Lo! we found our fathers following a religion, and we are guided by their footprints.
M. Pickthall · EN · public-domain
Rather, they say, "Indeed, we found our fathers upon a religion, and we are in their footsteps [rightly] guided."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل قالوا: إنا وجدنا آباءنا على طريقة ومذهب ودين، وإنا على آثار آبائنا فيما كانوا عليه متبعون لهم، ومقتدون بهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
وَكَذَٰلِكَ مَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى قَرْيَةٍ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَآ إِنَّا وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا عَلَىٰٓ أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِم مُّقْتَدُونَ
43:23
Just in the same way, whenever We sent a Warner before thee to any people, the wealthy ones among them said: "We found our fathers following a certain religion, and we will certainly follow in their footsteps."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: "Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! Yine böyle biz senden önce de hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın şımarık varlıklı kimseleri: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When-ever We sent a messenger before you to warn a township, those corrupted by wealth said, in the same way, ‘We saw our fathers following this tradition; we are only following in their footsteps.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Senden önce de hangi şehre uyarıcı göndermişsek oranın şımarıkları mutlaka “Şüphesiz ki babalarımızı (böyle) bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyanlarız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And even so We sent not a warner before thee (Muhammad) into any township but its luxurious ones said: Lo! we found our fathers following a religion, and we are following their footprints.
M. Pickthall · EN · public-domain
And similarly, We did not send before you any warner into a city except that its affluent said, "Indeed, we found our fathers upon a religion, and we are, in their footsteps, following."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكذلك ما أرسلنا من قبلك -أيها الرسول- في قرية مِن نذير ينذرهم عقابنا على كفرهم بنا، فأنذروهم وحذَّروهم سخَطنا وحلول عقوبتنا، إلا قال الذين أبطرتهم النعمة من الرؤساء والكبراء: إنَّا وجدنا آباءنا على ملة ودين، وإنا على منهاجهم وطريقتهم مقتدون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
۞ قَـٰلَ أَوَلَوْ جِئْتُكُم بِأَهْدَىٰ مِمَّا وَجَدتُّمْ عَلَيْهِ ءَابَآءَكُمْ ۖ قَالُوٓا۟ إِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَـٰفِرُونَ
43:24
He said: "What! Even if I brought you better guidance than that which ye found your fathers following?" They said: "For us, we deny that ye (prophets) are sent (on a mission at all)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gönderilen uyarıcı: "Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?" dedi. Onlar: "Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gönderilen uyarıcı; "Eğer size babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmişsem de mi bana uymazsınız?" deyince, onlar: "Gerçekten biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The messenger said, ‘Even though I bring you a truer religion than what you saw your fathers following?’ and they replied, ‘But we do not believe the message you bring.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Elçi) “Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz (din)den daha doğrusunu getirmişsem (yine de bana uymaz mısınız?)” deyince, onlar “Doğrusu biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And the warner) said: What! Even though I bring you better guidance than that ye found your fathers following? They answered: Lo! in what ye bring we are disbelievers.
M. Pickthall · EN · public-domain
[Each warner] said, "Even if I brought you better guidance than that [religion] upon which you found your fathers?" They said, "Indeed we, in that with which you were sent, are disbelievers."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال محمد صلى الله عليه وسلم ومَن سبقه من الرسل لمن عارضه بهذه الشبهة الباطلة: أتتبعون آباءكم، ولو جئتكم مِن عند ربكم بأهدى إلى طريق الحق وأدلَّ على سبيل الرشاد مما وجدتم عليه آباءكم من الدين والملة؟ قالوا في عناد: إنا بما أرسلتم به جاحدون كافرون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ
43:25
So We exacted retribution from them: now see what was the end of those who rejected (Truth)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Biz de onlardan öç aldık. Yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz de onlardan intikam aldık. Bak peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl oldu!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We punished them: think about how those who rejected the Truth met their end.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz de onlardan intikam almıştık. Bak yalanlayanların sonu nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We requited them. Then see the nature of the consequence for the rejecters!
M. Pickthall · EN · public-domain
So We took retribution from them; then see how was the end of the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فانتقمنا من هذه الأمم المكذبة رسلها بإحلالنا العقوبة بهم خَسْفًا وغرقًا وغير ذلك، فانظر -أيها الرسول- كيف كان عاقبة أمرهم إذ كذبوا بآيات الله ورسله؟ وليحْذَر قومك أن يستمروا على تكذيبهم، فيصيبهم مثل ما أصابهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦٓ إِنَّنِى بَرَآءٌ مِّمَّا تَعْبُدُونَ
43:26
Behold! Abraham said to his father and his people: "I do indeed clear myself of what ye worship:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani İbrahim babasına ve kavmine: "Gerçekten ben sizin taptığınız şeylerden uzağım.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Abraham said to his father and his people, ‘I renounce what you worship.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Ben sizin taptıklarınızdan uzağım!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when Abraham said unto his father and his folk: Lo! I am innocent of what ye worship
M. Pickthall · EN · public-domain
And [mention, O Muḥammad], when Abraham said to his father and his people, "Indeed, I am disassociated from that which you worship
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واذكر -أيها الرسول- إذ قال إبراهيم لأبيه وقومه الذين كانوا يعبدون ما يعبده قومك: إنني براء مما تعبدون من دون الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
إِلَّا ٱلَّذِى فَطَرَنِى فَإِنَّهُۥ سَيَهْدِينِ
43:27
"(I worship) only Him Who made me, and He will certainly guide me."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ben ancak beni yaratana taparım. Şüphesiz ki O, beni doğru yola iletecektir." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I worship only Him who created me, and it is He who will guide me,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ancak beni yoktan yaratan (Allah) başkadır! Şüphesiz ki O, beni doğru yola ulaştıracaktır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save Him Who did create me, for He will surely guide me.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except for He who created me; and indeed, He will guide me."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إلا الذي خلقني، فإنه سيوفقني لاتباع سبيل الرشاد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَجَعَلَهَا كَلِمَةًۢ بَاقِيَةً فِى عَقِبِهِۦ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
43:28
And he left it as a Word to endure among those who came after him, that they may turn back (to Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İbrahim, bu sözü, ardından gelecek olanlara devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, onlar doğru yola dönsünler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and he bequeathed these words to his descendants so that they might return [to God].
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) bunu (İbrahim’in bu sözünü), ardından geleceklere devamlı kalacak bir söz olarak bıraktı ki (insanlar gerçeğe) dönsünler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he made it a word enduring among his seed, that haply they might return.
M. Pickthall · EN · public-domain
And he made it a word remaining among his descendants that they might return [to it].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعل إبراهيم عليه السلام كلمة التوحيد (لا إله إلا الله) باقية في مَن بعده؛ لعلهم يرجعون إلى طاعة ربهم وتوحيده، ويتوبون من كفرهم وذنوبهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
بَلْ مَتَّعْتُ هَـٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ وَرَسُولٌ مُّبِينٌ
43:29
Yea, I have given the good things of this life to these (men) and their fathers, until the Truth has come to them, and a messenger making things clear.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu ben bunları da babalarını da kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp geçindirdim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I have let these people and their fathers enjoy long lives, and now I have given them the Truth and a messenger to make things clear-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğrusu, bunları da atalarını da kendilerine gerçek ve onu apaçık (tebliğ eden) bir elçi gelinceye kadar barındırdım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but I let these and their fathers enjoy life (only) till there should come unto them the Truth and a messenger making plain.
