All surahs

23.The Believers

المؤمنون

Meccan · 118 ayahs

Reading mode
  1. 1

    قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ

    23:1

    The believers must (eventually) win through,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Müminler saadete ermişlerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [How] prosperous are the believers!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Müminler elbette kurtulmuş (olacak)tır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Successful indeed are the believers

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Certainly will the believers have succeeded:

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قد فاز المصدِّقون بالله وبرسوله العاملون بشرعه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَـٰشِعُونَ

    23:2

    Those who humble themselves in their prayers;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar namazda huşu içindedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Those who pray humbly,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar, salâtında (Allah'a desteklerinde) huşu içinde (saygılı) olanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who are humble in their prayers,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They who are during their prayer humbly intent

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    الذين من صفاتهم أنهم في صلاتهم خاشعون، تَفْرُغُ لها قلوبهم، وتسكن جوارحهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

    23:3

    Who avoid vain talk;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who shun idle talk,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar boş (şeyler)den yüz çevirenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who shun vain conversation,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they who turn away from ill speech

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين هم تاركون لكل ما لا خير فيه من الأقوال والأفعال.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَـٰعِلُونَ

    23:4

    Who are active in deeds of charity;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar zekatlarını verirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who pay the prescribed alms,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar arınmak (ve ıslah) için çalışanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who are payers of the poor-due;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they who are observant of zakāh

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين هم مُطَهِّرون لنفوسهم وأموالهم بأداء زكاة أموالهم على اختلاف أجناسها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ

    23:5

    Who abstain from sex,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve onlar ki, iffetlerini korurlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who guard their chastity

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar namuslarını koruyanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who guard their modesty -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they who guard their private parts

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين هم لفروجهم حافظون مما حرَّم الله من الزنى واللواط وكل الفواحش.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

    23:6

    Except with those joined to them in the marriage bond, or (the captives) whom their right hands possess,- for (in their case) they are free from blame,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    except with their spouses or their slaves––with these they are not to blame,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ancak eşleri yani (evlilik yoluyla) meşru olarak sahip oldukları kişiler hariç; şüphesiz ki onlar (eşleriyle ilişkilerinde) kınanmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save from their wives or the (slaves) that their right hands possess, for then they are not blameworthy,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except from their wives or those their right hands possess, for indeed, they will not be blamed -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إلا على زوجاتهم أو ما ملكت أيمانهم من الإماء، فلا لوم عليهم ولا حرج في جماعهن والاستمتاع بهن؛ لأن الله تعالى أحلَّهن.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

    23:7

    But those whose desires exceed those limits are transgressors;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but anyone who seeks more than this is exceeding the limits––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise haddini aşanların ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But whoso craveth beyond that, such are transgressors -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But whoever seeks beyond that, then those are the transgressors -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فمن طلب التمتع بغير زوجته أو أمَتِه فهو من المجاوزين الحلال إلى الحرام، وقد عرَّض نفسه لعقاب الله وسخطه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

    23:8

    Those who faithfully observe their trusts and their covenants;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who are faithful to their trusts and pledges

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar, emanetlerine ve sözlerine uyanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who are shepherds of their pledge and their covenant,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they who are to their trusts and their promises attentive

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين هم حافظون لكل ما اؤتمنوا عليه، موفُّون بكل عهودهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ

    23:9

    And who (strictly) guard their prayers;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Namazlarına riayet ederler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and who keep up their prayers,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar, salâtlarını (Allah'a desteklerini) koruyanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who pay heed to their prayers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they who carefully maintain their prayers -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين هم يداومون على أداء صلاتهم في أوقاتها على هيئتها المشروعة، الواردة عن النبي صلى الله عليه وسلم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ

    23:10

    These will be the heirs,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte asıl onlar varislerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    will rightly be given

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte onlar, gerçek mirasçıların ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    These are the heirs

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Those are the inheritors

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هؤلاء المؤمنون هم الوارثون الجنة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ

    23:11

    Who will inherit Paradise: they will dwell therein (for ever).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki, Firdevs'e varis olan bu kimseler orada ebedî kalırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Paradise as their own, there to remain.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Firdevs (cennetin)e mirasçı olacak olan bu kişiler orada ebedî kalıcıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who will inherit paradise. There they will abide.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Who will inherit al-Firdaus. They will abide therein eternally.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    الذين يرثون أعلى منازل الجنة وأوسطها، هم فيها خالدون، لا ينقطع نعيمهم ولا يزول.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن سُلَـٰلَةٍ مِّن طِينٍ

    23:12

    Man We did create from a quintessence (of clay);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We created man from an essence of clay,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz insanı çamurdan (süzülen) bir özden yarattık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Verily We created man from a product of wet earth;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And certainly did We create man from an extract of clay.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد خلقنا آدم من طين مأخوذ من جميع الأرض.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    ثُمَّ جَعَلْنَـٰهُ نُطْفَةً فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ

    23:13

    Then We placed him as (a drop of) sperm in a place of rest, firmly fixed;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra onu emin ve sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then We placed him as a drop of fluid in a safe place,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra onu sağlam bir yerde nutfe (zigot) hâline getirdik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then placed him as a drop (of seed) in a safe lodging;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then We placed him as a sperm-drop in a firm lodging [i.e., the womb].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم خلقنا بنيه متناسلين مِن نطفة: هي مني الرجال تخرج من أصلابهم، فتستقر متمكنة في أرحام النساء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَـٰمًا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَـٰمَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَـٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَـٰلِقِينَ

    23:14

    Then We made the sperm into a clot of congealed blood; then of that clot We made a (foetus) lump; then we made out of that lump bones and clothed the bones with flesh; then we developed out of it another creature. So blessed be Allah, the best to create!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then We made that drop into a clinging form, and We made that form into a lump of flesh, and We made that lump into bones, and We clothed those bones with flesh, and later We made him into other forms––glory be to God, the best of creators!––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra o nutfeyi (zigotu) ‘alaka (embriyo) yaptık. Sonra o ‘alakayı (embriyoyu) bir mudğa (et parçacığı) hâline soktuk; o et parçacığını kemiğe çevirdik; o kemiği de etle (kasla) kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla oluşturduk. Yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then fashioned We the drop a clot, then fashioned We the clot a little lump, then fashioned We the little lump bones, then clothed the bones with flesh, and then produced it as another creation. So blessed be Allah, the Best of creators!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then We made the sperm-drop into a clinging clot, and We made the clot into a lump [of flesh], and We made [from] the lump, bones, and We covered the bones with flesh; then We developed him into another creation. So blessed is Allāh, the best of creators.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم خلقنا النطفة علقة أي: دمًا أحمر، فخلقنا العلقة بعد أربعين يومًا مضغة أي: قطعة لحم قَدْر ما يُمْضغ، فخلقنا المضغة اللينة عظامًا، فكسونا العظام لحمًا، ثم أنشأناه خلقًا آخر بنفخ الروح فيه، فتبارك الله، الذي أحسن كل شيء خلقه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ

