15.الحجر
الحجرمكية · 99 آية
- 1
الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ
15:1
A. L. R. These are the Ayats of Revelation,- of a Qur'an that makes things clear.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Alif Lam Ra These are the verses of the Scripture, a Quran that makes things clear.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elif. Lâm. Râ. İşte şu(nlar), Kitabın ve apaçık Kur’an’ın ayetleridir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Alif. Lam. Ra. These are verses of the Scripture and a plain Reading.
M. Pickthall · EN · public-domain
Alif, Lām, Rā. These are the verses of the Book and a clear Qur’ān [i.e., recitation].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
(الر) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
15:2
Again and again will those who disbelieve, wish that they had bowed (to Allah's will) in Islam.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The disbelievers may well come to wish they had submitted to God,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bir zaman gelecek, kâfir olanlar “Keşke biz de müslüman olsaydık.” diye arzu edecekler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It may be that those who disbelieve wish ardently that they were Muslims.
M. Pickthall · EN · public-domain
Perhaps those who disbelieve will wish that they had been Muslims.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
سيتمنى الكفار حين يرون خروج عصاة المؤمنين من النار أن لو كانوا موحدين؛ ليخرجوا كما خرجوا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
15:3
Leave them alone, to enjoy (the good things of this life) and to please themselves: let (false) hope amuse them: soon will knowledge (undeceive them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so [Prophet] leave them to eat and enjoy themselves. Let [false] hopes distract them: they will come to know.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun! İleride (gerçeği) bilecekler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Let them eat and enjoy life, and let (false) hope beguile them. They will come to know!
M. Pickthall · EN · public-domain
Let them eat and enjoy themselves and be diverted by [false] hope, for they are going to know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
اترك -أيها الرسول- الكفار يأكلوا، ويستمتعوا بدنياهم، ويشغلهم الطمع فيها عن طاعة الله، فسوف يعلمون عاقبة أمرهم الخاسرة في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ
15:4
Never did We destroy a population that had not a term decreed and assigned beforehand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Never have We destroyed a community that did not have a set time;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Helak ettiğimiz hiçbir şehir yoktur ki hakkında (bizce) bilinen (belirlenmiş) bir yasa olmasın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We destroyed no township but there was a known decree for it.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We did not destroy any city but that for it was a known decree.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإذا طلبوا نزول العذاب بهم تكذيبًا لك -أيها الرسول- فإنا لا نُهْلك قرية إلا ولإهلاكها أجل مقدَّر، لا نُهْلكهم حتى يبلغوه، مثل مَن سبقهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
15:5
Neither can a people anticipate its term, nor delay it.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
no community can bring its time forward, nor delay it.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
No nation can outstrip its term nor can they lag behind.
M. Pickthall · EN · public-domain
No nation will precede its term, nor will they remain thereafter.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا تتجاوز أمة أجلها فتزيد عليه، ولا تتقدم عليه، فتنقص منه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
وَقَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
15:6
They say: "O thou to whom the Message is being revealed! truly thou art mad (or possessed)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They say, ‘Receiver of this Quran! You are definitely mad.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Müşrikler) “Ey kendisine zikr (Kur’an) indirildiğini (sanan) kişi! Sen şüphesiz ki cinlenmişsin. (Peygamberlik iddianda) doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getirsene!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: O thou unto whom the Reminder is revealed, lo! thou art indeed a madman!
M. Pickthall · EN · public-domain
And they say, "O you upon whom the message has been sent down, indeed you are mad.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال المكذبون لمحمد صلى الله عليه وسلم استهزاءً: يا أيها الذي نُزِّل عليه القرآن إنك لذاهب العقل، هلا تأتينا بالملائكة -إن كنت صادقًا-؛ لتشهد أن الله أرسلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
15:7
"Why bringest thou not angels to us if it be that thou hast the Truth?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Eğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Why do you not bring us the angels, if you are telling the truth?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Müşrikler) “Ey kendisine zikr (Kur’an) indirildiğini (sanan) kişi! Sen şüphesiz ki cinlenmişsin. (Peygamberlik iddianda) doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getirsene!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Why bringest thou not angels unto us, if thou art of the truthful?
M. Pickthall · EN · public-domain
Why do you not bring us the angels, if you should be among the truthful?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال المكذبون لمحمد صلى الله عليه وسلم استهزاءً: يا أيها الذي نُزِّل عليه القرآن إنك لذاهب العقل، هلا تأتينا بالملائكة -إن كنت صادقًا-؛ لتشهد أن الله أرسلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ
15:8
We send not the angels down except for just cause: if they came (to the ungodly), behold! no respite would they have!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But We send down the angels only to bring justice and then these people will not be reprieved.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz, melekleri ancak ve ancak bir amaç ile indiririz. O zaman da onlara zaman tanınmaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We send not down the angels save with the Fact, and in that case (the disbelievers) would not be tolerated.
M. Pickthall · EN · public-domain
We do not send down the angels except with truth; and they [i.e., the disbelievers] would not then be reprieved.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وردَّ الله عليهم: إننا لا ننزل الملائكة إلا بالعذاب الذي لا إمهال فيه لمن لم يؤمن، وما كانوا حين تنزل الملائكة بالعذاب بِمُمْهلين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَـٰفِظُونَ
15:9
We have, without doubt, sent down the Message; and We will assuredly guard it (from corruption).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have sent down the Quran Ourself, and We Ourself will guard it. Even before you [Prophet],
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Zikri (Kur’an’ı) indiren şüphesiz ki biziz, biz; elbette onu koruyucular da biziz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We, even We, reveal the Reminder, and lo! We verily are its Guardian.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, it is We who sent down the message [i.e., the Qur’ān], and indeed, We will be its guardian.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا نحن نزَّلنا القرآن على النبي محمد صلى الله عليه وسلم، وإنَّا نتعهد بحفظه مِن أن يُزاد فيه أو يُنْقَص منه، أو يضيع منه شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
15:10
We did send messengers before thee amongst the religious sects of old:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We sent messengers among the various communities of old,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki senden önceki milletler arasında da (seçtiğimiz elçiler) göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We verily sent (messengers) before thee among the factions of the men of old.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We had certainly sent [messengers] before you, [O Muḥammad], among the sects of the former peoples.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أرسلنا من قبلك -أيها الرسول- رسلا في فِرَق الأولين، فما من رسولٍ جاءهم إلا كانوا منه يسخرون. وفي هذا تسلية للرسول صلى الله عليه وسلم. فكما فَعَل بك هؤلاء المشركون فكذلك فُعِلَ بمن قبلك من الرسل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
15:11
But never came a messenger to them but they mocked him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but they mocked every single messenger that came to them:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendilerine gelen her elçi ile elbette alay ederlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And never came there unto them a messenger but they did mock him.
M. Pickthall · EN · public-domain
And no messenger would come to them except that they ridiculed him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أرسلنا من قبلك -أيها الرسول- رسلا في فِرَق الأولين، فما من رسولٍ جاءهم إلا كانوا منه يسخرون. وفي هذا تسلية للرسول صلى الله عليه وسلم. فكما فَعَل بك هؤلاء المشركون فكذلك فُعِلَ بمن قبلك من الرسل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
15:12
Even so do we let it creep into the hearts of the sinners -
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in this way We make the message slip through the hearts of evildoers.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte böylece biz onu (alaycılığı) suçluların kalplerine sokarız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus do We make it traverse the hearts of the guilty:
M. Pickthall · EN · public-domain
Thus do We insert it [i.e., denial] into the hearts of the criminals.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كما أدخلنا الكفر في قلوب الأمم السابقة بالاستهزاء بالرسل وتكذيبهم، كذلك نفعل ذلك في قلوب مشركي قومك الذين أجرموا بالكفر بالله وتكذيب رسوله، لا يُصَدِّقون بالذكر الذي أُنزل إليك، وقد مضت سنَّة الأولين بإهلاك الكفار، وهؤلاء مِثْلهم، سَيُهْلك المستمرون منهم على الكفر والتكذيب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
15:13
That they should not believe in the (Message); but the ways of the ancients have passed away.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will not believe in it. That was what happened with the peoples of long ago,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Öncekilere (uygulanan) kanun gelip geçmiş olmasına rağmen onlar (hâlâ) buna (Kur’an’a) inanmıyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They believe not therein, though the example of the men of old hath gone before.