M. Pickthall · EN · public-domain
However, I gave enjoyment to these [people of Makkah] and their fathers until there came to them the truth and a clear Messenger.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل متعتُ -أيها الرسول- هؤلاء المشركين من قومك وآباءهم مِن قبلهم بالحياة، فلم أعاجلهم بالعقوبة على كفرهم، حتى جاءهم القرآن ورسول يبيِّن لهم ما يحتاجون إليه من أمور دينهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
وَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ قَالُوا۟ هَـٰذَا سِحْرٌ وَإِنَّا بِهِۦ كَـٰفِرُونَ
43:30
But when the Truth came to them, they said: "This is sorcery, and we do reject it."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçek kendilerine geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerine hak geldiği zaman onlar: "Bu bir büyüdür doğrusu biz onu tanımıyoruz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
yet when the Truth came to them, they said, ‘This is sorcery. We do not believe in it,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendilerine o gerçek (vahiy) gelince “Bu bir büyüdür; şüphesiz ki biz onu inkâr edenleriz!” dediler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And now that the Truth hath come unto them they say: This is mere magic, and lo! we are disbelievers therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
But when the truth came to them, they said, "This is magic, and indeed we are, concerning it, disbelievers."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولما جاءهم القرآن من عند الله قالوا: هذا الذي جاءنا به هذا الرسول سحرٌ يسحرنا به، وليس بوحي مِن عند الله، وإنا به مكذِّبون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
وَقَالُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ هَـٰذَا ٱلْقُرْءَانُ عَلَىٰ رَجُلٍ مِّنَ ٱلْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ
43:31
Also, they say: "Why is not this Qur'an sent down to some leading man in either of the two (chief) cities?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yine Onlar: "Bu Kur'an, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and they said, ‘Why was this Quran not sent down to a distinguished man, from either of the two cities?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Devamla:) “Bu Kur’an, iki şehirden bir(er) büyük adama indirilmeli değil miydi?” dediler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: If only this Qur'an had been revealed to some great man of the two towns?
M. Pickthall · EN · public-domain
And they said, "Why was this Qur’ān not sent down upon a great man from [one of] the two cities?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال هؤلاء المشركون مِن قريش: إنْ كان هذا القرآن مِن عند الله حقًا، فهلا نُزِّل على رجل عظيم من إحدى هاتين القريتين "مكة" أو "الطائف".
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ ۚ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَـٰتٍ لِّيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًا سُخْرِيًّا ۗ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
43:32
Is it they who would portion out the Mercy of thy Lord? It is We Who portion out between them their livelihood in the life of this world: and We raise some of them above others in ranks, so that some may command work from others. But the Mercy of thy Lord is better than the (wealth) which they amass.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Are they the ones who share out your Lord’s grace? We are the ones who give them their share of livelihood in this world and We have raised some of them above others in rank, so that some may take others into service: your Lord’s grace is better than anything they accumulate.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rabbinin rahmetini (vahyini) onlar mı paylaştırıyorlar! Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine hizmet etmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti (vahyi) onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden hayırlıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it they who apportion thy Lord's mercy? We have apportioned among them their livelihood in the life of the world, and raised some of them above others in rank that some of them may take labour from others; and the mercy of thy Lord is better than (the wealth) that they amass.
M. Pickthall · EN · public-domain
Do they distribute the mercy of your Lord? It is We who have apportioned among them their livelihood in the life of this world and have raised some of them above others in degrees [of rank] that they may make use of one another for service. But the mercy of your Lord is better than whatever they accumulate.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أهم يقسمون النبوة فيضعونها حيث شاؤوا؟ نحن قسمنا بينهم معيشتهم في حياتهم الدنيا من الأرزاق والأقوات، ورفعنا بعضهم فوق بعض درجات: هذا غنيٌّ وهذا فقير، وهذا قويٌّ وهذا ضعيف؛ ليكون بعضهم مُسَخَّرًا لبعض في المعاش. ورحمة ربك -أيها الرسول- بإدخالهم الجنة خير مما يجمعون من حطام الدنيا الفاني.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
وَلَوْلَآ أَن يَكُونَ ٱلنَّاسُ أُمَّةً وَٰحِدَةً لَّجَعَلْنَا لِمَن يَكْفُرُ بِٱلرَّحْمَـٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِّن فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ
43:33
And were it not that (all) men might become of one (evil) way of life, We would provide, for everyone that blasphemes against (Allah) Most Gracious, silver roofs for their houses and (silver) stair-ways on which to go up,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer insanlar küfre sapan bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, biz O Rahman olan Allah'ı inkâr eden kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If it were not that all mankind might have become a single nation [of disbelievers], We could have given all those who disbelieve in the Lord of Mercy houses with roofs of silver, sweeping staircases to ascend,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsanların küfürde birleşmiş tek bir ümmet olma (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri elbette gümüşten yapardık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And were it not that mankind would have become one community, We might well have appointed, for those who disbelieve in the Beneficent, roofs of silver for their houses and stairs (of silver) whereby to mount,
M. Pickthall · EN · public-domain
And if it were not that the people would become one community [of disbelievers], We would have made for those who disbelieve in the Most Merciful - for their houses - ceilings and stairways of silver upon which to mount.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولولا أن يكون الناس جماعة واحدة على الكفر، لجعلنا لمن يكفر بالرحمن لبيوتهم سُقُفا من فضة وسلالم عليها يصعدون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
وَلِبُيُوتِهِمْ أَبْوَٰبًا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِـُٔونَ
43:34
And (silver) doors to their houses, and thrones (of silver) on which they could recline,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onların evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
massive gates, couches to sit on,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (gümüşten yapardık).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And for their houses doors (of silver) and couches of silver whereon to recline,
M. Pickthall · EN · public-domain
And for their houses - doors and couches [of silver] upon which to recline
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا لبيوتهم أبوابًا من فضة، وجعلنا لهم سررًا عليها يتكئون، وجعلنا لهم ذهبًا، وما كل ذلك إلا متاع الحياة الدنيا، وهو متاع قليل زائل، ونعيم الآخرة مدَّخر عند ربك للمتقين ليس لغيرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
وَزُخْرُفًا ۚ وَإِن كُلُّ ذَٰلِكَ لَمَّا مَتَـٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَٱلْـَٔاخِرَةُ عِندَ رَبِّكَ لِلْمُتَّقِينَ
43:35
And also adornments of gold. But all this were nothing but conveniences of the present life: The Hereafter, in the sight of thy Lord is for the Righteous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Daha nice altın ziynetler verirdik. Çünkü bunların bizce hiçbir kıymeti yoktur. Bütün bunlar dünya hayatının geçici menfaatinden başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabbin katında takva sahipleri içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and golden ornaments. All of these are mere enjoyments of this life; your Lord reserves the next life for those who take heed of Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlara çeşitli) ziynetler (verirdik). Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret ise Rabbinin katında muttakîlere (duyarlı olanlara) özeldir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ornaments of gold. Yet all that would have been but a provision of the life of the world. And the Hereafter with your Lord would have been for those who keep from evil.
M. Pickthall · EN · public-domain
And gold ornament. But all that is not but the enjoyment of worldly life. And the Hereafter with your Lord is for the righteous.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا لبيوتهم أبوابًا من فضة، وجعلنا لهم سررًا عليها يتكئون، وجعلنا لهم ذهبًا، وما كل ذلك إلا متاع الحياة الدنيا، وهو متاع قليل زائل، ونعيم الآخرة مدَّخر عند ربك للمتقين ليس لغيرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ ٱلرَّحْمَـٰنِ نُقَيِّضْ لَهُۥ شَيْطَـٰنًا فَهُوَ لَهُۥ قَرِينٌ
43:36
If anyone withdraws himself from remembrance of (Allah) Most Gracious, We appoint for him an evil one, to be an intimate companion to him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rahman olan Allah'ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Her kim Rahman olan Allah'ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We assign an evil one as a comrade for whoever turns away from the revelations of the Lord of Mercy:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kim Rahmân’ın zikrine (Kur’an’a) karşı kör davranırsa (ondan yüz çevirirse), yanından ayrılmayan bir şeytanı ona sardırırız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he whose sight is dim to the remembrance of the Beneficent, We assign unto him a devil who becometh his comrade;
M. Pickthall · EN · public-domain
And whoever is blinded from remembrance of the Most Merciful - We appoint for him a devil, and he is to him a companion.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن يُعْرِض عن ذكر الرحمن، وهو القرآن، فلم يَخَفْ عقابه، ولم يهتد بهدايته، نجعل له شيطانًا في الدنيا يغويه؛ جزاء له على إعراضه عن ذكر الله، فهو له ملازم ومصاحب يمنعه الحلال، ويبعثه على الحرام.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ
43:37
Such (evil ones) really hinder them from the Path, but they think that they are being guided aright!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
evil ones bar people from the right path, even though they may think they are well guided.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bunlar (şeytanlar), onları doğru yoldan alıkoyarlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! they surely turn them from the way of Allah, and yet they deem that they are rightly guided;
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, they [i.e., the devils] avert them from the way [of guidance] while they think that they are [rightly] guided
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن الشياطين ليصدون عن سبيل الحق هؤلاء الذين يعرضون عن ذكر الله، فيزيِّنون لهم الضلالة، ويكرِّهون لهم الإيمان بالله والعمل بطاعته، ويظن هؤلاء المعرضون بتحسين الشياطين لهم ما هم عليه من الضلال أنهم على الحق والهدى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَنَا قَالَ يَـٰلَيْتَ بَيْنِى وَبَيْنَكَ بُعْدَ ٱلْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ ٱلْقَرِينُ
43:38
At length, when (such a one) comes to Us, he says (to his evil companion): "Would that between me and thee were the distance of East and West!" Ah! evil is the companion (indeed)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşına: "Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When such a person comes to Us, he will say [to his comrade], ‘If only you had been as far away from me as east is from west. What an evil comrade!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Arkadaşı), bize (huzurumuza) gelince (şeytana) “Ah, keşke benimle senin aranda iki doğular kadar uzaklık olsaydı; ne kötü arkadaşmış(sın sen)!” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Till, when he cometh unto Us, he saith (unto his comrade): Ah, would that between me and thee there were the distance of the two horizons - an evil comrade!
