السبيل: الطريق الذي فيه سهولة، وجمعه سبل، قال: وأنهارا وسبلا [النحل/ 15]، وجعل لكم فيها سبلا [الزخرف/ 10]، ليصدونهم عن السبيل [الزخرف/ 37]، يعني به طريق الحق، لأن اسم الجنس إذا أطلق يختص بما هو الحق، وعلى ذلك: ثم السبيل يسره [عبس/ 20]، وقيل لسالكه سابل، وجمعه سابلة، وسبيل سابل، نحو شعر شاعر، وابن السبيل: المسافر البعيد عن منزله، نسب إلى السبيل لممارسته إياه، ويستعمل السبيل لكل ما يتوصل به إلى شيء خيرا كان أو شرا، قال: ادع إلى سبيل ربك [النحل/ 125]، قل هذه سبيلي [يوسف/ 108]، وكلاهما واحد لكن أضاف الأول إلى المبلغ، والثاني إلى السالك بهم، قال: قتلوا في سبيل الله [آل عمران/ 169]، إلا سبيل الرشاد [غافر/ 29]، ولتستبين سبيل المجرمين [الأنعام/ 55]، فاسلكي سبل ربك [النحل/ 69]، ويعبر به عن المحجة، قال: قل: هذه سبيلي [يوسف/ 108]، سبل السلام [المائدة/ 16]، أي: طريق الجنة، ما على المحسنين من سبيل [التوبة/ 91]، فأولئك ما عليهم من سبيل [الشورى/ 41]، إنما السبيل على الذين [الشورى/ 42]، إلى ذي العرش سبيلا [الإسراء/ 42]، وقيل: أسبل الستر، والذيل، وفرس مسبل الذنب، وسبل المطر، وأسبل، وقيل للمطر: سبل ما دام سابلا، أي: سائلا في الهواء، وخص السبلة بشعر الشفة العليا لما فيها من التحدر، والسنبلة جمعها سنابل، وهي ما على الزرع، قال: سبع سنابل في كل سنبلة [البقرة/ 261]، وقال: سبع سنبلات خضر [يوسف/ 46]، وأسبل الزرع: صار ذا سنبلة، نحو: أحصد وأجنى، والمسبل اسم القدح الخامس.
Exdore translation — not part of the source
es-Sebîl: İçinde kolaylık bulunan yoldur; çoğulu 'sübül'dür. Şöyle buyurdu: 'Ve nehirler ve yollar' [16:15]; 'Ve orada sizin için yollar kıldı' [43:10]; 'Onları yoldan çevirsinler diye' [43:37], bununla hak yolunu kasteder; çünkü cins ismi mutlak olarak kullanıldığında hak olan şeye tahsis edilir. 'Sonra yolu ona kolaylaştırdı' [80:20] sözü de böyledir. Onda yürüyene 'sâbil' denir, çoğulu 'sâbile'dir. 'Şiʿr şâir' (şairin şiiri) denmesi gibi 'sebîl sâbil' (işlek yol) de denir. İbnü's-sebîl: Evinden uzaktaki yolcudur; yolu sürekli kat ettiği için yola nispet edilmiştir. Sebîl, hayır olsun şer olsun, bir şeye ulaştıran her şey için kullanılır. Şöyle buyurdu: 'Rabbinin yoluna davet et' [16:125]; 'De ki: İşte benim yolum budur' [12:108]. İkisi de aynıdır; ancak birincisini (yolu) tebliğ edene, ikincisini ise onları o yolda yürütene izafe etmiştir. Şöyle buyurdu: 'Allah yolunda öldürülenler' [3:169]; 'Doğruluk yolundan başka' [40:29]; 'Ve suçluların yolu iyice açığa çıksın diye' [6:55]; 'Rabbinin yollarına gir' [16:69]. Sebîl ile ana yol (mahacce) da ifade edilir. Şöyle buyurdu: 'De ki: İşte benim yolum budur' [12:108]; 'Selamet yolları' [5:16], yani cennetin yolu; 'İyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur' [9:91]; 'İşte onların aleyhine bir yol yoktur' [42:41]; 'Yol ancak ... olanların aleyhinedir' [42:42]; 'Arş sahibine bir yol' [17:42]. 'Esbele's-sitr' (perdeyi sarkıttı), 've'z-zeyl' (eteği sarkıttı) denir; 'kuyruğu sarkık at' da (denir). 'Sebele'l-matar' (yağmur döküldü) ve 'esbele' de (denir). Yağmura, havada aktığı, yani süzüldüğü sürece 'sebel' denir. es-Sebele ise, aşağı doğru sarkması sebebiyle özellikle üst dudağın kılına tahsis edilmiştir. s-Sünbüle (başak): Çoğulu 'senâbil'dir; ekinin üzerindeki (tane) kısmıdır. Şöyle buyurdu: 'Yedi başak, her başakta...' [2:261]; ve 'Yedi yeşil başak' [12:46] buyurdu. 'Esbele'z-zerʿ': Ekin başak sahibi oldu (demektir); 'ahsade' (biçilecek hâle geldi) ve 'ecnâ' (devşirilecek hâle geldi) gibi. el-Musbil ise beşinci (kumar) okunun adıdır.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)