M. Pickthall · EN · public-domain
They will not believe in it, while there has already occurred the precedent of the former peoples.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كما أدخلنا الكفر في قلوب الأمم السابقة بالاستهزاء بالرسل وتكذيبهم، كذلك نفعل ذلك في قلوب مشركي قومك الذين أجرموا بالكفر بالله وتكذيب رسوله، لا يُصَدِّقون بالذكر الذي أُنزل إليك، وقد مضت سنَّة الأولين بإهلاك الكفار، وهؤلاء مِثْلهم، سَيُهْلك المستمرون منهم على الكفر والتكذيب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ
15:14
Even if We opened out to them a gate from heaven, and they were to continue (all day) ascending therein,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and even if We opened a gateway into Heaven for them and they rose through it, higher and higher,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara gökten bir kapı açsak ve oradan yukarı çıksalar,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And even if We opened unto them a gate of heaven and they kept mounting through it,
M. Pickthall · EN · public-domain
And [even] if We opened to them a gate from the heaven and they continued therein to ascend,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو فتحنا على كفار "مكة" بابًا من السماء فاستمروا صاعدين فيه حتى يشاهدوا ما في السماء من عجائب ملكوت الله، لما صدَّقوا، ولقالوا: سُحِرَتْ أبصارنا، حتى رأينا ما لم نرَ، وما نحن إلا مسحورون في عقولنا من محمد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَـٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ
15:15
They would only say: "Our eyes have been intoxicated: Nay, we have been bewitched by sorcery."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Gözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
they would still say, ‘Our eyes are hallucinating. We are bewitched.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
“Kesin olarak gözlerimiz bağlandı, aslında bize büyü yapılmıştır.” derlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They would say: Our sight is wrong - nay, but we are folk bewitched.
M. Pickthall · EN · public-domain
They would say, "Our eyes have only been dazzled. Rather, we are a people affected by magic."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو فتحنا على كفار "مكة" بابًا من السماء فاستمروا صاعدين فيه حتى يشاهدوا ما في السماء من عجائب ملكوت الله، لما صدَّقوا، ولقالوا: سُحِرَتْ أبصارنا، حتى رأينا ما لم نرَ، وما نحن إلا مسحورون في عقولنا من محمد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ
15:16
It is We Who have set out the zodiacal signs in the heavens, and made them fair-seeming to (all) beholders;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have set constellations up in the sky and made it beautiful for all to see,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily in the heaven we have set mansions of the stars, and We have beautified it for beholders.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن أدلة قدرتنا: أنا جعلنا في السماء الدنيا منازل للكواكب تنزل فيها، ويستدل بذلك على الطرقات والأوقات والخِصْب والجَدْب، وزَيَّنَّا هذه السماء بالنجوم لمن ينظرون إليها، ويتأملون فيعتبرون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
وَحَفِظْنَـٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ
15:17
And (moreover) We have guarded them from every cursed devil:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and guarded it from every stoned satan:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onu (göğü), taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We have guarded it from every outcast devil,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have protected it from every devil expelled [from the mercy of Allāh]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وحفظنا السماء من كل شيطان مرجوم مطرود من رحمة الله؛ كي لا يصل إليها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ
15:18
But any that gains a hearing by stealth, is pursued by a flaming fire, bright (to see).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
any eavesdropper will be pursued by a clearly visible flame.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ancak duyma (gizlice dinleme, bilgi) hırsızlığı yapan olursa, onun da peşine açık bir alev yumağı takılır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him who stealeth the hearing, and them doth a clear flame pursue.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except one who steals a hearing and is pursued by a clear burning flame.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إلا من اختلس السمع مِن كلام أهل الملأ الأعلى في بعض الأوقات، فأدركه ولحقه كوكب مضيء يحرقه. وقد يُلْقي الشيطان إلى وليه بعض ما استرقَه قبل أن يحرقه الشهاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ
15:19
And the earth We have spread out (like a carpet); set thereon mountains firm and immovable; and produced therein all kinds of things in due balance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
As for the earth, We have spread it out, set firm mountains on it, and made everything grow there in due balance.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yeri genişlettik ve içine ağırlıklar yerleştirdik. Orada ölçülü olan her şeyden (bitkiler) yetiştirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the earth have We spread out, and placed therein firm hills, and caused each seemly thing to grow therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والأرض مددناها متسعة، وألقينا فيها جبالا تثبتها، وأنبتنا فيها من كل أنواع النبات ما هو مقدَّر معلوم مما يحتاج إليه العباد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَـٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
15:20
And We have provided therein means of subsistence,- for you and for those for whose sustenance ye are not responsible.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Orada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have provided sustenance in it for you and for all those creatures for whom you do not provide.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Orada hem sizin için hem de kendi(leri)ni sizin rızıklandırmadığınız kişiler için geçim kaynakları yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we have given unto you livelihoods therein, and unto those for whom ye provide not.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have made for you therein means of living and [for] those for whom you are not providers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا لكم فيها ما به تعيشون من الحَرْث، ومن الماشية، ومن أنواع المكاسب وغيرها، وخلقنا لكم من الذرية والخدم والدوابِّ ما تنتفعون به، وليس رزقهم عليكم، وإنما هو على الله رب العالمين تفضلا منه وتكرمًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ
15:21
And there is not a thing but its (sources and) treasures (inexhaustible) are with Us; but We only send down thereof in due and ascertainable measures.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
There is not a thing whose storehouses are not with Us. We send it down only according to a well-defined measure:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri bizim katımızda olmasın. Biz onu ancak belirli bir ölçüyle indiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And there is not a thing but with Us are the stores thereof. And we send it not down save in appointed measure.
M. Pickthall · EN · public-domain
And there is not a thing but that with Us are its depositories, and We do not send it down except according to a known [i.e., specified] measure.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما من شيء من منافع العباد إلا عندنا خزائنه من جميع الصنوف، وما ننزله إلا بمقدار محدد كما نشاء وكما نريد، فالخزائن بيد الله يعطي من يشاء ويمنع من يشاء، بحسب رحمته الواسعة، وحكمته البالغة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَـٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَـٰزِنِينَ
15:22
And We send the fecundating winds, then cause the rain to descend from the sky, therewith providing you with water (in abundance), though ye are not the guardians of its stores.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We send the winds to fertilize, and We bring down water from the sky for you to drink- you do not control its sources.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz, rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik ve gökten su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. Siz onu depolayamazdınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We send the winds fertilising, and cause water to descend from the sky, and give it you to drink. It is not ye who are the holders of the store thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have sent the fertilizing winds and sent down water from the sky and given you drink from it. And you are not its retainers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأرسلنا الرياح وسخرناها تُلَقِّح السحاب، وتحمل المطر والخير والنفع، فأنزلنا من السحاب ماء أعددناه لشرابكم وأرضكم ومواشيكم، وما أنتم بقادرين على خزنه وادِّخاره، ولكن نخزنه لكم رحمة بكم، وإحسانًا إليكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ
15:23
And verily, it is We Who give life, and Who give death: it is We Who remain inheritors (after all else passes away).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is We who give life and death; it is We who inherit [everything].