M. Pickthall · EN · public-domain
Until, when he comes to Us [at Judgement], he says [to his companion], "How I wish there was between me and you the distance between the east and west; and what a wretched companion."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
حتى إذا جاءنا الذي أعرض عن ذكر الرحمن وقرينُه من الشياطين للحساب والجزاء، قال المعرض عن ذكر الله لقرينه: وددت أن بيني وبينك بُعْدَ ما بين المشرق والمغرب، فبئس القرين لي حيث أغويتني.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
وَلَن يَنفَعَكُمُ ٱلْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
43:39
When ye have done wrong, it will avail you nothing, that Day, that ye shall be partners in Punishment!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlara: "Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz. Şimdi de hepiniz azapta ortaksınız." denir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[It will be said to them], ‘You have done wrong. Having partners in punishment will not console you today.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Haksızlık ettiğiniz için (pişmanlığınız) bugün size hiçbir yarar sağlamayacaktır. Şüphesiz ki siz azapta ortaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And it profiteth you not this day, because ye did wrong, that ye will be sharers in the doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
And never will it benefit you that Day, when you have wronged, that you are [all] sharing in the punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولن ينفعكم اليوم- أيها المعرضون- عن ذكر الله إذ أشركتم في الدنيا أنكم في العذاب مشتركون أنتم وقرناؤكم، فلكل واحد نصيبه الأوفر من العذاب، كما اشتركتم في الكفر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
أَفَأَنتَ تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ أَوْ تَهْدِى ٱلْعُمْىَ وَمَن كَانَ فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
43:40
Canst thou then make the deaf to hear, or give direction to the blind or to such as (wander) in manifest error?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! O halde sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut körlere ve apaçık bir sapıklık içinde bulunanlara sen mi doğru yolu göstereceksin?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Can you [Prophet] make the deaf hear? Or guide either the blind or those who are in gross error?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sağırlara sen mi duyuracaksın veya körleri ve apaçık sapkınlıkta olanları sen mi doğru yola ulaştıracaksın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Canst thou (Muhammad) make the deaf to hear, or canst thou guide the blind or him who is in error manifest?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then will you make the deaf hear, [O Muḥammad], or guide the blind or he who is in clear error?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفأنت -أيها الرسول- تُسمع مَن أصمَّه الله عن سماع الحق، أو تهدي إلى طريق الهدى مَن أعمى قلبه عن إبصاره، أو تهدي مَن كان في ضلال عن الحق بيِّن واضح؟ ليس ذلك إليك، إنما عليك البلاغ، وليس عليك هداهم، ولكن الله يهدي مَن يشاء، ويضلُّ مَن يشاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
فَإِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَإِنَّا مِنْهُم مُّنتَقِمُونَ
43:41
Even if We take thee away, We shall be sure to exact retribution from them,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer biz seni onlara azap gelmeden önce alıp götürsek bile onlardan intikam alırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Either We shall take you away and punish them- indeed We will-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz seni (onlardan alıp) götürsek de şüphesiz ki onlardan intikam alırız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if We take thee away, We surely shall take vengeance on them,
M. Pickthall · EN · public-domain
And whether [or not] We take you away [in death], indeed, We will take retribution upon them.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإن توفيناك -أيها الرسول- قبل نصرك على المكذبين من قومك، فإنَّا منهم منتقمون في الآخرة، أو نرينك الذي وعدناهم من العذاب النازل بهم كيوم "بدر"، فإنا عليهم مقتدرون نُظهِرك عليهم، ونخزيهم بيدك وأيدي المؤمنين بك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
أَوْ نُرِيَنَّكَ ٱلَّذِى وَعَدْنَـٰهُمْ فَإِنَّا عَلَيْهِم مُّقْتَدِرُونَ
43:42
Or We shall show thee that (accomplished) which We have promised them: for verily We shall prevail over them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yahut da onlara vaad ettiğimiz azabı sana gösteririz. Çünkü bizim onlara azap etmeye gücümüz yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
or We shall let you witness the punishment We threatened them with; We have full power over them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Veya onlara vadettiğimizi (azabı) sana gösteririz. Şüphesiz ki bizim onlara gücümüz yeter.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or (if) We show thee that wherewith We threaten them; for lo! We have complete command of them.
M. Pickthall · EN · public-domain
Or whether [or not] We show you that which We have promised them, indeed, We are Perfect in Ability.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإن توفيناك -أيها الرسول- قبل نصرك على المكذبين من قومك، فإنَّا منهم منتقمون في الآخرة، أو نرينك الذي وعدناهم من العذاب النازل بهم كيوم "بدر"، فإنا عليهم مقتدرون نُظهِرك عليهم، ونخزيهم بيدك وأيدي المؤمنين بك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
فَٱسْتَمْسِكْ بِٱلَّذِىٓ أُوحِىَ إِلَيْكَ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
43:43
So hold thou fast to the Revelation sent down to thee; verily thou art on a Straight Way.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Öyleyse sen, sana vahyedilen Kur'an'a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hold fast to what has been revealed to you- you truly are on the right path-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Elbette sen doğru yoldasın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So hold thou fast to that which is inspired in thee. Lo! thou art on a right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
So adhere to that which is revealed to you. Indeed, you are on a straight path.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاستمسك -أيها الرسول- بما يأمرك به الله في هذا القرآن الذي أوحاه إليك؛ إنك على صراط مستقيم، وذلك هو دين الله الذي أمر به، وهو الإسلام. وفي هذا تثبيت للرسول صلى الله عليه وسلم، وثناء عليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
وَإِنَّهُۥ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ ۖ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ
43:44
The (Qur'an) is indeed the message, for thee and for thy people; and soon shall ye (all) be brought to account.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
for it is a reminder for you and your people: you will all be questioned.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o (Kur’an), senin ve kavmin için (gerçeği) hatırlatan (öğüt)tür. İleride ondan sorgulanacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is in truth a Reminder for thee and for thy folk; and ye will be questioned.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, it is a remembrance for you and your people, and you [all] are going to be questioned.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن هذا القرآن لَشرف لك ولقومك من قريش؛ حيث أُنزل بلغتهم، فهم أفهم الناس له، فينبغي أن يكونوا أقوم الناس به، وأعملهم بمقتضاه، وسوف تُسألون أنت ومَن معك عن الشكر لله عليه والعمل به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
وَسْـَٔلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رُّسُلِنَآ أَجَعَلْنَا مِن دُونِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ءَالِهَةً يُعْبَدُونَ
43:45
And question thou our messengers whom We sent before thee; did We appoint any deities other than (Allah) Most Gracious, to be worshipped?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor; Biz, Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de sor, biz Rahman olan Allah'tan başka kendisine ibadet edilecek ilâhlar yapmış mıyız?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ask the prophets We sent before you: ‘Did We ever appoint any gods to be worshipped besides the Lord of Mercy?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! “Rahmân’ın peşi sıra tapılacak ilahlar (edinin.” diye) emretmiş miyiz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ask those of Our messengers whom We sent before thee: Did We ever appoint gods to be worshipped beside the Beneficent?