    23:15

    After that, at length ye will die

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizler, bütün bunlardan sonra ölürsünüz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra siz bunun ardından, muhakkak ki öleceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then you will die

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra, şüphesiz ki bunun ardından elbette öleceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then lo! after that ye surely die.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then indeed, after that you are to die.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم إنكم أيها البشر بعد أطوار الحياة وانقضاء الأعمار لَميتون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ تُبْعَثُونَ

    23:16

    Again, on the Day of Judgment, will ye be raised up.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra da siz, şüphesiz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and then, on the Day of Resurrection, you will be raised up again.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra da şüphesiz ki kıyamet gününde diriltileceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then lo! on the Day of Resurrection ye are raised (again).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then indeed you, on the Day of Resurrection, will be resurrected.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم إنكم بعد الموت وانقضاء الدنيا تُبْعثون يوم القيامة أحياء من قبوركم للحساب والجزاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَـٰفِلِينَ

    23:17

    And We have made, above you, seven tracts; and We are never unmindful of (our) Creation.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz, yarattığımızdan habersiz değiliz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz, yaratmaktan habersiz değiliz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We created seven levels above you: We are never unmindful of Our creation.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yaratmaktan habersizler değiliz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We have created above you seven paths, and We are never unmindful of creation.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We have created above you seven layered heavens, and never have We been of [Our] creation unaware.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد خلقنا فوقكم سبع سموات بعضها فوق بعض، وما كنا عن الخلق غافلين، فلا نُغْفِلُ مخلوقًا، ولا ننساه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّـٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَـٰدِرُونَ

    23:18

    And We send down water from the sky according to (due) measure, and We cause it to soak in the soil; and We certainly are able to drain it off (with ease).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gökten suyu ölçülü indirdik de, onu yerde durdurduk. Şüphesiz onu gidermeye de kadiriz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We sent water down from the sky in due measure and lodged it in the earth––We have the power to take it all away if We so wish––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gökten bir ölçüyle su indirip onu yerde durdurmaktayız. Şüphesiz ki onu gidermeye de gücümüz yeter.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we send down from the sky water in measure, and We give it lodging in the earth, and lo! We are Able to withdraw it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We have sent down rain from the sky in a measured amount and settled it in the earth. And indeed, We are Able to take it away.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأنزلنا من السماء ماء بقدر حاجة الخلائق، وجعلنا الأرض مستقرًا لهذا الماء، وإنا على ذَهاب بالماء المستقر لَقادرون. وفي هذا تهديد ووعيد للظالمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّـٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَـٰبٍ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    23:19

    With it We grow for you gardens of date-palms and vines: in them have ye abundant fruits: and of them ye eat (and have enjoyment),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik ki, bunlarda sizin için bir çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    with it We produced for you gardens of date palms and vines, with many fruits there for you to eat,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Böylece o (su)yun sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bunlarda sizin için pek çok meyveler vardır; onlardan yiyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We produce for you therewith gardens of date-palms and grapes, wherein is much fruit for you and whereof ye eat;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We brought forth for you thereby gardens of palm trees and grapevines in which for you are abundant fruits and from which you eat.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأنشأنا بهذا الماء لكم بساتين النخيل والأعناب، لكم فيها فواكه كثيرة الأنواع والأشكال، ومنها تأكلون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْـَٔاكِلِينَ

    23:20

    Also a tree springing out of Mount Sinai, which produces oil, and relish for those who use it for food.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Tûrı Sinâ'da (dahi) yetişen bir ağaç da meydana getirdik ki, bu ağaç, hem yağ, hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and a tree, growing out of Mount Sinai, that produces oil and seasoning for your food.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sînâ Dağı (çevresi)nde yetişen bir ağaç daha (yarattık ki) bu ağaç hem yağ hem de yiyenler(in ekmeğin)e katık edecekleri (zeytini) verir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a tree that springeth forth from Mount Sinai that groweth oil and relish for the eaters.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [We brought forth] a tree issuing from Mount Sinai which produces oil and food [i.e., olives] for those who eat.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأنشأنا لكم به شجرة الزيتون التي تخرج حول جبل طور "سيناء"، يعصر منها الزيت، فيدَّهن ويؤتدم به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَـٰمِ لَعِبْرَةً ۖ نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَـٰفِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    23:21

    And in cattle (too) ye have an instructive example: from within their bodies We produce (milk) for you to drink; there are, in them, (besides), numerous (other) benefits for you; and of their (meat) ye eat;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ehli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    There is a lesson for you in livestock: We produce milk for you to drink from their bellies. And they have many other benefits: you eat them

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki hayvanlarda da sizin için ibret vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiriyoruz. Onlarda sizin için (başka) yararlar da vardır; siz onlardan yiyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! in the cattle there is verily a lesson for you. We give you to drink of that which is in their bellies, and many uses have ye in them, and of them do ye eat;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, for you in livestock is a lesson. We give you drink from that which is in their bellies, and for you in them are numerous benefits, and from them you eat.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن لكم- أيها الناس- في الإبل والبقر والغنم لَعبرة تعتبرون بخلقها، نسقيكم مما في بطونها من اللبن، ولكم فيها منافع أخرى كثيرة كالصوف والجلود، ونحوهما، ومنها تأكلون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

    23:22

    And on them, as well as in ships, ye ride.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and you ride on them, as you do in ships.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (hayvan)ların ve gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And on them and on the ship ye are carried.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And upon them and on ships you are carried.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وعلى الإبل والسفن في البر والبحر تُحْمَلون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَـٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    23:23

    (Further, We sent a long line of prophets for your instruction). We sent Noah to his people: He said, "O my people! worship Allah! Ye have no other god but Him. Will ye not fear (Him)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    And olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We sent Noah to his people. He said, ‘My people, serve God, for He is your only god. Will you not heed Him?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine göndermiştik de “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily sent Noah unto his folk, and he said: O my people! Serve Allah. Ye have no other Allah save Him. Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We had certainly sent Noah to his people, and he said, "O my people, worship Allāh; you have no deity other than Him; then will you not fear Him?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد أرسلنا نوحًا إلى قومه، بدعوة التوحيد فقال لهم: اعبدوا الله وحده، ليس لكم من إله يستحق العبادة غيره جل وعلا، فأخلصوا له العبادة، أفلا تخشون عذابه؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَـٰٓئِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ

    23:24

    The chiefs of the Unbelievers among his people said: "He is no more than a man like yourselves: his wish is to assert his superiority over you: if Allah had wished (to send messengers), He could have sent down angels; never did we hear such a thing (as he says), among our ancestors of old."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But the leading disbelievers among his people said, ‘He is merely a mortal like you, trying to gain some superiority over you. God would have sent down angels if He had wished; besides, we never heard of anything like this from our forefathers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bunun üzerine, kavminden kâfir olan yöneticiler şöyle demişlerdi: “Bu ancak sizin gibi bir adamdır (insandır). Size üstün olmak istiyor. Allah (peygamber göndermek) isteseydi, elbette melekleri gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But the chieftains of his folk, who disbelieved, said: This is only a mortal like you who would make himself superior to you. Had Allah willed, He surely could have sent down angels. We heard not of this in the case of our fathers of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But the eminent among those who disbelieved from his people said, "This is not but a man like yourselves who wishes to take precedence over you; and if Allāh had willed [to send a messenger], He would have sent down angels. We have not heard of this among our forefathers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فكذَّبه أشراف قومه، وقالوا لعامتهم: إنه إنسان مثلكم لا يتميَّز عنكم بشيء، ولا يريد بقوله إلا رئاسة وفضلا عليكم، ولو شاء الله أن يرسل إلينا رسولا لأرسله من الملائكة، ما سمعنا بمثل هذا فيمَن سبقنا من آباء وأجداد. وما نوح إلا رجل به مَسٌّ من الجنون، فانتظروا حتى يُفيق، فيترك دعوته، أو يموت، فتستريحوا منه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍ

    23:25

    (And some said): "He is only a man possessed: wait (and have patience) with him for a time."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He is just a madman, so let’s wait and see what happens to him.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu, yalnızca kendisinde cinlenmişlik bulunan bir adam (insan)dır. (Öyle ise) bir süreye kadar onu gözetleyin (bakalım)!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He is only a man in whom is a madness, so watch him for a while.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He is not but a man possessed with madness, so wait concerning him for a time."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فكذَّبه أشراف قومه، وقالوا لعامتهم: إنه إنسان مثلكم لا يتميَّز عنكم بشيء، ولا يريد بقوله إلا رئاسة وفضلا عليكم، ولو شاء الله أن يرسل إلينا رسولا لأرسله من الملائكة، ما سمعنا بمثل هذا فيمَن سبقنا من آباء وأجداد. وما نوح إلا رجل به مَسٌّ من الجنون، فانتظروا حتى يُفيق، فيترك دعوته، أو يموت، فتستريحوا منه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

    23:26

    (Noah) said: "O my Lord! help me: for that they accuse me of falsehood!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nuh: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nuh: "Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Noah said, ‘My Lord, help me! They call me a liar,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Nuh) “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: My Lord! Help me because they deny me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Noah] said, "My Lord, support me because they have denied me."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال نوح: رب انصرني على قومي؛ بسبب تكذيبهم إياي فيما بلَّغتهم من رسالتك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ ۙ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَـٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ ۖ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ

    23:27

    So We inspired him (with this message): "Construct the Ark within Our sight and under Our guidance: then when comes Our Command, and the fountains of the earth gush forth, take thou on board pairs of every species, male and female, and thy family- except those of them against whom the Word has already gone forth: And address Me not in favour of the wrong-doers; for they shall be drowned (in the Flood).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: "Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and so We revealed to him: ‘Build the Ark under Our watchful eye and according to Our revelation. When Our command comes and water gushes up out of the earth,take pairs of every species on board, and your family, except for those on whom the sentence has already been passed- do not plead with me for the evildoers: they will be drowned-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona şöyle vahyetmiştik: “Gözlerimizin önünde ve vahyettiğimiz şekilde gemiyi yap! Emrimiz gelip de tandır kaynayınca her tür (canlı)dan iki çift ile –içlerinden (boğulacağına dair) aleyhinde söz geçen(ler) dışında- aileni ona (gemiye) bindir! Haksızlık edenler hakkında bana (herhangi bir şey) söyleme! Şüphesiz ki onlar boğulacaklardır.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We inspired in him, saying: Make the ship under Our eyes and Our inspiration. Then, when Our command cometh and the oven gusheth water, introduce therein of every (kind) two spouses, and thy household save him thereof against whom the Word hath already gone forth. And plead not with Me on behalf of those who have done wrong. Lo! they will be drowned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So We inspired to him, "Construct the ship under Our observation and Our inspiration, and when Our command comes and the oven overflows, put into it [i.e., the ship] from each [creature] two mates and your family, except him for whom the decree [of destruction] has proceeded. And do not address Me concerning those who have wronged; indeed, they are to be drowned.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأوحينا إليه أن اصنع السفينة بمرأى منا وبأمرنا لك ومعونتنا، وأنت في حفظنا وكلاءتنا، فإذا جاء أمرنا بعذاب قومك بالغرق، وبدأ الطوفان، فنبع الماء بقوة من التنور -وهو المكان الذي يخبز فيه- علامة على مجيء العذاب، فأدخِلْ في السفينة من كل الأحياء ذكرًا وأنثى؛ ليبقى النسل، وأدخل أهلك إلا مَنِ استحق العذاب لكفره كزوجتك وابنك، ولا تسألني نجاة قومك الظالمين، فإنهم مغرقون لا محالة. وفي هذه الآية إثبات صفة العين لله سبحانه بما يليق به تعالى دون تشبيه ولا تكييف.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ

    23:28

    And when thou hast embarked on the Ark - thou and those with thee,- say: "Praise be to Allah, Who has saved us from the people who do wrong."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: "Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun" de.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and when you and your companions are settled on the Ark, say, “Praise be to God, who delivered us from the wicked people,”

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sen beraberindekilerle birlikte gemiye yerleştiğinde de ki: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when thou art on board the ship, thou and whoso is with thee, then say: Praise be to Allah Who hath saved us from the wrongdoing folk!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And when you have boarded the ship, you and those with you, then say, 'Praise to Allāh who has saved us from the wrongdoing people.'

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا علوت السفينة مستقرًا عليها أنت ومن معك آمنين من الغرق، فقل: الحمد لله الذي نجَّانا من القوم الكافرين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ

    23:29

    And say: "O my Lord! enable me to disembark with thy blessing: for Thou art the Best to enable (us) to disembark."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin" de.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and say, “My Lord, let me land with Your blessing: it is You who provide the best landings”.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Rabbim! Beni bereketli bir yere indir! Sen (insanları uygun bir yere) indirenlerin en hayırlısısın.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And say: My Lord! Cause me to land at a blessed landing-place, for Thou art Best of all who bring to land.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And say, 'My Lord, let me land at a blessed landing place, and You are the best to accommodate [us].'"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقل: رب يسِّر لي النزول المبارك الآمن، وأنت خير المنزلين. وفي هذا تعليم من الله عز وجل لعباده إذا نزلوا أن يقولوا هذا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ