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dirilten de öldüren de elbette biziz! Her şeye vâris olan biziz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! and it is We, even We, Who quicken and give death, and We are the Inheritor.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, it is We who give life and cause death, and We are the Inheritor.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنَّا لنحن نحيي مَن كان ميتًا بخلقه من العدم، ونميت من كان حيًا بعد انقضاء أجله، ونحن الوارثون الأرض ومَن عليها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
15:24
To Us are known those of you who hasten forward, and those who lag behind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We know exactly those of you who come first and those who come later.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz sizden önce gelip geçenleri de geri kalanları da biliriz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We know the eager among you and verily We know the laggards.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have already known the preceding [generations] among you, and We have already known the later [ones to come].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد علمنا مَن هلك منكم مِن لدن آدم، ومَن هو حيٌّ، ومَن سيأتي إلى يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
15:25
Assuredly it is thy Lord Who will gather them together: for He is perfect in Wisdom and Knowledge.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], it is your Lord who will gather them all together: He is all wise, all knowing.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki Rabbin onları (mahşerde) toplayacaktır. Şüphesiz ki O doğru hüküm verendir, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thy Lord will gather them together. Lo! He is Wise, Aware.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, your Lord will gather them; indeed, He is Wise and Knowing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن ربك هو يحشرهم للحساب والجزاء، إنه حكيم في تدبيره، عليم لا يخفى عليه شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
15:26
We created man from sounding clay, from mud moulded into shape;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We created man out of dried clay formed from dark mud-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz insanı (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Verily We created man of potter's clay of black mud altered,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We did certainly create man out of clay from an altered black mud.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد خلقنا آدم مِن طين يابس إذا نُقِر عليه سُمع له صوت، وهذا الطين اليابس من طين أسود متغيِّر لونه وريحه؛ مِن طول مكثه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَـٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
15:27
And the Jinn race, We had created before, from the fire of a scorching wind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
the jinn We created before, from the fire of scorching wind.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Cini (İblis’i) de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the jinn did We create aforetime of essential fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the jinn We created before from scorching fire.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وخلقنا أبا الجن، وهو إبليس مِن قَبْل خلق آدم من نار شديدة الحرارة لا دخان لها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
15:28
Behold! thy Lord said to the angels: "I am about to create man, from sounding clay from mud moulded into shape;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Your Lord said to the angels, ‘I will create a mortal out of dried clay, formed from dark mud.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani Rabbin meleklere “Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (remember) when thy Lord said unto the angels: Lo! I am creating a mortal out of potter's clay of black mud altered,
M. Pickthall · EN · public-domain
And [mention, O Muḥammad], when your Lord said to the angels, "I will create a human being out of clay from an altered black mud.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واذكر -أيها النبي- حين قال ربك للملائكة: إني خالق إنسانًا من طين يابس، وهذا الطين اليابس من طين أسود متغيِّر اللون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ
15:29
"When I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When I have fashioned him and breathed My spirit into him, bow down before him,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
“Ona düzgün şekil verip kendisine rûhumdan üflediğim zaman onun için (bana) secde edin!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So, when I have made him and have breathed into him of My Spirit, do ye fall down, prostrating yourselves unto him.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا سوَّيته وأكملت صورته ونفخت فيه الروح، فخُرُّوا له ساجدين سجود تحية وتكريم، لا سجود عبادة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
15:30
So the angels prostrated themselves, all of them together:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the angels all did so.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bütün melekler hemen secde etmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So the angels fell prostrate, all of them together
M. Pickthall · EN · public-domain
So the angels prostrated - all of them entirely,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فسجد الملائكة كلهم أجمعون كما أمرهم ربهم لم يمتنع منهم أحد، لكن إبليس امتنع أن يسجد لآدم مع الملائكة الساجدين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
15:31
Not so Iblis: he refused to be among those who prostrated themselves.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But not Iblis: he refused to bow down like the others.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İblis hariç. Secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save Iblis. He refused to be among the prostrate.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except Iblees; he refused to be with those who prostrated.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فسجد الملائكة كلهم أجمعون كما أمرهم ربهم لم يمتنع منهم أحد، لكن إبليس امتنع أن يسجد لآدم مع الملائكة الساجدين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
15:32
(Allah) said: "O Iblis! what is your reason for not being among those who prostrated themselves?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God said, ‘Iblis, why did you not bow down like the others?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah ona:) “Ey İblis! Secde edenlerle olmayışının sebebi nedir?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: O Iblis! What aileth thee that thou art not among the prostrate?
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh] said, "O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله لإبليس: ما لك ألا تسجد مع الملائكة؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
15:33
(Iblis) said: "I am not one to prostrate myself to man, whom Thou didst create from sounding clay, from mud moulded into shape."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and he answered, ‘I will not bow to a mortal You created from dried clay, formed from dark mud.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İblis de:) “Ben (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir beşer (insan) için secde edecek değildim!” cevabını vermişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: I am not one to prostrate myself unto a mortal whom Thou hast created out of potter's clay of black mud altered!
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبليس مظهرًا كبره وحسده: لا يليق بي أن أسجد لإنسان أَوجدْتَهُ من طين يابس كان طينًا أسود متغيرًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
15:34
(Allah) said: "Then get thee out from here; for thou art rejected, accursed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Get out of here!’ said God. ‘You are an outcast,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) şöyle demişti: “Çık oradan! Şüphesiz ki sen kovuldun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Then go thou forth from hence, for lo! thou art outcast.
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh] said, "Then depart from it, for indeed, you are expelled.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله تعالى له: فاخرج من الجنة، فإنك مطرود من كل خير، وإن عليك اللعنة والبعد من رحمتي إلى يوم يُبْعَث الناس للحساب والجزاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
15:35
"And the curse shall be on thee till the day of Judgment."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
rejected until the Day of Judgement.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hesap gününe kadar lanet(im) senin üzerinedir!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! the curse shall be upon thee till the Day of Judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله تعالى له: فاخرج من الجنة، فإنك مطرود من كل خير، وإن عليك اللعنة والبعد من رحمتي إلى يوم يُبْعَث الناس للحساب والجزاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
15:36
(Iblis) said: "O my Lord! give me then respite till the Day the (dead) are raised."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Iblis said, ‘My Lord, give me respite until the Day when they are raised from the dead.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İblis) “Rabbim! İnsanların diriltilecekleri güne kadar bana zaman ver.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Reprieve me till the day when they are raised.
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبليس: رب أخِّرني في الدنيا إلى اليوم الذي تَبْعَث فيه عبادك، وهو يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
15:37
(Allah) said: "Respite is granted thee
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘You have respite,’ said God,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) “Şüphesiz ki sen (zaten) bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Then lo! thou art of those reprieved
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh] said, "So indeed, you are of those reprieved
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله له: فإنك ممن أخَّرْتُ هلاكهم إلى اليوم الذي يموت فيه كل الخلق بعد النفخة الأولى، لا إلى يوم البعث، وإنما أُجيبَ إلى ذلك استدراجًا له وإمهالا وفتنة للثقلين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
15:38
"Till the Day of the Time appointed."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘until the Day of the Appointed Time.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) “Şüphesiz ki sen (zaten) bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Till the Day of appointed time.