M. Pickthall · EN · public-domain
And ask those We sent before you of Our messengers; have We made besides the Most Merciful deities to be worshipped?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واسأل -أيها الرسول- أتباع مَن أرسلنا مِن قبلك من رسلنا وحملة شرائعهم: أجاءت رسلهم بعبادة غير الله؟ فإنهم يخبرونك أن ذلك لم يقع؛ فإن جميع الرسل دَعَوْا إلى ما دعوتَ الناس إليه من عبادة الله وحده، لا شريك له، ونهَوْا عن عبادة ما سوى الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَـٰتِنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَقَالَ إِنِّى رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
43:46
We did send Moses aforetime, with Our Signs, to Pharaoh and his Chiefs: He said, "I am a messenger of the Lord of the Worlds."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki Biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve erkanına göndermiştik, "Şüphesiz ben, Alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki, biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına gönderdik. Musa: "Ben gerçekten âlemlerin Rabbi olan Allah'ın peygamberiyim." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We sent Moses to Pharaoh and his courtiers and he said, ‘I am truly a messenger from the Lord of the Worlds,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz Musa’yı delillerimizle Firavun’a ve yöneticilerine göndermiştik de (Musa) “Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We sent Moses with Our revelations unto Pharaoh and his chiefs, and he said: I am a messenger of the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
And certainly did We send Moses with Our signs to Pharaoh and his establishment, and he said, "Indeed, I am the messenger of the Lord of the worlds."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أرسلنا موسى بحججنا إلى فرعون وأشراف قومه، كما أرسلناك -أيها الرسول- إلى هؤلاء المشركين من قومك، فقال لهم موسى: إني رسول رب العالمين، فلما جاءهم بالبينات الواضحات الدالة على صدقه في دعوته، إذا فرعون وملؤه مما جاءهم به موسى من الآيات والعبر يضحكون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
فَلَمَّا جَآءَهُم بِـَٔايَـٰتِنَآ إِذَا هُم مِّنْهَا يَضْحَكُونَ
43:47
But when he came to them with Our Signs, behold they ridiculed them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Musa onlara mucizelerimizi getirince onlar hemen bu mucizelere gülüverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but when he presented Our signs to them, they laughed,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara delillerimizi getirince hemen onlara gülmüşlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when he brought them Our tokens, behold! they laughed at them.
M. Pickthall · EN · public-domain
But when he brought them Our signs, at once they laughed at them.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أرسلنا موسى بحججنا إلى فرعون وأشراف قومه، كما أرسلناك -أيها الرسول- إلى هؤلاء المشركين من قومك، فقال لهم موسى: إني رسول رب العالمين، فلما جاءهم بالبينات الواضحات الدالة على صدقه في دعوته، إذا فرعون وملؤه مما جاءهم به موسى من الآيات والعبر يضحكون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
وَمَا نُرِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ إِلَّا هِىَ أَكْبَرُ مِنْ أُخْتِهَا ۖ وَأَخَذْنَـٰهُم بِٱلْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
43:48
We showed them Sign after Sign, each greater than its fellow, and We seized them with Punishment, in order that they might turn (to Us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bizim onlara gösterdiğimiz her bir mucize diğerinden daha büyüktü. Belki doğru yola dönerler diye biz onları azapla yakaladık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
even though each sign We showed them was greater than the previous one. We inflicted torment on them so that they might return to the right path.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara gösterdiğimiz her bir delil, kardeşinden (diğerinden) daha büyüktü. (Gerçeğe) dönsünler diye onları azapla yakalamış (cezalandırmış)tık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And every token that We showed them was greater than its sister (token), and We grasped them with the torment, that haply they might turn again.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We showed them not a sign except that it was greater than its sister, and We seized them with affliction that perhaps they might return [to faith].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما نُري فرعون وملأه من حجة إلا هي أعظم من التي قبلها، وأدل على صحة ما يدعوهم موسى عليه، وأخذناهم بصنوف العذاب كالجراد والقُمَّل والضفادع والطوفان، وغير ذلك؛ لعلهم يرجعون عن كفرهم بالله إلى توحيده وطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
وَقَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَ ٱلسَّاحِرُ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ
43:49
And they said, "O thou sorcerer! Invoke thy Lord for us according to His covenant with thee; for we shall truly accept guidance."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar azâbı görünce: "Ey sihirbaz! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They said, ‘Sorcerer, call on your Lord for us, by virtue of His pledge to you: we shall certainly accept guidance,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Musa’ya) şöyle demişlerdi: “Ey büyücü! Sana verdiği söze göre bizim için Rabbine dua et; çünkü biz artık doğru yola gireceğiz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they said: O wizard! Entreat thy Lord for us by the pact that He hath made with thee. Lo! we verily will walk aright.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they said [to Moses], "O magician, invoke for us your Lord by what He has promised you. Indeed, we will be guided."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال فرعون وملؤه لموسى: يا أيها العالم (وكان الساحر فيهم عظيمًا يُوَقِّرونه ولم يكن السحر صفة ذم) ادع لنا ربك بعهده الذي عهد إليك وما خصَّك به من الفضائل أن يكشف عنا العذاب، فإن كشف عنا العذاب فإننا لمهتدون مؤمنون بما جئتنا به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ ٱلْعَذَابَ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ
43:50
But when We removed the Penalty from them, behold, they broke their word.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat azabı kendilerinden kaldırdığımız zaman hemen sözlerinden dönüverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but as soon as We relieved their torment they broke their word.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan azabı (sıkıntıyı) her açıp kaldırdığımızda hemen sözlerinden dönmüşlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when We eased them of the torment, behold! they broke their word.
M. Pickthall · EN · public-domain
But when We removed from them the affliction, at once they broke their word.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلما دعا موسى برفع العذاب عنهم، ورفعناه عنهم إذا هم يغدرون، ويصرُّون على ضلالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 51
وَنَادَىٰ فِرْعَوْنُ فِى قَوْمِهِۦ قَالَ يَـٰقَوْمِ أَلَيْسَ لِى مُلْكُ مِصْرَ وَهَـٰذِهِ ٱلْأَنْهَـٰرُ تَجْرِى مِن تَحْتِىٓ ۖ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
43:51
And Pharaoh proclaimed among his people, saying: "O my people! Does not the dominion of Egypt belong to me, (witness) these streams flowing underneath my (palace)? What! see ye not then?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun, milletine şöyle seslendi: "Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Pharaoh proclaimed to his people, ‘My people, is the Kingdom of Egypt not mine? And these rivers that flow at my feet, are they not mine? Do you not see?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Firavun, kavmine seslenip şöyle demişti: “Ey kavmim! Mısır’ın hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? (Hâlâ gerçeği) görmüyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Pharaoh caused a proclamation to be made among his people saying: O my people! Is not mine the sovereignty of Egypt and these rivers flowing under me? Can ye not then discern?
M. Pickthall · EN · public-domain
And Pharaoh called out among his people; he said, "O my people, does not the kingdom of Egypt belong to me, and these rivers flowing beneath me; then do you not see?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونادى فرعون في عظماء قومه متبجحًا مفتخرًا بمُلْك "مصر": أليس لي مُلْك "مصر" وهذه الأنهار تجري مِن تحتي؟ أفلا تبصرون عظمتي وقوتي، وضعف موسى وفقره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 52
أَمْ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْ هَـٰذَا ٱلَّذِى هُوَ مَهِينٌ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ
43:52
"Am I not better than this (Moses), who is a contemptible wretch and can scarcely express himself clearly?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yahut, ben zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa ben, nerede ise meramını anlatamayan şu zavallıdan daha hayırlı değil miyim?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Am I not better than this contemptible wretch who can scarcely express himself?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa ben kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu (adam)dan daha hayırlı değil miyim?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
I am surely better than this fellow, who is despicable and can hardly make (his meaning) plain!
