قد تقدم أن الكثرة والقلة يستعملان في الكمية المنفصلة كالأعداد . قال تعالى: وليزيدن كثيرا [المائدة/ 64]، وأكثرهم للحق كارهون [المؤمنون/ 70]، بل أكثرهم لا يعلمون الحق [الأنبياء/ 24]، قال: كم من فئة قليلة غلبت فئة كثيرة [البقرة/ 249]، وقال: وبث منهما رجالا كثيرا ونساء [النساء/ 1]، ود كثير من أهل الكتاب [البقرة/ 109] إلى آيات كثيرة، وقوله: بفاكهة كثيرة [ص/ 51] فإنه جعلها كثيرة اعتبارا بمطاعم الدنيا، وليست الكثرة إشارة إلى العدد فقط بل إلى الفضل، ويقال: عدد كثير وكثار وكاثر: زائد، ورجل كاثر: إذا كان كثير المال، قال الشاعر: 382- ولست بالأكثر منهم حصى %~% وإنما العزة للكاثر والمكاثرة والتكاثر: التباري في كثرة المال والعز. قال تعالى: ألهاكم التكاثر [التكاثر/ 1] وفلان مكثور، أي: مغلوب في الكثرة، والمكثار متعارف في كثرة الكلام، والكثر: الجمار الكثير، وقد حكي بتسكين الثاء، و# روي: «لا قطع في ثمر ولا كثر» وقوله: إنا أعطيناك الكوثر [الكوثر/ 1] قيل: هو نهر في الجنة يتشعب عنه الأنهار، وقيل: بل هو الخير العظيم الذي أعطاه النبي (صلى الله عليه وسلم آله) ، وقد يقال للرجل السخي: كوثر، ويقال: تكوثر الشيء: كثر كثرة متناهية، قال الشاعر: 383- وقد ثار نقع الموت حتى تكوثرا أبوا أن يبيحوا جارهم لعدوهم
Exdore translation — not part of the source
Kesret (çokluk) ve kıllet (azlık)in, sayılar gibi ayrık nicelikte kullanıldığı daha önce geçmişti. Yüce Allah buyurdu: "Andolsun ki birçoğunu artıracaktır" [5:64]; "onların çoğu hakkı hoş görmez" [23:70]; "Hayır, onların çoğu hakkı bilmez" [21:24]. Buyurdu: "Nice az bir topluluk, çok bir topluluğu yenmiştir" [2:249]. Buyurdu: "ve o ikisinden birçok erkek ve kadın yaydı" [4:1]; "Kitap ehlinden birçoğu arzu etti" [2:109] — daha birçok ayette olduğu gibi. "Birçok meyve" [38:51] sözüne gelince, dünya yiyecekleri itibara alınarak onu çok saymıştır; çokluk yalnız sayıya değil, üstünlüğe de işarettir. "Adedün kesîr, küssâr ve kâsir" denir: fazla olan. "Racülün kâsir": çok mallı adam. Şair dedi: 382- Ben onlardan çakıl taşı (sayı) bakımından daha çok değilim %~% Şeref ancak kâsir (çok mal sahibi) içindir "Mükâsere" ve "tekâsür": mal ve izzet çokluğunda yarışmaktır. Yüce Allah buyurdu: "Çokluk yarışı sizi oyaladı" [102:1]. "Fülânun meksûr", yani çoklukta yenilmiş. "Miksâr" ise çok konuşma hakkında bilinen (kullanımdır). "el-Keser": çok hurma özü (cümmâr); "se" harfinin sükûnuyla (el-kesr) da nakledilmiştir. Rivayet edildi: "Meyvede ve hurma özünde (keser) el kesme yoktur." "Biz sana kevseri verdik" [108:1] sözü: Denildi ki o, cennette kendisinden ırmakların ayrıldığı bir nehirdir. Denildi ki: bilakis o, Peygamber'e (s.a.v.) verilen büyük hayırdır. Cömert adama da "kevser" denir. "Tekevsera'ş-şey'" denir: son derece çoğaldı. Şair dedi: 383- Ölümün tozu yükseldi, nihayet iyice çoğaldı Komşularını düşmanlarına teslim etmeyi reddettiler
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)