M. Pickthall · EN · public-domain
Until the Day of the time well-known."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله له: فإنك ممن أخَّرْتُ هلاكهم إلى اليوم الذي يموت فيه كل الخلق بعد النفخة الأولى، لا إلى يوم البعث، وإنما أُجيبَ إلى ذلك استدراجًا له وإمهالا وفتنة للثقلين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
15:39
(Iblis) said: "O my Lord! because Thou hast put me in the wrong, I will make (wrong) fair-seeming to them on the earth, and I will put them all in the wrong,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Iblis then said to God, ‘Because You have put me in the wrong, I will lure mankind on earth and put them in the wrong,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İblis) şöyle demişti: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve içlerinden samimi kulların hariç hepsini mutlaka azdıracağım!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Because Thou hast sent me astray, I verily shall adorn the path of error for them in the earth, and shall mislead them every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
[Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them [i.e., mankind] on earth, and I will mislead them all
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبليس: ربِّ بسبب ما أغويتني وأضللتني لأحسِّنَنَّ لذرية آدم معاصيك في الأرض، ولأضلنهم أجمعين عن طريق الهدى، إلا عبادك الذين هديتهم فأخلصوا لك العبادة وحدك دون سائر خلقك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
15:40
"Except Thy servants among them, sincere and purified (by Thy Grace)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
all except Your devoted servants.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İblis) şöyle demişti: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve içlerinden samimi kulların hariç hepsini mutlaka azdıracağım!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save such of them as are Thy perfectly devoted slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except, among them, Your chosen servants."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبليس: ربِّ بسبب ما أغويتني وأضللتني لأحسِّنَنَّ لذرية آدم معاصيك في الأرض، ولأضلنهم أجمعين عن طريق الهدى، إلا عبادك الذين هديتهم فأخلصوا لك العبادة وحدك دون سائر خلقك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
قَالَ هَـٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
15:41
(Allah) said: "This (way of My sincere servants) is indeed a way that leads straight to Me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God said, ‘[Devotion] is a straight path to Me:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) şöyle demişti: “İşte bana ait doğru yol budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: This is a right course incumbent upon Me:
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله: هذا طريق مستقيم معتدل موصل إليَّ وإلى دار كرامتي. إن عبادي الذين أخلصوا لي لا أجعل لك سلطانًا على قلوبهم تضلُّهم به عن الصراط المستقيم، لكن سلطانك على مَنِ اتبعك مِنَ الضالين المشركين الذين رضوا بولايتك وطاعتك بدلا من طاعتي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
15:42
"For over My servants no authority shalt thou have, except such as put themselves in the wrong and follow thee."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
you will have no power over My servants, only over the ones who go astray and follow you.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki azgınlardan sana uyanlar hariç, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! as for My slaves, thou hast no power over any of them save such of the froward as follow thee,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله: هذا طريق مستقيم معتدل موصل إليَّ وإلى دار كرامتي. إن عبادي الذين أخلصوا لي لا أجعل لك سلطانًا على قلوبهم تضلُّهم به عن الصراط المستقيم، لكن سلطانك على مَنِ اتبعك مِنَ الضالين المشركين الذين رضوا بولايتك وطاعتك بدلا من طاعتي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
15:43
And verily, Hell is the promised abode for them all!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hell is the promised place for all these,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki cehennem onların hepsine vadolunan yerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! for all such, hell will be the promised place.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, Hell is the promised place for them all.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن النار الشديدة لَموعدُ إبليس وأتباعه أجمعين، لها سبعة أبواب كل باب أسفل من الآخر، لكل بابٍ مِن أتباع إبليس قسم ونصيب بحسب أعمالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ
15:44
To it are seven gates: for each of those gates is a (special) class (of sinners) assigned.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
with seven gates, each gate having its allotted share of them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onun yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için ayrılmış (birer) grup vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It hath seven gates, and each gate hath an appointed portion.
M. Pickthall · EN · public-domain
It has seven gates; for every gate is of them [i.e., Satan's followers] a portion designated."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن النار الشديدة لَموعدُ إبليس وأتباعه أجمعين، لها سبعة أبواب كل باب أسفل من الآخر، لكل بابٍ مِن أتباع إبليس قسم ونصيب بحسب أعمالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ
15:45
The righteous (will be) amid gardens and fountains (of clear-flowing water).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But the righteous will be in Gardens with springs-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Muttakîler (duyarlı olanlar), mutlaka cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! those who ward off (evil) are among gardens and watersprings.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, the righteous will be within gardens and springs,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين اتقوا الله بامتثال ما أمر واجتناب ما نهى في بساتين وأنهار جارية يقال لهم: ادخلوا هذه الجنات سالمين من كل سوء آمنين من كل عذاب. ونزعنا ما في قلوبهم من حقد وعداوة، يعيشون في الجنة إخوانًا متحابين، يجلسون على أسرَّة عظيمة، تتقابل وجوههم تواصلا وتحاببًا، لا يصيبهم فيها تعب ولا إعياء، وهم باقون فيها أبدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ءَامِنِينَ
15:46
(Their greeting will be): "Enter ye here in peace and security."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Oraya güven içinde, esenlikle girin" denilir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Enter them in peace and safety!”––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kendilerine) “Güven ve selametle oraya girin!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said unto them): Enter them in peace, secure.
M. Pickthall · EN · public-domain
[Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين اتقوا الله بامتثال ما أمر واجتناب ما نهى في بساتين وأنهار جارية يقال لهم: ادخلوا هذه الجنات سالمين من كل سوء آمنين من كل عذاب. ونزعنا ما في قلوبهم من حقد وعداوة، يعيشون في الجنة إخوانًا متحابين، يجلسون على أسرَّة عظيمة، تتقابل وجوههم تواصلا وتحاببًا، لا يصيبهم فيها تعب ولا إعياء، وهم باقون فيها أبدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ
15:47
And We shall remove from their hearts any lurking sense of injury: (they will be) brothers (joyfully) facing each other on thrones (of dignity).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and We shall remove any bitterness from their hearts: [they will be like] brothers, sitting on couches, face to face.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ayrıca onların) göğüslerinde (kalplerinde) kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışız (atmış olacağız). (Birbirlerine) kardeş bir şekilde tahtlar üzerinde karşılıklı olarak kurulup oturmakta (olacaklar)dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We remove whatever rancour may be in their breasts. As brethren, face to face, (they rest) on couches raised.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We will remove whatever is in their breasts of resentment, [so they will be] brothers, on thrones facing each other.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين اتقوا الله بامتثال ما أمر واجتناب ما نهى في بساتين وأنهار جارية يقال لهم: ادخلوا هذه الجنات سالمين من كل سوء آمنين من كل عذاب. ونزعنا ما في قلوبهم من حقد وعداوة، يعيشون في الجنة إخوانًا متحابين، يجلسون على أسرَّة عظيمة، تتقابل وجوههم تواصلا وتحاببًا، لا يصيبهم فيها تعب ولا إعياء، وهم باقون فيها أبدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
15:48
There no sense of fatigue shall touch them, nor shall they (ever) be asked to leave.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
No weariness will ever touch them there, nor will they ever be expelled.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmayacak ve onlar oradan asla çıkartılmayacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Toil cometh not unto them there, nor will they be expelled from thence.