M. Pickthall · EN · public-domain
Or am I [not] better than this one [i.e., Moses] who is insignificant and hardly makes himself clear?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل أنا خير من هذا الذي لا عزَّ معه، فهو يمتهن نفسه في حاجاته لضعفه وحقارته، ولا يكاد يُبين الكلام لعِيِّ لسانه، وقد حمل فرعونَ على هذا القول الكفرُ والعنادُ والصدُّ عن سبيل الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 53
فَلَوْلَآ أُلْقِىَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌ مِّن ذَهَبٍ أَوْ جَآءَ مَعَهُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ مُقْتَرِنِينَ
43:53
"Then why are not gold bracelets bestowed on him, or (why) come (not) with him angels accompanying him in procession?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer O'nun dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Why has he not been given any gold bracelets? Why have no angels come to accompany him?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ona altından bilezikler verilmeli veya beraberinde melekler gelmeli değil miydi?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Why, then, have armlets of gold not been set upon him, or angels sent along with him?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then why have there not been placed upon him bracelets of gold or come with him the angels in conjunction?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فهلا أُلقِي على موسى- إن كان صادقًا أنه رسول رب العالمين- أسْوِرَة من ذهب، أو جاء معه الملائكة قد اقترن بعضهم ببعض، فتتابعوا يشهدون له بأنه رسول الله إلينا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 54
فَٱسْتَخَفَّ قَوْمَهُۥ فَأَطَاعُوهُ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ
43:54
Thus did he make fools of his people, and they obeyed him: truly were they a people rebellious (against Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O'na itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavimdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
In this way he moved his people to accept and they obeyed him- they were perverse people.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Firavun) kavmini küçümsemiş, onlar da kendisine boyun eğmişti. Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış bir toplumdu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus he persuaded his people to make light (of Moses), and they obeyed him. Lo! they were a wanton folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
So he bluffed his people, and they obeyed him. Indeed, they were [themselves] a people defiantly disobedient [of Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاسْتَخَفَّ فرعون عقول قومه فدعاهم إلى الضلالة، فأطاعوه وكذبوا موسى، إنهم كانوا قومًا خارجين عن طاعة الله وصراطه المستقيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 55
فَلَمَّآ ءَاسَفُونَا ٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ أَجْمَعِينَ
43:55
When at length they provoked Us, We exacted retribution from them, and We drowned them all.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nihayet bizi gazaplandırdıkları zaman onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When they provoked Us, We punished and drowned them all:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Böylece bizi öfkelendirdiklerinde onlardan intikam almış, hepsini (denizde) boğmuştuk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So, when they angered Us, We punished them and drowned them every one.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when they angered Us, We took retribution from them and drowned them all.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلما أغضبونا- بعصياننا، وتكذيب موسى وما جاء به من الآيات- انتقمنا منهم بعاجل العذاب الذي عَجَّلناه لهم، فأغرقناهم أجمعين في البحر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 56
فَجَعَلْنَـٰهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِّلْـَٔاخِرِينَ
43:56
And We made them (a people) of the Past and an Example to later ages.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları, sonradan gelecek inkarcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onları sonradan gelecekler için ibret ve örnek kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We made them a lesson and an example for later people.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onları, sonradan gelenlerin geçmişi ve (ibretlik) örneği kılmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We made them a thing past, and an example for those after (them).
M. Pickthall · EN · public-domain
And We made them a precedent and an example for the later peoples.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فجعلنا هؤلاء الذين أغرقناهم في البحر سلفًا لمن يعمل مثل عملهم ممن يأتي بعدهم في استحقاق العذاب، وعبرة وعظة للآخرين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 57
۞ وَلَمَّا ضُرِبَ ٱبْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ
43:57
When (Jesus) the son of Mary is held up as an example, behold, thy people raise a clamour thereat (in ridicule)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Meryem oğlu misal verilince, senin milletin buna gülüp geçiverdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Meryem oğlu İsâ bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başladılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When the son of Mary is cited as an example, your people [Prophet] laugh and jeer,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Meryem oğlu (İsa, Kur’an’da) bir örnek olarak anlatılınca, kavmin(den bazıları) hemen sevinç çığlıkları atmaya başlamışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the son of Mary is quoted as an example, behold! the folk laugh out,
M. Pickthall · EN · public-domain
And when the son of Mary was presented as an example, immediately your people laughed aloud.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولما ضرب المشركون عيسى ابن مريم مثلا حين خاصموا محمدا صلى الله عليه وسلم، وحاجُّوه بعبادة النصارى إياه، إذا قومك من ذلك ولأجله يرتفع لهم جَلَبة وضجيج فرحًا وسرورًا، وذلك عندما نزل قوله تعالى {إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ (21:98)}، وقال المشركون: رضينا أن تكون آلهتنا بمنزلة عيسى، فأنزل الله قوله: {إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنَى أُولَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ (21:101)}، فالذي يُلْقى في النار من آلهة المشركين من رضي بعبادتهم إياه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 58
وَقَالُوٓا۟ ءَأَـٰلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ ۚ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًۢا ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ
43:58
And they say, "Are our gods best, or he?" This they set forth to thee, only by way of disputation: yea, they are a contentious people.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bizim tanrımız mı yoksa o mu daha iyidir?" dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar dediler ki: "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsâ mı?" Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar çok kavgacı bir topluluktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
saying, ‘Are our gods better or him?’- they cite him only to challenge you: they are a contentious people-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Müşrikler) “Bizim ilahlarımız mı hayırlı, yoksa o mu?” demişlerdi. Bunu sana ancak tartışmak için örnek vermişlerdi (söylemişlerdi). Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And say: Are our gods better, or is he? They raise not the objection save for argument. Nay! but they are a contentious folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they said, "Are our gods better, or is he?" They did not present it [i.e., the comparison] except for [mere] argument. But, [in fact], they are a people prone to dispute.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال مشركو قومك -أيها الرسول-: أآلهتنا التي نعبدها خير أم عيسى الذي يعبده قومه؟ فإذا كان عيسى في النار، فلنكن نحن وآلهتنا معه، ما ضربوا لك هذا المثل إلا جدلا بل هم قوم مخاصمون بالباطل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 59
إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَـٰهُ مَثَلًا لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
43:59
He was no more than a servant: We granted Our favour to him, and We made him an example to the Children of Israel.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but he is only a servant We favoured and made an example for the Children of Israel:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (İsa), kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek (delil) kıldığımız bir kuldan başkası değildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He is nothing but a slave on whom We bestowed favour, and We made him a pattern for the Children of Israel.
M. Pickthall · EN · public-domain
He [i.e., Jesus] was not but a servant upon whom We bestowed favor, and We made him an example for the Children of Israel.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ما عيسى ابن مريم إلا عبد أنعمنا عليه بالنبوة، وجعلناه آية وعبرة لبني إسرائيل يُستدل بها على قدرتا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 60
وَلَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَـٰٓئِكَةً فِى ٱلْأَرْضِ يَخْلُفُونَ
43:60
And if it were Our Will, We could make angels from amongst you, succeeding each other on the earth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer biz dileseydik, sizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
if it had been Our will, We could have made you angels, succeeding one another on earth.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dileseydik içinizden yeryüzünde (sizin) yerinize geçecek melekler elbette yaratırdık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And had We willed We could have set among you angels to be viceroys in the earth.
M. Pickthall · EN · public-domain
And if We willed, We could have made [instead] of you angels succeeding [one another] on the earth.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو نشاء لجعلنا بدلا منكم ملائكة يَخْلُف بعضهم بعضًا بدلا من بني آدم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 61
وَإِنَّهُۥ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَٱتَّبِعُونِ ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
43:61
And (Jesus) shall be a Sign (for the coming of) the Hour (of Judgment): therefore have no doubt about the (Hour), but follow ye Me: this is a Straight Way.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O kıyametin kopacağını bildirir; o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, Bana uyun, bu doğru yoldur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten o, (İsâ'nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This [Quran] gives knowledge of the Hour: do not doubt it. Follow Me for this is the right path;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o (Kur’an/elçi Son) Saat için bir bilgidir. Ondan şüphe etmeyin ve bana uyun! Bu doğru yoldur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! verily there is knowledge of the Hour. So doubt ye not concerning it, but follow Me. This is the right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, he [i.e., Jesus] will be [a sign for] knowledge of the Hour, so be not in doubt of it, and follow Me. This is a straight path.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن نزول عيسى عليه السلام قبل يوم القيامة لدليل على قُرْبِ، وقوع الساعة، فلا تشُكُّوا أنها واقعة لا محالة، واتبعون فيما أخبركم به عن الله تعالى، هذا طريق قويم إلى الجنة، لا اعوجاج فيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 62
وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
43:62
Let not the Evil One hinder you: for he is to you an enemy avowed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sakın şeytan sizi doğru yoldan alıkoymasın. Gerçekten o sizin için apaçık bir düşmandır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
do not let Satan hinder you, for he is your sworn enemy.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sakın şeytan sizi (doğru yoldan) engellemesin! Şüphesiz ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And let not Satan turn you aside. Lo! he is an open enemy for you.