    23:30

    Verily in this there are Signs (for men to understand); (thus) do We try (men).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bunlarda dersler vardır. Biz şüphesiz insanları denemekteyiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    There are signs in all this: We have always put [people] to the test.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki bunda çeşitli dersler vardır. Doğrusu biz (kullarımızı böyle) deneriz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! herein verily are portents, for lo! We are ever putting (mankind) to the test.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed in that are signs, and indeed, We are ever testing [Our servants].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن في إنجاء المؤمنين وإهلاك الكافرين لَدلالات واضحات على صدق رسل الله فيما جاؤوا به من الله، وإن كنا لمختبرين الأمم بإرسال الرسل إليهم قبل وقوع العقوبة بهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ

    23:31

    Then We raised after them another generation.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunların ardından başka nesiller varettik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Then We raised another generation after them,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then, after them, We brought forth another generation;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then We produced after them a generation of others.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم أنشأنا من بعد قوم نوح جيلا آخر هم قوم عاد.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    23:32

    And We sent to them a messenger from among themselves, (saying), "Worship Allah! ye have no other god but Him. Will ye not fear (Him)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara aralarından: "Allah"a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and sent one of their own as a messenger: ‘Serve God, for He is your only god. Will you not heed Him?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlardan kendilerine “Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?” (diye mesajı ulaştıran) bir Elçi (Hud’u) göndermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we sent among them a messenger of their own, saying: Serve Allah, Ye have no other Allah save Him. Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We sent among them a messenger from themselves, [saying], "Worship Allāh; you have no deity other than Him; then will you not fear Him?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأرسلنا فيهم رسولا منهم هو هود عليه السلام، فقال لهم: اعبدوا الله وحده ليس لكم معبود بحق غيره، أفلا تخافون عقابه إذا عبدتم غيره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَـٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

    23:33

    And the chiefs of his people, who disbelieved and denied the Meeting in the Hereafter, and on whom We had bestowed the good things of this life, said: "He is no more than a man like yourselves: he eats of that of which ye eat, and drinks of what ye drink.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But the leading disbelievers among his people, who denied the Meeting in the Hereafter, to whom We had granted ease and plenty in this life, said, ‘He is just a mortal like you- he eats what you eat and drinks what you drink-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onun halkından, kâfir olan, ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz yöneticiler “Bu ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the chieftains of his folk, who disbelieved and denied the meeting of the Hereafter, and whom We had made soft in the life of the world, said: This is only a mortal like you, who eateth of that whereof ye eat and drinketh of that ye drink.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the eminent among his people who disbelieved and denied the meeting of the Hereafter while We had given them luxury in the worldly life said, "This is not but a man like yourselves. He eats of that from which you eat and drinks of what you drink.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقال الأشراف والوجهاء من قومه الذين كفروا بالله، وأنكروا الحياة الآخرة، وأطغاهم ما أُنعم به عليهم في الدنيا من ترف العيش: ما هذا الذي يدعوكم إلى توحيد الله تعالى إلا بشر مثلكم يأكل من جنس طعامكم، ويشرب من جنس شرابكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَـٰسِرُونَ

    23:34

    "If ye obey a man like yourselves, behold, it is certain ye will be lost.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Gerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and you will really be losers if you obey a mortal like yourselves.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Şöyle devam etmişlerdi): “Doğrusu, sizin gibi bir insana itaat ederseniz şüphesiz ki kaybedersiniz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If ye were to obey a mortal like yourselves, then, lo! ye surely would be losers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if you should obey a man like yourselves, indeed, you would then be losers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولئن اتبعتم فردًا مثلكم إنكم إذًا لخاسرون بترككم آلهتكم واتباعكم إياه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ

    23:35

    "Does he promise that when ye die and become dust and bones, ye shall be brought forth (again)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    How can he promise you that after you die and become dust and bones you will be brought out alive?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Size, öldüğünüz, toprak ve kemik hâline geldiğinizde, (mezardan) çıkartılacağınızı mı vadediyor?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Doth he promise you that you, when ye are dead and have become dust and bones, will (again) be brought forth?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Does he promise you that when you have died and become dust and bones that you will be brought forth [once more]?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كيف تُصَدِّقون ما يَعِدُكم به من أنكم إذا متُّم، وصرتم ترابًا وعظامًا مفتتة، تُخْرَجون من قبوركم أحياء؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    ۞ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ

    23:36

    "Far, very far is that which ye are promised!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak!"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Heyhât o size vaad edilen şey ne kadar uzak!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    What you are promised is very farfetched.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Size vadedilen çok uzaktır, çok uzak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Begone, begone, with that which ye are promised!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    How far, how far, is that which you are promised.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بعيد حقًا ما توعدون به أيها القوم من أنكم بعد موتكم تُخْرَجون أحياء من قبوركم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

    23:37

    "There is nothing but our life in this world! We shall die and we live! But we shall never be raised up again!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız (kimimiz ölür kimimiz doğar); tekrar diriltilmeyiz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Dünya hayatından başka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    There is only the life of this world: we die, we live, but we will never be resurrected.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (hayat), sadece şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha asla diriltilecek de değiliz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is naught but our life of the world; we die and we live, and we shall not be raised (again).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    It [i.e., life] is not but our worldly life - we die and live, but we will not be resurrected.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما حياتنا إلا في هذه الدنيا، يموت الآباء منا ويحيا الأبناء، وما نحن بمخرجين أحياء مرة أخرى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ

    23:38

    "He is only a man who invents a lie against Allah, but we are not the ones to believe in him!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bu, sadece Allah'a karşı yalan uyduranın biridir. Biz ona inanmayız."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He is just a man making lies up about God. We will never believe in him.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (Hud), Allah hakkında sadece yalan uyduran bir adamdır; biz ona asla inananlar değiliz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He is only a man who hath invented a lie about Allah. We are not going to put faith in him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He is not but a man who has invented a lie about Allāh, and we will not believe him."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما هذا الداعي لكم إلى الإيمان إلا رجل اختلق على الله كذبًا، ولسنا بمصدقين ما قاله لنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

    23:39

    (The prophet) said: "O my Lord! help me: for that they accuse me of falsehood."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O peygamber: "Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O Peygamber: "Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The prophet said, ‘My Lord, help me! They call me a liar,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Hud) “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: My Lord! Help me because they deny me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "My Lord, support me because they have denied me."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فدعا رسولهم ربه قائلا رب انصرني عليهم بسبب تكذيبهم لي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نَـٰدِمِينَ

    23:40

    (Allah) said: "In but a little while, they are sure to be sorry!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah da: "Az sonra pişman olacaklar" buyurdu.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar pişman olacaklar!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and so God said, ‘Soon they will be filled with regret.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah da) şöyle buyurmuştu: “Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: In a little while they surely will become repentant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh] said, "After a little, they will surely become regretful."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقال الله مجيبًا لدعوته: عمَّا قليل ليصبحُنَّ نادمين، أي: بعد زمن قريب سيصير هؤلاء المكذبون نادمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  41. 41

    فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَـٰهُمْ غُثَآءً ۚ فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ

    23:41

    Then the Blast overtook them with justice, and We made them as rubbish of dead leaves (floating on the stream of Time)! So away with the people who do wrong!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerçekten, onları bir çığlık yakaladı ve onları süprüntü yığını haline getirdik. Haksızlık eden millet, rahmetden ırak olsun!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The blast justly struck them and We swept them away like scum. Away with the evildoers!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Nitekim) onları bir amaç için korkunç bir ses yakalamış ve kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirmiştik. O zalimler topluluğuna “(Merhametten) uzak olun!” (denmişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So the (Awful) Cry overtook them rightfully, and We made them like as wreckage (that a torrent hurleth). A far removal for wrongdoing folk!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So the shriek seized them in truth, and We made them as [plant] stubble. Then away with the wrongdoing people.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولم يلبثوا أن جاءتهم صيحة شديدة مع ريح، أهلكهم الله بها، فماتوا جميعًا، وأصبحوا كغثاء السيل الذي يطفو على الماء، فهلاكًا لهؤلاء الظالمين وبُعْدًا لهم من رحمة الله، فليحذر السامعون أن يكذبوا رسولهم، فيحل بهم ما حل بسابقيهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  42. 42

    ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ

    23:42

    Then We raised after them other generations.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ardlarından başka nesiller varettik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We raised other generations after them-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra onların ardından başka nesiller meydana getirmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then after them We brought forth other generations.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then We produced after them other generations.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم أنشأنا من بعد هؤلاء المكذبين أممًا وخلائق آخرين كأقوام: لوط وشعيب وأيوب ويونس صلوات الله وسلامه عليهم أجمعين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  43. 43

    مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ

    23:43

    No people can hasten their term, nor can they delay (it).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    no community can advance or delay its time-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    No nation can outstrip its term, nor yet postpone it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    No nation will precede its time [of termination], nor will they remain [thereafter].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما تتقدم أي أمة من هذه الأمم المكذبة الوقت المحدد لهلاكها، ولا تتأخر عنه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  44. 44

    ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا ۖ كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَـٰهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ

    23:44

    Then sent We our messengers in succession: every time there came to a people their messenger, they accused him of falsehood: so We made them follow each other (in punishment): We made them as a tale (that is told): So away with a people that will not believe!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra birbiri peşinden peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar. Onları birbiri peşinden yok edip hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan millet, rahmetden ırak olsun!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and We sent Our messengers in succession: whenever a messenger came to a community they invariably called him a liar, so We destroyed them one after the other and made them into cautionary tales. Away with the disbelievers!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra elçilerimizi peyderpey göndermiştik. Her toplum, kendilerine gelen elçiyi yalanlamıştı. Biz de onları (helak ederek) birbiri ardına takmış ve onları sözlere (ibretlik anılara) dönüştürmüştük. İman etmeyen kavim (merhametten) uzak olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We sent our messengers one after another. Whenever its messenger came unto a nation they denied him; so We caused them to follow one another (to disaster) and We made them bywords. A far removal for folk who believe not!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then We sent Our messengers in succession. Every time there came to a nation its messenger, they denied him, so We made them follow one another [to destruction], and We made them narrations. So away with a people who do not believe.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم أرسلنا رسلنا إلى تلك الأمم يتبع بعضهم بعضًا، كلما دعا رسول أمته كذبوه، فأتبعنا بعضهم بعضًا بالهلاك والدمار، ولم يَبْقَ إلا أخبار هلاكهم، وجعلناها أحاديث لمن بعدهم، يتخذونها عبرة، فهلاكًا وسُحْقًا لقوم لا يصدقون الرسل ولا يطيعونهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  45. 45

    ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَـٰرُونَ بِـَٔايَـٰتِنَا وَسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

    23:45

    Then We sent Moses and his brother Aaron, with Our Signs and authority manifest,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra birtakım âyetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Then We sent Moses and his brother Aaron, with Our signs and clear authority,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We sent Moses and his brother Aaron with Our tokens and a clear warrant

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then We sent Moses and his brother Aaron with Our signs and a clear authority

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم أرسلنا موسى وأخاه هارون بآياتنا التسع وهي: العصا واليد والجراد والقُمَّل والضفادع والدم والطوفان والسنون ونقص من الثمرات، حجةً بيِّنة تقهر القلوب فتنقاد لها قلوب المؤمنين، وتقوم الحجة على المعاندين، أرسلناهما إلى فرعون حاكم "مصر" وأشراف قومه، فاستكبروا عن الإيمان بموسى وأخيه، وكانوا قومًا متطاولين على الناس قاهرين لهم بالظلم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  46. 46

    إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ

    23:46

    To Pharaoh and his Chiefs: But these behaved insolently: they were an arrogant people.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Firavun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    to Pharaoh and his prominent leaders, but they responded with arrogance: they were a haughty people.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Unto Pharaoh and his chiefs, but they scorned (them) and they were despotic folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    To Pharaoh and his establishment, but they were arrogant and were a haughty people.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم أرسلنا موسى وأخاه هارون بآياتنا التسع وهي: العصا واليد والجراد والقُمَّل والضفادع والدم والطوفان والسنون ونقص من الثمرات، حجةً بيِّنة تقهر القلوب فتنقاد لها قلوب المؤمنين، وتقوم الحجة على المعاندين، أرسلناهما إلى فرعون حاكم "مصر" وأشراف قومه، فاستكبروا عن الإيمان بموسى وأخيه، وكانوا قومًا متطاولين على الناس قاهرين لهم بالظلم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  47. 47

    فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَـٰبِدُونَ

    23:47

    They said: "Shall we believe in two men like ourselves? And their people are subject to us!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onun için: Biz, dediler, "kavimleri bize kölelik ederken bizim benzerimiz olan bu iki adama inanacak mıyız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They said, ‘Are we to believe in two mortals like us? And their people are our servants?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar şöyle demişlerdi: “Toplumları bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki insana inanır mıyız hiç!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they said: Shall we put faith in two mortals like ourselves, and whose folk are servile unto us?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "Should we believe two men like ourselves while their people are for us in servitude?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فقالوا: أنصدِّق فَرْدَيْن مثلنا، وقومهما من بني إسرائيل تحت إمرتنا مطيعون متذللون لنا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  48. 48

    فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ

    23:48

    So they accused them of falsehood, and they became of those who were destroyed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and so they called them both liars: they became another ruined people.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Böylece o ikisini yalanlamışlar ve helak edilenlerden olmuşlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So they denied them, and became of those who were destroyed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So they denied them and were of those destroyed.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فكذبوهما فيما جاءا به، فكانوا من المهلكين بالغرق في البحر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  49. 49