M. Pickthall · EN · public-domain
No fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين اتقوا الله بامتثال ما أمر واجتناب ما نهى في بساتين وأنهار جارية يقال لهم: ادخلوا هذه الجنات سالمين من كل سوء آمنين من كل عذاب. ونزعنا ما في قلوبهم من حقد وعداوة، يعيشون في الجنة إخوانًا متحابين، يجلسون على أسرَّة عظيمة، تتقابل وجوههم تواصلا وتحاببًا، لا يصيبهم فيها تعب ولا إعياء، وهم باقون فيها أبدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
15:49
Tell My servants that I am indeed the Oft-forgiving, Most Merciful;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], tell My servants that I am the Forgiving, the Merciful,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kullarıma, benim çok bağışlayan, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem verici bir azap olduğunu bildir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Announce, (O Muhammad) unto My slaves that verily I am the Forgiving, the Merciful,
M. Pickthall · EN · public-domain
[O Muḥammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أخبر -أيها الرسول- عبادي أني أنا الغفور للمؤمنين التائبين، الرحيم بهم، وأن عذابي هو العذاب المؤلم الموجع لغير التائبين. وأخبرهم -أيها الرسول- عن ضيوف إبراهيم من الملائكة الذين بشَّروه بالولد، وبهلاك قوم لوط.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
15:50
And that My Penalty will be indeed the most grievous Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but My torment is the truly painful one.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kullarıma, benim çok bağışlayan, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem verici bir azap olduğunu bildir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that My doom is the dolorous doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
And that it is My punishment which is the painful punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أخبر -أيها الرسول- عبادي أني أنا الغفور للمؤمنين التائبين، الرحيم بهم، وأن عذابي هو العذاب المؤلم الموجع لغير التائبين. وأخبرهم -أيها الرسول- عن ضيوف إبراهيم من الملائكة الذين بشَّروه بالولد، وبهلاك قوم لوط.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 51
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ
15:51
Tell them about the guests of Abraham.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Tell them too about Abraham’s guests:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara İbrahim’in misafir(ler)inden (meleklerden) de haber ver!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And tell them of Abraham's guests,
M. Pickthall · EN · public-domain
And inform them about the guests of Abraham,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أخبر -أيها الرسول- عبادي أني أنا الغفور للمؤمنين التائبين، الرحيم بهم، وأن عذابي هو العذاب المؤلم الموجع لغير التائبين. وأخبرهم -أيها الرسول- عن ضيوف إبراهيم من الملائكة الذين بشَّروه بالولد، وبهلاك قوم لوط.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 52
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
15:52
When they entered his presence and said, "Peace!" He said, "We feel afraid of you!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when they came to him and said, ‘Peace,’ he said, ‘We are afraid of you.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani onun yanına girdikleri zaman “Selam!” demişler, (İbrahim de onlara:) “Şüphesiz ki biz sizden korkuyoruz.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(How) when they came in unto him, and said: Peace. He said: Lo! we are afraid of you.
M. Pickthall · EN · public-domain
When they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful [i.e., apprehensive] of you."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
حين دخلوا عليه فقالوا: سلامًا؛ فرد عليهم السلام، ثم قدَّم لهم الطعام فلم يأكلوا، قال: إنا منكم فزعون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 53
قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ
15:53
They said: "Fear not! We give thee glad tidings of a son endowed with wisdom."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Melekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Do not be afraid,’ they said, ‘We bring you good news of a son who will have great knowledge.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Melekler:) “Korkma; şüphesiz ki biz sana bilgili bir erkek çocuk müjdeliyoruz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Be not afraid! Lo! we bring thee good tidings of a boy possessing wisdom.
M. Pickthall · EN · public-domain
[The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالت الملائكة له: لا تفزع إنَّا جئنا نبشرك بولد كثير العلم بالدين، هو إسحاق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 54
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
15:54
He said: "Do ye give me glad tidings that old age has seized me? Of what, then, is your good news?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He said, ‘How can you give me such news when old age has come to me? What sort of news is this?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim:) “Yaşlılık bana dokunmasına (gelmesine) rağmen beni müjdeliyor musunuz? (Beni) ne ile müjdeliyorsunuz?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Bring ye me good tidings (of a son) when old age hath overtaken me? Of what then can ye bring good tidings?
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبراهيم متعجبًا: أبشَّرتموني بالولد، وأنا كبير وزوجتي كذلك، فبأي أعجوبة تبشِّرونني؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 55
قَالُوا۟ بَشَّرْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَـٰنِطِينَ
15:55
They said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They said, ‘We have told you the truth, so do not despair.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Melekler:) “Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing.
M. Pickthall · EN · public-domain
They said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالوا: بشَّرناك بالحق الذي أعلمَنا به الله، فلا تكن من اليائسين أن يولد لك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 56
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
15:56
He said: "And who despairs of the mercy of his Lord, but such as go astray?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He said, ‘Who but the misguided despair of the mercy of their Lord?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim ise:) “Rabbinin merhametinden sapkınlardan başka kim ümit keser ki!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: And who despaireth of the mercy of his Lord save those who are astray?
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال: لا ييئس من رحمة ربه إلا الخاطئون المنصرفون عن طريق الحق. قال: فما الأمر الخطير الذي جئتم من أجله -أيها المرسلون- من عند الله؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 57
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
15:57
Abraham said: "What then is the business on which ye (have come), O ye messengers (of Allah)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ey elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and then asked, ‘Messengers, what is your errand?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim:) “Ey elçiler (melekler)! (Başka) ne işiniz var?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: And afterward what is your business, O ye messengers (of Allah)?
M. Pickthall · EN · public-domain
[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال: لا ييئس من رحمة ربه إلا الخاطئون المنصرفون عن طريق الحق. قال: فما الأمر الخطير الذي جئتم من أجله -أيها المرسلون- من عند الله؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 58
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
15:58
They said: "We have been sent to a people (deep) in sin,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Melekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They replied, ‘We have been sent to a people who are guilty.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar (melekler) “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma (onları helak etmeye) gönderildik. Ancak Lut’un ailesi hariç! Şüphesiz ki onların hepsini kurtaracağız.” cevabını vermişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: We have been sent unto a guilty folk,
M. Pickthall · EN · public-domain
They said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالوا: إن الله أرسلنا لإهلاك قوم لوط المشركين الضالين إلا لوطًا وأهله المؤمنين به، فلن نهلكهم وسننجيهم أجمعين، لكن زوجته الكافرة قضينا بأمر الله بإهلاكها مع الباقين في العذاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
15:59
"Excepting the adherents of Lut: them we are certainly (charged) to save (from harm),- All -
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But We shall save the household of Lot,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar (melekler) “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma (onları helak etmeye) gönderildik. Ancak Lut’un ailesi hariç! Şüphesiz ki onların hepsini kurtaracağız.” cevabını vermişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(All) save the family of Lot. Them we shall deliver every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
Except the family of Lot; indeed, we will save them all
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالوا: إن الله أرسلنا لإهلاك قوم لوط المشركين الضالين إلا لوطًا وأهله المؤمنين به، فلن نهلكهم وسننجيهم أجمعين، لكن زوجته الكافرة قضينا بأمر الله بإهلاكها مع الباقين في العذاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 60
إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ
15:60
"Except his wife, who, We have ascertained, will be among those who will lag behind."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
all except his wife: We have decreed that she will be one of those who stay behind.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hanımı hariç; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını uygun görmüştük.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Except his wife, of whom We had decreed that she should be of those who stay behind.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except his wife." We [i.e., Allāh] decreed that she is of those who remain behind.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالوا: إن الله أرسلنا لإهلاك قوم لوط المشركين الضالين إلا لوطًا وأهله المؤمنين به، فلن نهلكهم وسننجيهم أجمعين، لكن زوجته الكافرة قضينا بأمر الله بإهلاكها مع الباقين في العذاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
15:61
At length when the messengers arrived among the adherents of Lut,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When the messengers came to the household of Lot,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Melek) elçiler Lut’un ailesine gelince (Lut) onlara “Şüphesiz ki siz tanınmayan kişilersiniz!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the messengers came unto the family of Lot,
M. Pickthall · EN · public-domain
And when the messengers came to the family of Lot,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلما وصل الملائكة المرسلون إلى لوط، قال لهم: إنكم قوم غير معروفين لي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 62
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
15:62
He said: "Ye appear to be uncommon folk."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Lût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he said, ‘You are strangers.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Melek) elçiler Lut’un ailesine gelince (Lut) onlara “Şüphesiz ki siz tanınmayan kişilersiniz!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Lo! ye are folk unknown (to me).