M. Pickthall · EN · public-domain
And never let Satan avert you. Indeed, he is to you a clear enemy.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولا يصدَّنكم الشيطان بوساوسه عن طاعتي فيما آمركم به وأنهاكم عنه، إنه لكم عدو بيِّن العداوة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 63
وَلَمَّا جَآءَ عِيسَىٰ بِٱلْبَيِّنَـٰتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُم بِٱلْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُم بَعْضَ ٱلَّذِى تَخْتَلِفُونَ فِيهِ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
43:63
When Jesus came with Clear Signs, he said: "Now have I come to you with Wisdom, and in order to make clear to you some of the (points) on which ye dispute: therefore fear Allah and obey me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İsâ mucizelerle indiği zaman dedi ki: "Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ihtilâfa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. O halde Allah'tan korkun, ve bana itaat edin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When Jesus came with clear signs he said, ‘I have brought you wisdom; I have come to clear up some of your differences for you. Be mindful of God and obey me:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İsa, apaçık delillerle geldiği zaman şöyle demişti: “Ben size elbette hikmet (doğru hükümler) getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size elbette açıklayacağım. Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When Jesus came with clear proofs (of Allah's Sovereignty), he said: I have come unto you with wisdom, and to make plain some of that concerning which ye differ. So keep your duty to Allah, and obey me.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when Jesus brought clear proofs, he said, "I have come to you with wisdom [i.e., prophethood] and to make clear to you some of that over which you differ, so fear Allāh and obey me.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولما جاء عيسى بني إسرائيل بالبينات الواضحات من الأدلة قال: قد جئتكم بالنبوة، ولأبيِّن لكم بعض الذي تختلفون فيه من أمور الدين، فاتقوا الله بامتثال أوامره واجتناب نواهيه، وأطيعون فيما أمرتكم به من تقوى الله وطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 64
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
43:64
"For Allah, He is my Lord and your Lord: so worship ye Him: this is a Straight Way."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten benim de Rabbim sizin de Rabbiniz Allah'tır. Öyle ise O'na kulluk edin. Bu doğru bir yoldur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God is my Lord and your Lord. Serve Him: this is the straight path.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki Allah -yalnızca O- benim de Rabbimdir; sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin! Doğru yol budur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! Allah, He is my Lord and your Lord. So worship Him. This is a right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, Allāh is my Lord and your Lord, so worship Him. This is a straight path."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الله سبحانه وتعالى هو ربي وربكم جميعًا فاعبدوه وحده، ولا تشركوا به شيئًا، هذا الذي أمرتكم به من تقوى الله وإفراده بالألوهية هو الطريق المستقيم، وهو دين الله الحق الذي لا يقبل من أحد سواه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 65
فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ
43:65
But sects from among themselves fell into disagreement: then woe to the wrong-doers, from the Penalty of a Grievous Day!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat aralarından çıkan gruplar, İsâ hakkında ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azâbından dolayı vay zulmedenlerin hâline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yet still the different factions among them disagreed- woe to the evildoers: they will suffer the torment of a grievous day!-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Çeşitli) gruplar (İsa hakkında) kendi aralarında ayrılığa düştüler. Elem verici günün azabı nedeniyle zalimlerin vay hâllerine!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But the factions among them differed. Then woe unto those who do wrong from the doom of a painful day.
M. Pickthall · EN · public-domain
But the denominations from among them differed [and separated], so woe to those who have wronged from the punishment of a painful Day.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاختلفت الفرق في أمر عيسى عليه السلام، وصاروا فيه شيعًا: منهم مَن يُقِرُّ بأنه عبد الله ورسوله، وهو الحق، ومنهم مَن يزعم أنه ابن الله، ومنهم مَن يقول: إنه الله، تعالى الله عن قولهم علوًا كبيرًا، فهلاك ودمار وعذاب أليم يوم القيامة لمن وصفوا عيسى بغير ما وصفه الله به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 66
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا ٱلسَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
43:66
Do they only wait for the Hour - that it should come on them all of a sudden, while they perceive not?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar kendileri farkına varmadan ansızın kıyâmetin başlarına gelmesini mi bekliyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
what are they waiting for but the Hour, which will come upon them suddenly and take them unawares?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar, farkında değillerken o (Son) Saat’in kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Await they aught save the Hour, that it shall come upon them suddenly, when they know not?
M. Pickthall · EN · public-domain
Are they waiting except for the Hour to come upon them suddenly while they perceive not?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هل ينتظر هؤلاء الأحزاب المختلفون في عيسى ابن مريم إلا الساعة أن تأتيهم فجأة، وهم لا يشعرون ولا يفطنون؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 67
ٱلْأَخِلَّآءُ يَوْمَئِذٍۭ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا ٱلْمُتَّقِينَ
43:67
Friends on that day will be foes, one to another,- except the Righteous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün Allah'tan korkanlar hariç dost olanlar birbirlerine düşmandırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On that Day, friends will become each other’s enemies. Not so the righteous-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün, muttakîler (duyarlı olanlar) dışında (bütün) dostlar (!) birbirlerine düşman kesilirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Friends on that day will be foes one to another, save those who kept their duty (to Allah).
M. Pickthall · EN · public-domain
Close friends, that Day, will be enemies to each other, except for the righteous
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الأصدقاء على معاصي الله في الدنيا يتبرأ بعضهم من بعض يوم القيامة، لكن الذين تصادقوا على تقوى الله، فإن صداقتهم دائمة في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 68
يَـٰعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ
43:68
My devotees! no fear shall be on you that Day, nor shall ye grieve,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘My servants, there is no fear for you today, nor shall you grieve’––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ey kullarım! Bugün size korku yoktur; siz üzülmeyeceksiniz de!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
O My slaves! For you there is no fear this day, nor is it ye who grieve;
M. Pickthall · EN · public-domain
[To whom Allāh will say], "O My servants, no fear will there be concerning you this Day, nor will you grieve,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال لهؤلاء المتقين: يا عبادي لا خوف عليكم اليوم من عقابي، ولا أنتم تحزنون على ما فاتكم مِن حظوظ الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 69
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
43:69
(Being) those who have believed in Our Signs and bowed (their wills to Ours) in Islam.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunlar, ayetlerimize inanmış ve kendilerini Bize vermişlerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
those who believed in Our revelations and devoted themselves to Us.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar ayetlerimize inanan ve müslüman olan (kullar)dı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Ye) who believed Our revelations and were self-surrendered,
M. Pickthall · EN · public-domain
[You] who believed in Our verses and were Muslims.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الذين آمنوا بآياتنا وعملوا بما جاءتهم به رسلهم، وكانوا منقادين لله ربِّ العالمين بقلوبهم وجوارحهم، يقال لهم: ادخلوا الجنة أنتم وقرناؤكم المؤمنون تُنَعَّمون وتُسَرُّون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 70
ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ تُحْبَرُونَ
43:70
Enter ye the Garden, ye and your wives, in (beauty and) rejoicing.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle denir: "Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Siz ve eşleriniz cennete girin. Orada ağırlanıp sevindirileceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Enter Paradise, you and your spouses: you will be filled with joy.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Cennetliklere şöyle seslenilecektir:) “Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete girin!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Enter the Garden, ye and your wives, to be made glad.
M. Pickthall · EN · public-domain
Enter Paradise, you and your kinds, delighted."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الذين آمنوا بآياتنا وعملوا بما جاءتهم به رسلهم، وكانوا منقادين لله ربِّ العالمين بقلوبهم وجوارحهم، يقال لهم: ادخلوا الجنة أنتم وقرناؤكم المؤمنون تُنَعَّمون وتُسَرُّون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 71
يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِّن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ ٱلْأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلْأَعْيُنُ ۖ وَأَنتُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
43:71
To them will be passed round, dishes and goblets of gold: there will be there all that the souls could desire, all that their eyes could delight in: and ye shall abide therein (for eye).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dishes and goblets of gold will be passed around them with all that their souls desire and their eyes delight in. ‘There you will remain:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılacaktır. Orada, canlarının istediği,gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Siz orada ebedî kalacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therein are brought round for them trays of gold and goblets, and therein is all that souls desire and eyes find sweet. And ye are immortal therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
Circulated among them will be plates and vessels of gold. And therein is whatever the souls desire and [what] delights the eyes, and you will abide therein eternally.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يطاف على هؤلاء الذين آمنوا بالله ورسله في الجنة بالطعام في أوانٍ من ذهب، وبالشراب في أكواب من ذهب، وفيها لهم ما تشتهي أنفسهم وتلذه أعينهم، وهم ماكثون فيها أبدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 72
وَتِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِىٓ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
43:72
Such will be the Garden of which ye are made heirs for your (good) deeds (in life).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
this is the Garden you are given as your own, because of what you used to do,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlara) “İşte yaptıklarınıza karşılık size miras olarak verilen cennet budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is the Garden which ye are made to inherit because of what ye used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
And that is Paradise which you are made to inherit for what you used to do.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهذه الجنة التي أورثكم الله إياها؛ بسبب ما كنتم تعملون في الدنيا من الخيرات والأعمال الصالحات، وجعلها مِن فضله ورحمته جزاء لكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 73
لَكُمْ فِيهَا فَـٰكِهَةٌ كَثِيرَةٌ مِّنْهَا تَأْكُلُونَ
43:73
Ye shall have therein abundance of fruit, from which ye shall have satisfaction.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Orada sizin için bol bol meyveler vardır. Onlardan yersiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and there is abundant fruit in it for you to eat.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yersiniz.” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therein for you is fruit in plenty whence to eat.