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

    23:49

    And We gave Moses the Book, in order that they might receive guidance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki Musa'ya, doğru yola girsinler diye Kitap verdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun biz Musa'ya belki onlar yola gelirler diye, o kitabı da verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We gave Moses the Scripture, so that they might be rightly guided.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz Musa’ya, doğru yola ulaşsınlar diye Kitabı vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily gave Moses the Scripture, that haply they might go aright.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We certainly gave Moses the Scripture that perhaps they would be guided.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد آتينا موسى التوراة؛ ليهتدي بها قومه إلى الحق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  50. 50

    وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةً وَءَاوَيْنَـٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ

    23:50

    And We made the son of Mary and his mother as a Sign: We gave them both shelter on high ground, affording rest and security and furnished with springs.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Meryem oğlunu da, annesini de mucize kıldık. Her ikisini de, pınarı bulunan, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Meryemoğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, sulu bir tepeye yerleştirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We made the son of Mary and his mother a sign; We gave them shelter on a peaceful hillside with flowing water.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Meryem oğlunu ve (onun) annesini de bir ayet (mucize) kılmıştık. Onları yerleşime elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We made the son of Mary and his mother a portent, and We gave them refuge on a height, a place of flocks and watersprings.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We made the son of Mary and his mother a sign and sheltered them within a high ground having level [areas] and flowing water.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا عيسى بن مريم وأمه علامة دالة على قدرتنا؛ إذ خلقناه من غير أب، وجعلنا لهما مأوى في مكان مرتفع من الأرض، مستوٍ للاستقرار عليه، فيه خصوبة وماء جار ظاهر للعيون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  51. 51

    يَـٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَـٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَـٰلِحًا ۖ إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

    23:51

    O ye messengers! enjoy (all) things good and pure, and work righteousness: for I am well-acquainted with (all) that ye do.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, yararlı iş işleyin; doğrusu Ben, yaptığınızı bilirim.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Messengers, eat good things and do good deeds: I am well aware of what you do.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ey elçiler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın! Şüphesiz ki ben sizin yaptıklarınızı bilmekteyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    O ye messengers! Eat of the good things, and do right. Lo! I am Aware of what ye do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh said], "O messengers, eat from the good foods and work righteousness. Indeed I, of what you do, am Knowing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يا أيها الرسل كلوا من طيب الرزق الحلال، واعملوا الأعمال الصالحة، إني بما تعملون عليم، لا يخفى عليَّ شيء من أعمالكم. والخطاب في الآية عام للرسل- عليهم السلام- وأتباعهم، وفي الآية دليل على أن أكل الحلال عون على العمل الصالح، وأن عاقبة الحرام وخيمة، ومنها رد الدعاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  52. 52

    وَإِنَّ هَـٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ

    23:52

    And verily this Brotherhood of yours is a single Brotherhood, and I am your Lord and Cherisher: therefore fear Me (and no other).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz bu Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının." (denildi).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This community of yours is one- and I am your Lord: be mindful of Me-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki bu (peygamberler ve müminler), tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben sizin Rabbinizim. Öyle ise bana karşı takvâlı (duyarlı) olun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! this your religion is one religion and I am your Lord, so keep your duty unto Me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed this, your religion, is one religion, and I am your Lord, so fear Me."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنَّ دينكم- يا معشر الأنبياء- دين واحد وهو الإسلام، وأنا ربكم فاتقوني بامتثال أوامري واجتناب زواجري.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  53. 53

    فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

    23:53

    But people have cut off their affair (of unity), between them, into sects: each party rejoices in that which is with itself.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama insanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Derken insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but they have split their community into sects, each rejoicing in their own.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Ne var ki) insanlar, kendi aralarında işlerini parça parça edip kitaplara ayrıldılar (farklı kitaplara dönüştürdüler). Her grup kendi yanında bulunanla (kendi elindekiyle) sevinmektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But they (mankind) have broken their religion among them into sects, each group rejoicing in its tenets.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But they [i.e., the people] divided their religion among them into portions [i.e., sects] - each faction, in what it has, rejoicing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فتفرَّق الأتباع في الدين إلى أحزاب وشيع، جعلوا دينهم أديانًا بعدما أُمروا بالاجتماع، كل حزب معجب برأيه زاعم أنه على الحق وغيره على الباطل. وفي هذا تحذير من التحزب والتفرق في الدين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  54. 54

    فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    23:54

    But leave them in their confused ignorance for a time.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So [Muhammad] leave them for a while steeped [in their ignorance].

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şimdi sen onları bir zamana kadar şaşkınlıkları içinde bırak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So leave them in their error till a time.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So leave them in their confusion for a time.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فاتركهم - أيها الرسول - في ضلالتهم وجهلهم بالحق إلى أن ينزل العذاب بهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  55. 55

    أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ

    23:55

    Do they think that because We have granted them abundance of wealth and sons,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they reckon that, by giving them wealth and sons,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Think they that in the wealth and sons wherewith We provide them

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Do they think that what We extend to them of wealth and children

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أيظن هؤلاء الكفار أن ما نمدُّهم به من أموال وأولاد في الدنيا هو تعجيلُ خيرٍ لهم يستحقونه؟ إنما نعجل لهم الخير فتنة لهم واستدراجًا، ولكنهم لا يُحِسُّون بذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  56. 56

    نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ بَل لَّا يَشْعُرُونَ

    23:56

    We would hasten them on in every good? Nay, they do not understand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We race to give them good things? They really have no idea!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We hasten unto them with good things? Nay, but they perceive not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is [because] We hasten for them good things? Rather, they do not perceive.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أيظن هؤلاء الكفار أن ما نمدُّهم به من أموال وأولاد في الدنيا هو تعجيلُ خيرٍ لهم يستحقونه؟ إنما نعجل لهم الخير فتنة لهم واستدراجًا، ولكنهم لا يُحِسُّون بذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  57. 57

    إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

    23:57

    Verily those who live in awe for fear of their Lord;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rablerine olan saygıdan dolayı titreyenler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Those who stand in awe of their Lord,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki onlar; Rablerine olan saygıdan dolayı korkanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who go in awe for fear of their Lord.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, they who are apprehensive from fear of their Lord

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنَّ الذين هم من خشية ربهم مشفقون وَجِلون مما خوَّفهم الله تعالى به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  58. 58

    وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ

    23:58

    Those who believe in the Signs of their Lord;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rablerinin âyetlerine inananlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who believe in His messages,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar Rablerinin ayetlerine inananlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who believe in the revelations of their Lord,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they who believe in the signs of their Lord

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين هم يصدِّقون بآيات الله في القرآن، ويعملون بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  59. 59

    وَٱلَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ

    23:59

    Those who join not (in worship) partners with their Lord;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rablerine ortak tanımayanlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who do not ascribe partners to Him,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar Rablerine ortak koşmayanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who ascribe not partners unto their Lord,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they who do not associate anything with their Lord