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "Indeed, you are people unknown."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلما وصل الملائكة المرسلون إلى لوط، قال لهم: إنكم قوم غير معروفين لي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 63
قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَـٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
15:63
They said: "Yea, we have come to thee to accomplish that of which they doubt.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They said, ‘We have brought you what they said would never happen:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Melekler) “Doğrusu biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (helak haberini) getirdik. Sana gerçeği getirdik. Doğrusu biz doğru söyleyenleriz.” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Nay, but we bring thee that concerning which they keep disputing,
M. Pickthall · EN · public-domain
They said, "But we have come to you with that about which they were disputing,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالوا: لا تَخَفْ، فإنَّا جئنا بالعذاب الذي كان يشك فيه قومك ولا يُصَدِّقون، وجئناك بالحق من عند الله، وإنا لصادقون، فاخرج مِن بينهم ومعك أهلك المؤمنون، بعد مرور جزء من الليل، وسر أنت وراءهم؛ لئلا يتخلف منهم أحد فيناله العذاب، واحذروا أن يلتفت منكم أحد، وأسرعوا إلى حيث أمركم الله؛ لتكونوا في مكان أمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 64
وَأَتَيْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ
15:64
"We have brought to thee that which is inevitably due, and assuredly we tell the truth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Sana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
we have brought you the Truth. We speak truly,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Melekler) “Doğrusu biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (helak haberini) getirdik. Sana gerçeği getirdik. Doğrusu biz doğru söyleyenleriz.” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And bring thee the Truth, and lo! we are truth-tellers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And we have come to you with truth, and indeed, we are truthful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالوا: لا تَخَفْ، فإنَّا جئنا بالعذاب الذي كان يشك فيه قومك ولا يُصَدِّقون، وجئناك بالحق من عند الله، وإنا لصادقون، فاخرج مِن بينهم ومعك أهلك المؤمنون، بعد مرور جزء من الليل، وسر أنت وراءهم؛ لئلا يتخلف منهم أحد فيناله العذاب، واحذروا أن يلتفت منكم أحد، وأسرعوا إلى حيث أمركم الله؛ لتكونوا في مكان أمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 65
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَـٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
15:65
"Then travel by night with thy household, when a portion of the night (yet remains), and do thou bring up the rear: let no one amongst you look back, but pass on whither ye are ordered."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so leave in the dead of the night with your household, and walk behind them. Let none of you look back. Go where you are commanded.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü; sen de arkalarından git! Sizden kimse sakın dönüp de arkasına bakmasın; sizden istenen yere doğru gidin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So travel with thy household in a portion of the night, and follow thou their backs. Let none of you turn round, but go whither ye are commanded.
M. Pickthall · EN · public-domain
So set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالوا: لا تَخَفْ، فإنَّا جئنا بالعذاب الذي كان يشك فيه قومك ولا يُصَدِّقون، وجئناك بالحق من عند الله، وإنا لصادقون، فاخرج مِن بينهم ومعك أهلك المؤمنون، بعد مرور جزء من الليل، وسر أنت وراءهم؛ لئلا يتخلف منهم أحد فيناله العذاب، واحذروا أن يلتفت منكم أحد، وأسرعوا إلى حيث أمركم الله؛ لتكونوا في مكان أمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 66
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَـٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ
15:66
And We made known this decree to him, that the last remnants of those (sinners) should be cut off by the morning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We made this decree known to him: the last remnants of those people would be wiped out in the morning.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ona (Lut’a) şu hükmümüzü vahyetmiştik: “Sabaha çıkarlarken mutlaka onların kökü kesilmiş olacaktır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We made plain the case to him, that the root of them (who did wrong) was to be cut at early morn.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأوحينا إلى لوط أن قومك مستأصَلون بالهلاك عن آخرهم عند طلوع الصبح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 67
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
15:67
The inhabitants of the city came in (mad) joy (at news of the young men).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şehir halkı, sevinerek geldiler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of the town came along, revelling,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şehrin (sapkın) halkı sevinç içinde (Lut’un yanına) gelmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the people of the city came, rejoicing at the news (of new arrivals).
M. Pickthall · EN · public-domain
And the people of the city came rejoicing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجاء أهل مدينة لوط إلى لوط حين علموا بمن عنده من الضيوف، وهم فرحون يستبشرون بضيوفه؛ ليأخذوهم ويفعلوا بهم الفاحشة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 68
قَالَ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
15:68
Lut said: "These are my guests: disgrace me not:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Lût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and he told them, ‘These are my guests, do not disgrace me.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Lut onlara) şöyle demişti: “Bunlar, benim misafir(ler)imdir; sakın beni utandırmayın!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Lo! they are my guests. Affront me not!
M. Pickthall · EN · public-domain
[Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال لهم لوط: إن هؤلاء ضيفي وهم في حمايتي فلا تفضحوني، وخافوا عقاب الله، ولا تتعرضوا لهم، فتوقعوني في الذل والهوان بإيذائكم لضيوفي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 69
وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
15:69
"But fear Allah, and shame me not."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Allah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Fear God, and do not shame me.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
"Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun! Beni rezil etmeyin!” (demişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And keep your duty to Allah, and shame me not!
M. Pickthall · EN · public-domain
And fear Allāh and do not disgrace me."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال لهم لوط: إن هؤلاء ضيفي وهم في حمايتي فلا تفضحوني، وخافوا عقاب الله، ولا تتعرضوا لهم، فتوقعوني في الذل والهوان بإيذائكم لضيوفي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 70
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ
15:70
They said: "Did we not forbid thee (to speak) for all and sundry?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Lût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They answered, ‘Have we not told you not to interfere [between us and] anyone else?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kavmi:) “Biz seni, elalemden (başkalarının işine karışmaktan) engellememiş miydik?” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said; Have we not forbidden you from (entertaining) anyone?
M. Pickthall · EN · public-domain
They said, "Have we not forbidden you from [protecting] people?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال قومه: أولم نَنْهَكَ أن تضيِّف أحدا من العالمين؛ لأنَّا نريد منهم الفاحشة؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 71
قَالَ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَـٰعِلِينَ
15:71
He said: "There are my daughters (to marry), if ye must act (so)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Lût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He said, ‘My daughters are here, if you must.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Lut:) “İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin)!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Here are my daughters, if ye must be doing (so).
M. Pickthall · EN · public-domain
[Lot] said, "These are my daughters - if you would be doers [of lawful marriage]."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال لوط لهم: هؤلاء نساؤكم بناتي فتزوَّجوهن إن كنتم تريدون قضاء وطركم، وسماهن بناته؛ لأن نبي الأمة بمنزلة الأب لهم، ولا تفعلوا ما حرَّم الله عليكم من إتيان الرجال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 72
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
15:72
Verily, by thy life (O Prophet), in their wild intoxication, they wander in distraction, to and fro.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Resulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
By your life [Prophet], they wandered on in their wild intoxication
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Melekler Lut’a) şöyle demişlerdi: “Ömrüne yemin olsun: Şüphesiz ki onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By thy life (O Muhammad) they moved blindly in the frenzy of approaching death.
M. Pickthall · EN · public-domain
By your life, [O Muḥammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقسم الخالق بمن يشاء وبما يشاء، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، وقد أقسم الله تعالى بحياة محمد صلى الله عليه وسلم تشريفًا له. إن قوم لوط في غفلة شديدة يترددون ويتمادون، حتى حلَّتْ بهم صاعقة العذاب وقت شروق الشمس.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 73
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
15:73
But the (mighty) Blast overtook them before morning,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the blast overtook them at sunrise:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Güneş doğarken onları o korkunç ses yakalamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then the (Awful) Cry overtook them at the sunrise.