M. Pickthall · EN · public-domain
For you therein is much fruit from which you will eat.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لكم في الجنة فاكهة كثيرة من كل نوع منها تأكلون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 74
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى عَذَابِ جَهَنَّمَ خَـٰلِدُونَ
43:74
The sinners will be in the Punishment of Hell, to dwell therein (for aye):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz ki suçlular, cehennem azâbında ebedi olarak kalacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But the evildoers will remain in Hell’s punishment,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki suçlular cehennem azabında ebedî kalıcıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the guilty are immortal in hell's torment.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, the criminals will be in the punishment of Hell, abiding eternally.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين اكتسبوا الذنوب بكفرهم، في عذاب جهنم ماكثون، لا يخفف عنهم، وهم فيه آيسون من رحمة الله، وما ظلمْنا هؤلاء المجرمين بالعذاب، ولكن كانوا هم الظالمين أنفسهم بشركهم وجحودهم أن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، وترك اتباعهم لرسل ربهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 75
لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
43:75
Nowise will the (Punishment) be lightened for them, and in despair will they be there overwhelmed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onların azâbı hafifletilmez ve onlar azab içersinde ümitsizdirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
from which there is no relief: they will remain in utter despair.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar orada (kurtuluştan) ümit kesmişlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is not relaxed for them, and they despair therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
It will not be allowed to subside for them, and they, therein, are in despair.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين اكتسبوا الذنوب بكفرهم، في عذاب جهنم ماكثون، لا يخفف عنهم، وهم فيه آيسون من رحمة الله، وما ظلمْنا هؤلاء المجرمين بالعذاب، ولكن كانوا هم الظالمين أنفسهم بشركهم وجحودهم أن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، وترك اتباعهم لرسل ربهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 76
وَمَا ظَلَمْنَـٰهُمْ وَلَـٰكِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلظَّـٰلِمِينَ
43:76
Nowise shall We be unjust to them: but it is they who have been unjust themselves.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onlara zulmetmedik, ama onlar zalim kimselerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlimler oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We never wronged them; they were the ones who did wrong.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz onlara haksızlık etmedik fakat onlar kendilerine yazık edenlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We wronged them not, but they it was who did the wrong.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We did not wrong them, but it was they who were the wrongdoers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين اكتسبوا الذنوب بكفرهم، في عذاب جهنم ماكثون، لا يخفف عنهم، وهم فيه آيسون من رحمة الله، وما ظلمْنا هؤلاء المجرمين بالعذاب، ولكن كانوا هم الظالمين أنفسهم بشركهم وجحودهم أن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، وترك اتباعهم لرسل ربهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 77
وَنَادَوْا۟ يَـٰمَـٰلِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ ۖ قَالَ إِنَّكُم مَّـٰكِثُونَ
43:77
They will cry: "O Malik! would that thy Lord put an end to us!" He will say, "Nay, but ye shall abide!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cehennemde şöyle seslenilir: "Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will cry, ‘Malik, if only your Lord would finish us off,’ but he will answer, ‘No! You are here to stay.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Cehennemdekiler:) “Ey (mahşer meleği) Mâlik! Rabbin bizim hakkımızda (ölüm) hükmünü versin!” diye seslenmiş, o (Mâlik) de “Şüphesiz ki siz böyle kalacaksınız!” demiş (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they cry: O master! Let thy Lord make an end of us. He saith: Lo! here ye must remain.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they will call, "O Mālik, let your Lord put an end to us!" He will say, "Indeed, you will remain."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونادى هؤلاء المجرمون بعد أن أدخلهم الله جهنم "مالكًا" خازن جهنم: يا مالك لِيُمِتنا ربك، فنستريح ممَّا نحن فيه، فأجابهم مالكٌ: إنكم ماكثون، لا خروج لكم منها، ولا محيد لكم عنها، لقد جئناكم بالحق ووضحناه لكم، ولكن أكثركم لما جاء به الرسل من الحق كارهون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 78
لَقَدْ جِئْنَـٰكُم بِٱلْحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَـٰرِهُونَ
43:78
Verily We have brought the Truth to you: but most of you have a hatred for Truth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz size hakkı getirdik. Fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have brought you the Truth but most of you despise it.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz size elbette gerçeği getirmiştik fakat çoğunuz gerçek(ler)den hoşlanmıyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We verily brought the Truth unto you, but ye were, most of you, averse to the Truth.
M. Pickthall · EN · public-domain
We had certainly brought you the truth, but most of you, to the truth, were averse.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونادى هؤلاء المجرمون بعد أن أدخلهم الله جهنم "مالكًا" خازن جهنم: يا مالك لِيُمِتنا ربك، فنستريح ممَّا نحن فيه، فأجابهم مالكٌ: إنكم ماكثون، لا خروج لكم منها، ولا محيد لكم عنها، لقد جئناكم بالحق ووضحناه لكم، ولكن أكثركم لما جاء به الرسل من الحق كارهون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 79
أَمْ أَبْرَمُوٓا۟ أَمْرًا فَإِنَّا مُبْرِمُونَ
43:79
What! have they settled some plan (among themselves)? But it is We Who settle things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa bir işe mi karar verdiler? Doğrusu Biz de kararlıyız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa onlar hakka karşı gelmek için bir iş mi kararlaştırdılar? Biz de onları cezalandırmak için kararlıyız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Have these disbelievers thought up some scheme? We too have been scheming.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa (müşrikler) bir işe kesin karar mı verdiler! Doğrusu kararlı olan biziz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or do they determine any thing (against the Prophet)? Lo! We (also) are determining.
M. Pickthall · EN · public-domain
Or have they devised [some] affair? But indeed, We are devising [a plan].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل أأحْكمَ هؤلاء المشركون أمرًا يكيدون به الحق الذي جئناهم به؟ فإنا مدبِّرون لهم ما يجزيهم من العذاب والنكال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 80
أَمْ يَحْسَبُونَ أَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَىٰهُم ۚ بَلَىٰ وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ
43:80
Or do they think that We hear not their secrets and their private counsels? Indeed (We do), and Our messengers are by them, to record.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar? Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa onlar bizim sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, işitiriz ve yanlarında bulunan elçi meleklerimiz de her yaptıklarını yazıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they think We cannot hear their secret talk and their private counsel? Yes we can: Our messengers are at their sides, recording everything.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa onlar, sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Aksine (o sır ve konuşmalarını) yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or deem they that We cannot hear their secret thoughts and private confidences? Nay, but Our envoys, present with them, do record.
M. Pickthall · EN · public-domain
Or do they think that We hear not their secrets and their private conversations? Yes, [We do], and Our messengers [i.e., angels] are with them recording.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أم يظن هؤلاء المشركون بالله أنَّا لا نسمع ما يسرونه في أنفسهم، ويتناجون به بينهم؟ بلى نسمع ونعلم، ورسلنا الملائكة الكرام الحفظة يكتبون عليهم كل ما عملوا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 81
قُلْ إِن كَانَ لِلرَّحْمَـٰنِ وَلَدٌ فَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْعَـٰبِدِينَ
43:81
Say: "If (Allah) Most Gracious had a son, I would be the first to worship."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın çocuğu olsa, kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! de ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın bir çocuğu olsaydı, ona ibâdet edenlerin birincisi ben olurdum."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say [Prophet], ‘If the Lord of Mercy [truly] had offspring I would be the first to worship [them], but-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Rahmân’ın herhangi bir çocuğu olsa(ydı), elbette (ona) kulluk edenlerin ilki ben olur(d)um!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad): If the Beneficent One hath a son, then, I shall be first among the worshippers. (But there is no son).