M. Pickthall · EN · public-domain
So the shriek seized them at sunrise.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقسم الخالق بمن يشاء وبما يشاء، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، وقد أقسم الله تعالى بحياة محمد صلى الله عليه وسلم تشريفًا له. إن قوم لوط في غفلة شديدة يترددون ويتمادون، حتى حلَّتْ بهم صاعقة العذاب وقت شروق الشمس.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 74
فَجَعَلْنَا عَـٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ
15:74
And We turned (the cities) upside down, and rained down on them brimstones hard as baked clay.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We turned their city upside down and rained on them a shower of clay stones.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hemen oranın üstünü altına getirmiştik. Üzerlerine (balçıktan) pişirilmiş (sert) taşlar yağdırmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We utterly confounded them, and We rained upon them stones of heated clay.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فقلبنا قُراهم فجعلنا عاليها سافلها، وأمطرنا عليهم حجارة من طين متصلب متين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 75
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
15:75
Behold! in this are Signs for those who by tokens do understand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
There truly is a sign in this for those who can learn-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bunda anlayış sahipleri için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! therein verily are portents for those who read the signs.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed in that are signs for those who discern.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن فيما أصابهم لَعظاتٍ للناظرين المعتبرين، وإن قراهم لفي طريق ثابت يراها المسافرون المارُّون بها. إن في إهلاكنا لهم لَدلالةً بيِّنةً للمصدقين العاملين بشرع الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ
15:76
And the (cities were) right on the high-road.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
it is still there on the highway-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar gözler önünde duran bir yol üzerindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is upon a road still uneffaced.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, they [i.e., those cities] are [situated] on an established road.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن فيما أصابهم لَعظاتٍ للناظرين المعتبرين، وإن قراهم لفي طريق ثابت يراها المسافرون المارُّون بها. إن في إهلاكنا لهم لَدلالةً بيِّنةً للمصدقين العاملين بشرع الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 77
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
15:77
Behold! in this is a sign for those who believed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunda inananlar için ibret vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
there truly is a sign in this for those who believe.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğrusu bunda iman edenler için bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! therein is indeed a portent for believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed in that is a sign for the believers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن فيما أصابهم لَعظاتٍ للناظرين المعتبرين، وإن قراهم لفي طريق ثابت يراها المسافرون المارُّون بها. إن في إهلاكنا لهم لَدلالةً بيِّنةً للمصدقين العاملين بشرع الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 78
وَإِن كَانَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَـٰلِمِينَ
15:78
And the Companions of the Wood were also wrong-doers;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The forest-dwellers, too, were wrongdoers
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Eyke halkı da zalimdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the dwellers in the wood indeed were evil-doers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the companions of the thicket [i.e., the people of Madyan] were [also] wrongdoers,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقد كان أصحاب المدينة الملتفة الشجر -وهم قوم شعيب- ظالمين لأنفسهم لكفرهم بالله ورسولهم الكريم، فانتقمنا منهم بالرجفة وعذاب يوم الظلة، وإن مساكن قوم لوط وشعيب لفي طريق واضح يمرُّ بهما الناس في سفرهم فيعتبرون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 79
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ
15:79
So We exacted retribution from them. They were both on an open highway, plain to see.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and We took retribution on them; both are still there on the highway, plain for all to see.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan intikam almıştık. İkisi de apaçık bir yol üzerindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So we took vengeance on them; and lo! they both are on a high-road plain to see.
M. Pickthall · EN · public-domain
So We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقد كان أصحاب المدينة الملتفة الشجر -وهم قوم شعيب- ظالمين لأنفسهم لكفرهم بالله ورسولهم الكريم، فانتقمنا منهم بالرجفة وعذاب يوم الظلة، وإن مساكن قوم لوط وشعيب لفي طريق واضح يمرُّ بهما الناس في سفرهم فيعتبرون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 80
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
15:80
The Companions of the Rocky Tract also rejected the messengers:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of al-Hijr also rejected Our messengers:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki Hicr halkı da elçileri yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the dwellers in Al-Hijr denied (Our) messengers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And certainly did the companions of al-Ḥijr [i.e., the Thamūd] deny the messengers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد كذَّب سكان "وادي الحِجْر" صالحًا عليه السلام، وهم ثمود فكانوا بذلك مكذبين لكل المرسلين؛ لأن من كذَّب نبيًا فقد كذَّب الأنبياء كلهم؛ لأنهم على دين واحد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 81
وَءَاتَيْنَـٰهُمْ ءَايَـٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
15:81
We sent them Our Signs, but they persisted in turning away from them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We gave them Our signs, but they turned their backs.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz onlara delillerimizi vermiştik fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we gave them Our revelations, but they were averse to them.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We gave them Our signs, but from them they were turning away.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وآتينا قوم صالح آياتنا الدالة على صحة ما جاءهم به صالح من الحق، ومن جملتها الناقة، فلم يعتبروا بها، وكانوا عنها مبتعدين معرضين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 82
وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
15:82
Out of the mountains did they hew (their) edifices, (feeling themselves) secure.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They carved out dwellings in the mountains, and lived in security-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar, dağlardan güven içinde kalacakları evler oyarlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they used to hew out dwellings from the hills, (wherein they dwelt) secure.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they used to carve from the mountains, houses, feeling secure.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكانوا ينحتون الجبال، فيتخذون منها بيوتًا، وهم آمنون من أن تسقط عليهم أو تخرب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 83
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
15:83
But the (mighty) Blast seized them of a morning,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
the blast overwhelmed them early in the morning.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onları sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakalamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But the (Awful) Cry overtook them at the morning hour,
M. Pickthall · EN · public-domain
But the shriek seized them at early morning,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأخذتهم صاعقة العذاب وقت الصباح مبكرين، فما دفع عنهم عذابَ الله الأموالُ والحصونُ في الجبال، ولا ما أُعطوه من قوة وجاه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 84
فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
15:84
And of no avail to them was all that they did (with such art and care)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
What they had gained was of no use to them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kazandıkları şeyler onlardan hiçbir şeyi savmamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that which they were wont to count as gain availed them not.
M. Pickthall · EN · public-domain
So nothing availed them [from] what they used to earn.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأخذتهم صاعقة العذاب وقت الصباح مبكرين، فما دفع عنهم عذابَ الله الأموالُ والحصونُ في الجبال، ولا ما أُعطوه من قوة وجاه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 85
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
15:85
We created not the heavens, the earth, and all between them, but for just ends. And the Hour is surely coming (when this will be manifest). So overlook (any human faults) with gracious forgiveness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We did not create the heavens and the earth and everything between them without a true purpose: the Hour will certainly come, so [Prophet] bear with them graciously.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak ve ancak bir amaç ile yarattık. O (Son) Saat de mutlaka gelecektir. Onlara güzel bir şekilde hoşgörülü davran!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We created not the heavens and the earth and all that is between them save with truth, and lo! the Hour is surely coming. So forgive, (O Muhammad), with a gracious forgiveness.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما خلَقْنا السموات والأرض وما بينهما إلا بالحق دالتين على كمال خالقهما واقتداره، وأنه الذي لا تنبغي العبادة إلا له وحده لا شريك له. وإن الساعة التي تقوم فيها القيامة لآتية لا محالة؛ لتوفَّى كل نفس بما عملت، فاعف -أيها الرسول- عن المشركين، واصفح عنهم وتجاوز عما يفعلونه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ
15:86
For verily it is thy Lord who is the Master-Creator, knowing all things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Your Lord is the All Knowing Creator.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki Rabbin her çeşit yaratandır, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! Thy Lord! He is the All-Wise Creator.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, your Lord - He is the Knowing Creator.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّ ربك هو الخلاَّق لكل شيء، العليم به، فلا يعجزه شيء في الأرض ولا في السماء، ولا يخفى عليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 87
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
15:87
And We have bestowed upon thee the Seven Oft-repeated (verses) and the Grand Qur'an.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have given you the seven oft-recited versesand the whole glorious Quran.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz sana tekrarlanan yedi (mesajı) yani yüce Kur’an’ı verdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We have given thee seven of the oft-repeated (verses) and the great Qur'an.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have certainly given you, [O Muḥammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur’ān.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد آتيناك -أيها النبي- فاتحة القرآن، وهي سبع آيات تكرر في كل صلاة، وآتيناك القرآن العظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 88
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
15:88
Strain not thine eyes. (Wistfully) at what We have bestowed on certain classes of them, nor grieve over them: but lower thy wing (in gentleness) to the believers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do not look longingly at the good things We have given some to enjoy. Do not grieve over the [disbelievers], but lower your wings over the believers
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sakın onlardan bazı çiftlere verdiğimiz şeye (tattırdığımız dünyalığa) gözlerini dikme! Onlardan dolayı üzülme ve müminlere kanadını indir (alçak gönüllü ol)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Strain not thine eyes toward that which We cause some wedded pairs among them to enjoin, and be not grieved on their account, and lower thy wing (in tenderness) for the believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Do not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of them [i.e., the disbelievers], and do not grieve over them. And lower your wing [i.e., show kindness] to the believers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا تنظر بعينيك وتتمنَّ ما مَتَّعْنا به أصنافًا من الكفار مِن مُتَع الدنيا، ولا تحزن على كفرهم، وتواضَعْ للمؤمنين بالله ورسوله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 89
وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
15:89
And say: "I am indeed he that warneth openly and without ambiguity,"-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and say, ‘I am here to give plain warning,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And say: Lo! I, even I, am a plain warner,
M. Pickthall · EN · public-domain
And say, "Indeed, I am the clear warner" -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقل: إني أنا المنذر الموضِّح لما يهتدي به الناس إلى الإيمان بالله رب العالمين، ومنذركم أن يصيبكم العذاب، كما أنزله الله على الذين قسَّموا القرآن، فآمنوا ببعضه، وكفروا ببعضه الآخر من اليهود والنصارى وغيرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 90
كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
15:90
(Of just such wrath) as We sent down on those who divided (Scripture into arbitrary parts),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
like the [warning] We have sent down for those who divide themselves into bands
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Nitekim biz yalan yere yemin edenlere (azabı) indirmişizdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Such as We send down for those who make division,
M. Pickthall · EN · public-domain
Just as We had revealed [scriptures] to the separators
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقل: إني أنا المنذر الموضِّح لما يهتدي به الناس إلى الإيمان بالله رب العالمين، ومنذركم أن يصيبكم العذاب، كما أنزله الله على الذين قسَّموا القرآن، فآمنوا ببعضه، وكفروا ببعضه الآخر من اليهود والنصارى وغيرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 91
ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
15:91
(So also on such) as have made Qur'an into shreds (as they please).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and abuse the Quran––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kur’an’ı bölüp ayıranlara (gelince), Rabbine yemin olsun: Yaptıklarından dolayı onların hepsini mutlaka sorguya çekeceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those who break the Qur'an into parts.
M. Pickthall · EN · public-domain
Who have made the Qur’ān into portions.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهم الذين جعلوا القرآن أقسامًا وأجزاء، فمنهم من يقول: سحر، ومنهم من يقول كَهَانة، ومنهم من يقول غير ذلك، يصرِّفونه بحسب أهوائهم؛ ليصدوا الناس عن الهدى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 92
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
15:92
Therefore, by the Lord, We will, of a surety, call them to account,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
by your Lord, We will question them all
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kur’an’ı bölüp ayıranlara (gelince), Rabbine yemin olsun: Yaptıklarından dolayı onların hepsini mutlaka sorguya çekeceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Them, by thy Lord, We shall question, every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
So by your Lord, We will surely question them all
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فوربك لنحاسبنَّهم يوم القيامة ولنجزينهم أجمعين، عن تقسيمهم للقرآن بافتراءاتهم، وتحريفه وتبديله، وغير ذلك مما كانوا يعملونه من عبادة الأوثان، ومن المعاصي والآثام. وفي هذا ترهيب وزجر لهم من الإقامة على هذه الأفعال القبيحة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 93
عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
15:93
For all their deeds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
about their deeds.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kur’an’ı bölüp ayıranlara (gelince), Rabbine yemin olsun: Yaptıklarından dolayı onların hepsini mutlaka sorguya çekeceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Of what they used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
About what they used to do.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فوربك لنحاسبنَّهم يوم القيامة ولنجزينهم أجمعين، عن تقسيمهم للقرآن بافتراءاتهم، وتحريفه وتبديله، وغير ذلك مما كانوا يعملونه من عبادة الأوثان، ومن المعاصي والآثام. وفي هذا ترهيب وزجر لهم من الإقامة على هذه الأفعال القبيحة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 94
فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
15:94
Therefore expound openly what thou art commanded, and turn away from those who join false gods with Allah.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So proclaim openly what you have been commanded [to say], and ignore the idolaters.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So proclaim that which thou art commanded, and withdraw from the idolaters.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then declare what you are commanded and turn away from the polytheists.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاجهر بدعوة الحق التي أمرك الله بها، ولا تبال بالمشركين، فقد برَّأك الله ممَّا يقولون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 95
إِنَّا كَفَيْنَـٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
15:95
For sufficient are We unto thee against those who scoff,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Muhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We are enough for you against all those who ridicule your message,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz o alay edenlere karşı sana yeteriz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We defend thee from the scoffers,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We are sufficient for you against the mockers
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا كَفَيْناك المستهزئين الساخرين من زعماء قريش، الذين اتخذوا شريكًا مع الله من الأوثان وغيرها، فسوف يعلمون عاقبة عملهم في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 96
ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
15:96
Those who adopt, with Allah, another god: but soon will they come to know.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who set up another god beside God- they will come to know.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar (alay edenler) Allah ile birlikte başka bir ilah edinenlerdir. İleride (gerçeği) bileceklerdir (anlayacaklardır)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who set some other god along with Allah. But they will come to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
Who make [equal] with Allāh another deity. But they are going to know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا كَفَيْناك المستهزئين الساخرين من زعماء قريش، الذين اتخذوا شريكًا مع الله من الأوثان وغيرها، فسوف يعلمون عاقبة عملهم في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 97
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
15:97
We do indeed know how thy heart is distressed at what they say.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We are well aware that your heart is weighed down by what they say.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki onların söyledikleri şeyler yüzünden senin içinin daraldığını biliyoruz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Well know We that thy bosom is oppressed by what they say,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We already know that your breast is constrained by what they say.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد نعلم بانقباض صدرك -أيها الرسول-؛ بسبب ما يقوله المشركون فيك وفي دعوتك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 98
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
15:98
But celebrate the praises of thy Lord, and be of those who prostrate themselves in adoration.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Celebrate the glory of your Lord and be among those who bow down to Him:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But hymn the praise of thy Lord, and be of those who make prostration (unto Him).
M. Pickthall · EN · public-domain
So exalt [Allāh] with praise of your Lord and be of those who prostrate [to Him].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فافزع إلى ربك عند ضيق صدرك، وسَبِّح بحمده شاكرًا له مثنيا عليه، وكن من المصلِّين لله العابدين له، فإن ذلك يكفيك ما أهمَّك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 99
وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
15:99
And serve thy Lord until there come unto thee the Hour that is Certain.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
worship your Lord until what is certain comes to you.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sana kesin bir gerçek (olan ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet (kulluk) et!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And serve thy Lord till the Inevitable cometh unto thee.
M. Pickthall · EN · public-domain
And worship your Lord until there comes to you the certainty [i.e., death].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واستمِرَّ في عبادة ربك مدة حياتك حتى يأتيك اليقين، وهو الموت. وامتثل رسول الله صلى الله عليه وسلم أمر ربه، فلم يزل دائبًا في عبادة الله، حتى أتاه اليقين من ربه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)