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], "If the Most Merciful had a son, then I would be the first of [his] worshippers."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لمشركي قومك الزاعمين أن الملائكة بنات الله: إن كان للرحمن ولد كما تزعمون، فأنا أول العابدين لهذا الولد الذي تزعمونه، ولكن هذا لم يكن ولا يكون، فتقدَّس الله عن الصاحبة والولد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 82
سُبْحَـٰنَ رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
43:82
Glory to the Lord of the heavens and the earth, the Lord of the Throne (of Authority)! (He is free) from the things they attribute (to him)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların nitelendirdikleri şeyden münezzehtir, yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
exalted be the Lord of the heavens and earth, the Lord of the Throne- He is far above their false descriptions.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Göklerin ve yerin Rabbi, arşın da Rabbi olan (Allah) onların yakıştırdıklarından yücedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Glorified be the Lord of the heavens and the earth, the Lord of the Throne, from that which they ascribe (unto Him)!
M. Pickthall · EN · public-domain
Exalted is the Lord of the heavens and the earth, Lord of the Throne, above what they describe.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
تنزيهًا وتقديسًا لرب السموات والأرض رب العرش العظيم عما يصفون من الكذب والافتراء من نسبة المشركين الولد إلى الله، وغير ذلك مما يزعمون من الباطل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 83
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
43:83
So leave them to babble and play (with vanities) until they meet that Day of theirs, which they have been promised.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi sen bırak onları, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya kadar batıla dalsınlar oynasınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Leave them to wade in deeper and play about, until they face the Day they have been promised.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So let them flounder (in their talk) and play until they meet the Day which they are promised.
M. Pickthall · EN · public-domain
So leave them to converse vainly and amuse themselves until they meet their Day which they are promised.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاترك -أيها الرسول- هؤلاء المفترين على الله يخوضوا في باطلهم، ويلعبوا في دنياهم، حتى يلاقوا يومهم الذي فيه يوعدون بالعذاب: إما في الدنيا وإما في الآخرة وإما فيهما معًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 84
وَهُوَ ٱلَّذِى فِى ٱلسَّمَآءِ إِلَـٰهٌ وَفِى ٱلْأَرْضِ إِلَـٰهٌ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
43:84
It is He Who is Allah in heaven and Allah on earth; and He is full of Wisdom and Knowledge.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O'dur. Hakim olan, her şeyi bilen O'dur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gökteki ilâh da yerdeki ilâh da O'dur. O hüküm ve hikmet sahibidir herşeyi bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is He who is God in heaven and God on earth; He is the All Wise, the All Knowing;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gökteki ilah da O’dur; yerdeki ilah da. O, (doğru) hüküm verendir, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And He it is Who in the heaven is Allah, and in the earth Allah. He is the Wise, the Knower.
M. Pickthall · EN · public-domain
And it is He [i.e., Allāh] who is [the only] deity in the heaven, and on the earth [the only] deity. And He is the Wise, the Knowing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهو الله وحده المعبود بحق في السماء وفي الأرض، وهو الحكيم الذي أحكم خَلْقَه، وأتقن شرعه، العليم بكل شيء من أحوال خلقه، لا يخفى عليه شيء منها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 85
وَتَبَارَكَ ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
43:85
And blessed is He to Whom belongs the dominion of the heavens and the earth, and all between them: with Him is the Knowledge of the Hour (of Judgment): and to Him shall ye be brought back.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek O'na aittir. O'na döneceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın şanı yücedir. Kıyâmet saatinin bilgisi de yalnız onun yanındadır. Siz sadece O'na döndürüleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Exalted is He who has control of the heavens and earth and everything between them; He has knowledge of the Hour; you will all be returned to Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin otoritesi sadece kendisine ait olan (Allah) ne yücedir! O (Son) Saat’in bilgisi, yalnızca O’nun katındadır. Yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And blessed be He unto Whom belongeth the Sovereignty of the heavens and the earth and all that is between them, and with Whom is knowledge of the Hour, and unto Whom ye will be returned.
M. Pickthall · EN · public-domain
And blessed is He to whom belongs the dominion of the heavens and the earth and whatever is between them and with whom is knowledge of the Hour and to whom you will be returned.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وتكاثرت بركة الله، وكَثُر خيره، وعَظُم ملكه، الذي له وحده سلطان السموات السبع والأرضين السبع وما بينهما من الأشياء كلها، وعنده علم الساعة التي تقوم فيها القيامة، ويُحشر فيها الخلق من قبورهم لموقف الحساب، وإليه تُرَدُّون - أيها الناس- بعد مماتكم، فيجازي كلا بما يستحق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 86
وَلَا يَمْلِكُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلشَّفَـٰعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
43:86
And those whom they invoke besides Allah have no power of intercession;- only he who bears witness to the Truth, and they know (him).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onların Allah'ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those gods they invoke besides Him have no power of intercession, unlike those who bore witness to the truth and recognized it.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O’nun peşi sıra yalvardıkları varlıklar, şefaat (yetkisine) sahip olamazlar. Ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden (melek)ler hariç!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those unto whom they cry instead of Him possess no power of intercession, saving him who beareth witness unto the Truth knowingly.
M. Pickthall · EN · public-domain
And those they invoke besides Him do not possess [power of] intercession; but only those who testify to the truth [can benefit], and they know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولا يملك الذين يعبدهم المشركون الشفاعة عنده لأحد إلا مَن شهد بالحق، وأقر بتوحيد الله وبنبوة محمد صلى الله عليه وسلم، وهم يعلمون حقيقة ما أقروا وشهدوا به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 87
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
43:87
If thou ask them, who created them, they will certainly say, Allah: How then are they deluded away (from the Truth)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: "Allah" derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: "Allah" derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If you [Prophet] ask them who created them they are sure to say, ‘God,’ so why are they so deluded?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara “kendilerini kimin yarattığını.” sorsan elbette “Allah.” derler. Nasıl da (gerçeklerden) döndürülüyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if thou ask them who created them, they will surely say: Allah. How then are they turned away?
M. Pickthall · EN · public-domain
And if you asked them who created them, they would surely say, "Allāh." So how are they deluded?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولئن سألت -أيها الرسول- هؤلاء المشركين من قومك مَن خلقهم؟ ليقولُنَّ: الله خلقنا، فكيف ينقلبون وينصرفون عن عبادة الله، ويشركون به غيره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 88
وَقِيلِهِۦ يَـٰرَبِّ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ لَّا يُؤْمِنُونَ
43:88
(Allah has knowledge) of the (Prophet's) cry, "O my Lord! Truly these are people who will not believe!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Peygamberin sözü şu olmuştur: "Ey Rabbim! Bunlar gerçekten imân etmeyen bir kavimdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The Prophet has said, ‘My Lord, truly these are people who do not believe,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Peygamber’in:) “Ey Rabbim!” demesine yemin olsun ki şüphesiz ki bunlar iman etmeyen bir toplumdur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he saith: O my Lord! Lo! these are a folk who believe not.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [Allāh acknowledges] his saying, "O my Lord, indeed these are a people who do not believe."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال محمد صلى الله عليه وسلم شاكيًا إلى ربه قومه الذين كذَّبوه: يا ربِّ إن هؤلاء قوم لا يؤمنون بك وبما أرسلتني به إليهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 89
فَٱصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَـٰمٌ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
43:89
But turn away from them, and say "Peace!" But soon shall they know!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! Şimdilik sen onlara aldırma ve: "Size selâm olsun." de. Onlar yakında bilecekler!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but turn away from them and say, ‘Peace’: they will come to know.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Şimdilik) onlardan yüz çevir ve (onlara) “Selam!” de! İleride (gerçeği) bilecekler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then bear with them (O Muhammad) and say: Peace. But they will come to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
So turn aside from them and say, "Peace." But they are going to know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاصفح -أيها الرسول- عنهم، وأعرض عن أذاهم، ولا يَبْدُر منك إلا السلام لهم الذي يقوله أولو الألباب والبصائر للجاهلين، فهم لا يسافهونهم ولا يعاملونهم بمثل أعمالهم السيئة، فسوف يعلمون ما يلقَوْنه من البلاء والنكال. وفي هذا تهديد ووعيد شديد لهؤلاء الكافرين المعاندين وأمثالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)