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين هم يخلصون العبادة لله وحده، ولا يشركون به غيره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  60. 60

    وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ

    23:60

    And those who dispense their charity with their hearts full of fear, because they will return to their Lord;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri titreyerek yapanlar;

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who always give with hearts that tremble at the thought that they must return to Him,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar Rablerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri korkudan ürpererek verenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who give that which they give with hearts afraid because they are about to return unto their Lord,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they who give what they give while their hearts are fearful because they will be returning to their Lord -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين يجتهدون في أعمال الخير والبر، وقلوبهم خائفة ألا تُقبل أعمالهم، وألا تنجيهم من عذاب ربهم إذا رجعوا إليه للحساب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  61. 61

    أُو۟لَـٰٓئِكَ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَـٰبِقُونَ

    23:61

    It is these who hasten in every good work, and these who are foremost in them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    are the ones who race toward good things, and they will be the first to get them.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte onlar, hayırlarda yarışanlardır ve onun için önde olanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    These race for the good things, and they shall win them in the race.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    It is those who hasten to good deeds, and they outstrip [others] therein.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أولئك المجتهدون في الطاعة، دأبهم المسارعة إلى كل عمل صالح، وهم إلى الخيرات سابقون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  62. 62

    وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَلَدَيْنَا كِتَـٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    23:62

    On no soul do We place a burden greater than it can bear: before Us is a record which clearly shows the truth: they will never be wronged.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We do not burden any soul with more than it can bear- We have a Record that tells the truth- they will not be wronged.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemeyiz. Katımızda gerçeği konuşan bir kitap vardır; onlar, haksızlığa uğratılmayacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we task not any soul beyond its scope, and with Us is a Record which speaketh the truth, and they will not be wronged.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We charge no soul except [with that within] its capacity, and with Us is a record which speaks with truth; and they will not be wronged.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولا نكلف عبدًا من عبادنا إلا بما يسعه العمل به، وأعمالهم مسطورة عندنا في كتاب إحصاء الأعمال الذي ترفعه الملائكة ينطق بالحق عليهم، ولا يُظْلم أحد منهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  63. 63

    بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِّنْ هَـٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَـٰلٌ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَـٰمِلُونَ

    23:63

    But their hearts are in confused ignorance of this; and there are, besides that, deeds of theirs, which they will (continue) to do,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama, kafirlerin kalbleri bundan habersizdir. Bundan başka da onların yapageldikleri işler de vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But the disbelievers’ hearts are steeped [in ignorance of ] all this; and there are other things besides this that they do.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Hayır), aslında onların (inkârcıların) kalpleri bu konuda şaşkındır. Onların bunun dışında (bazı kötü) işleri vardır ki onlar bu işleri yapanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but their hearts are in ignorance of this (Qur'an), and they have other works, besides, which they are doing;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But their hearts are covered with confusion over this, and they have [evil] deeds besides that [i.e., disbelief] which they are doing,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لكن قلوب الكفار في ضلال غامر عن هذا القرآن وما فيه، ولهم مع شركهم أعمال سيئة، يُمْهلهم الله ليعملوها، فينالوا غضب الله وعقابه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  64. 64

    حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ

    23:64

    Until, when We seize in Punishment those of them who received the good things of this world, behold, they will groan in supplication!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonunda şımarık varlıklılarını azabla yakaladığımız zaman feryat ederler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When We bring Our punishment on those corrupted with wealth, they will cry for help:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonunda şımarıklarını azaba uğrattığımızda bir de bakarsın ki feryat ediyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Till when We grasp their luxurious ones with the punishment, behold! they supplicate.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Until when We seize their affluent ones with punishment, at once they are crying [to Allāh] for help.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    حتى إذا أخذنا المترفين وأهل البطر منهم بعذابنا، إذا هم يرفعون أصواتهم يتضرعون مستغيثين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  65. 65

    لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ ۖ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ

    23:65

    (It will be said): "Groan not in supplication this day: for ye shall certainly not be helped by Us.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyin, doğrusu katımızdan bir yardım görmezsiniz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Boşuna feryad etmeyin bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Do not cry out today: you will get no help from Us.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlara şöyle denecektir:) “(Boşuna) sızlanmayın bugün! Şüphesiz ki siz bizden yardım göremeyeceksiniz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Supplicate not this day! Assuredly ye will not be helped by Us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Do not cry out today. Indeed, by Us you will not be helped.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فيقال لهم: لا تصرخوا، ولا تستغيثوا اليوم، إنكم لا تستطيعون نصر أنفسكم، ولا ينصركم أحد من عذاب الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  66. 66

    قَدْ كَانَتْ ءَايَـٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَـٰبِكُمْ تَنكِصُونَ

    23:66

    "My Signs used to be rehearsed to you, but ye used to turn back on your heels-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü âyetlerimiz size okunurdu da, buna karşı siz arkanızı dönerdiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Time and time again My messages were recited to you, but you turned arrogantly on your heels,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe’nin etrafında) saçmalıyordunuz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    My revelations were recited unto you, but ye used to turn back on your heels,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    My verses had already been recited to you, but you were turning back on your heels.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قد كانت آيات القرآن تُقرأ عليكم؛ لتؤمنوا بها، فكنتم تنفرون من سماعها والتصديق بها، والعمل بها كما يفعل الناكص على عقبيه برجوعه إلى الوراء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  67. 67

    مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَـٰمِرًا تَهْجُرُونَ

    23:67

    "In arrogance: talking nonsense about the (Qur'an), like one telling fables by night."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kafa tutardınız ve geceleyin hezeyanlar savururdunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and spent the evening making fun of [the Quran].’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe’nin etrafında) saçmalıyordunuz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In scorn thereof. Nightly did ye rave together.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    In arrogance regarding it, conversing by night, speaking evil.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    تفعلون ذلك مستكبرين على الناس بغير الحق بسبب بيت الله الحرام، تقولون: نحن أهله لا نُغْلَب فيه، وتتسامرون حوله بالسيِّئ من القول.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  68. 68

    أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    23:68

    Do they not ponder over the Word (of Allah), or has anything (new) come to them that did not come to their fathers of old?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar bu sözü (Kur'ân'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Have they not contemplated the Word of God? Has something come to them that did not come to their forefathers?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar bu sözü (Kur’an’ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not pondered the Word, or hath that come unto them which came not unto their fathers of old?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then have they not reflected over the word [i.e., the Qur’ān], or has there come to them that which had not come to their forefathers?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفلم يتفكروا في القرآن فيعرفوا صدقه، أم منعهم من الإيمان أنه جاءهم رسول وكتاب لم يأت أباءهم الأولين مثله، فأنكروه وأعرضوا عنه؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  69. 69

    أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ

    23:69

    Or do they not recognise their Messenger, that they deny him?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Veya peygamberlerini tanımadılar da; bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they not recognize their Messenger? So why do they reject him?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa elçilerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or know they not their messenger, and so reject him?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or did they not know their Messenger, so they are toward him disacknowledging?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أم منعهم من اتباع الحق أن رسولهم محمدًا صلى الله عليه وسلم غير معروف عندهم، فهم منكرون له؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  70. 70

    أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ ۚ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَـٰرِهُونَ

    23:70

    Or do they say, "He is possessed"? Nay, he has brought them the Truth, but most of them hate the Truth.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ya da: "Onda delilik var" diyorlar öyle mi? Hayır; onlara gerçeği getirmiştir, ama çoğu ondan hoşlanmamaktadır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Why do they say he is possessed? He has brought them the truth and most of them hate it,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa onda bir cinlenmişlik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine gerçeği getirmiştir. Onların çoğu ise gerçek(ler)den hoşlanmamaktadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or say they: There is a madness in him? Nay, but he bringeth them the Truth; and most of them are haters of the Truth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or do they say, "In him is madness"? Rather, he brought them the truth, but most of them, to the truth, are averse.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل أحسبوه مجنونًا؟ لقد كذَبوا؛ فإنما جاءهم بالقرآن والتوحيد والدين الحق، وأكثرهم كارهون للحق حسدًا وبغيًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  71. 71

    وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَـٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَـٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ

    23:71

    If the Truth had been in accord with their desires, truly the heavens and the earth, and all beings therein would have been in confusion and corruption! Nay, We have sent them their admonition, but they turn away from their admonition.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer gerçek onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve onlarda bulananlar bozulup giderdi. Onlara, kendilerine öğüt veren bir şey getirdik; onlar ise öğütlerinden yüz çevirirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but if the truth were in accordance with their desires, the heavens, the earth, and everyone in them would disintegrate. We have brought them their Reminder and they turn away from it.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gerçek onların isteklerine uysaydı, gökler, yer ve bunlarda bulunanlar elbette bozulup giderdi. Hayır! Biz onlara zikirlerini (Kur’an’ı) getirdik; (fakat) onlar zikirlerinden (gerçeği hatırlamaktan) yüz çevirenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if the Truth had followed their desires, verily the heavens and the earth and whosoever is therein had been corrupted. Nay, We have brought them their Reminder, but from their Reminder they now turn away.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But if the Truth [i.e., Allāh] had followed their inclinations, the heavens and the earth and whoever is in them would have been ruined. Rather, We have brought them their message, but they, from their message, are turning away.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولو شرع الله لهم ما يوافق أهواءهم لفسدت السموات والأرض ومَن فيهن، بل أتيناهم بما فيه عزهم وشرفهم، وهو القرآن، فهم عنه معرضون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  72. 72

    أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ

    23:72

    Or is it that thou askest them for some recompense? But the recompense of thy Lord is best: He is the Best of those who give sustenance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri daha iyidir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do you [Prophet] ask them for any payment? Your Lord’s is the best payment: He is the Best of Providers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa sen onlardan herhangi bir karşılık (ücret) mi istiyorsun? Rabbinin vereceği karşılık (nimet) hayırlı olandır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or dost thou ask of them (O Muhammad) any tribute? But the bounty of thy Lord is better, for He is Best of all who make provision.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or do you, [O Muḥammad], ask them for payment? But the reward of your Lord is best, and He is the best of providers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل أَمَنعهم من الإيمان أنك - أيها الرسول - تسألهم أجرًا على دعوتك لهم فبخلوا؟ لم تفعل ذلك، فإن ما عند الله من الثواب والعطاء خير، وهو خير الرازقين، فلا يَقدر أحد أن يَرزق مثل رزقه سبحانه وتعالى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  73. 73

    وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    23:73

    But verily thou callest them to the Straight Way;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You call them to a straight path

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki sen onları elbette doğru bir yola çağırıyorsun.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! thou summonest them indeed unto a straight path.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, you invite them to a straight path.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنك - أيها الرسول - لتدعو قومك وغيرهم إلى دينٍ قويم، وهو دين الإسلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  74. 74

    وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَـٰكِبُونَ

    23:74

    And verily those who believe not in the Hereafter are deviating from that Way.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fakat ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and those who do not believe in the Hereafter turn away from that path.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar ise yoldan çıkanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! those who believe not in the Hereafter are indeed astray from the path.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But indeed, those who do not believe in the Hereafter are deviating from the path.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن الذين لا يُصَدِّقون بالبعث والحساب، ولا يعملون لهما، عن طريق الدين القويم لمائلون إلى غيره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  75. 75

    ۞ وَلَوْ رَحِمْنَـٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَـٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

    23:75

    If We had mercy on them and removed the distress which is on them, they would obstinately persist in their transgression, wandering in distraction to and fro.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı gidersek bile, azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer onlara acıyıp da için de bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında büsbütün direnirlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Even if We were to show them mercy and relieve them of distress, they would blindly persist in their transgression.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara merhamet edip içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, elbette azgınlıkları içerisinde bocalayarak direnirlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Though We had mercy on them and relieved them of the harm afflicting them, they still would wander blindly on in their contumacy.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And even if We gave them mercy and removed what was upon them of affliction, they would persist in their transgression, wandering blindly.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولو رحمناهم وكشفنا عنهم ما بهم مِن قحط وجوع لَتمادوا في الكفر والعناد، يتحيَّرون ويتخبطون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  76. 76

    وَلَقَدْ أَخَذْنَـٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ

    23:76

    We inflicted Punishment on them, but they humbled not themselves to their Lord, nor do they submissively entreat (Him)!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, Biz onları azabla yakalamıştık, yine de Rablerine boyun eğmemiş ve yakarmamışlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru' ve niyazda da bulunmadılar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have already afflicted them, yet they did not submit to their Lord: they will not humble themselves

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz onları azapla yakalamış (cezalandırmış)tık da Rablerine yine boyun eğmemişler, yalvarıp yakarmamışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Already have We grasped them with punishment, but they humble not themselves unto their Lord, nor do they pray,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We had gripped them with suffering [as a warning], but they did not yield to their Lord, nor did they humbly supplicate, [and will continue thus]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد ابتليناهم بصنوف المصائب فما خضعوا لربهم، وما دعوه خاشعين عند نزولها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  77. 77

    حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

    23:77

    Until We open on them a gate leading to a severe Punishment: then Lo! they will be plunged in despair therein!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman ümitsiz kalıverdiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    until We open a gate to severe torment for them- then they will be plunged into utter despair.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonunda üzerlerine azabı şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada ümitsiz kalmışlardır!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Until, when We open for them the gate of extreme punishment, behold! they are aghast thereat.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Until when We have opened before them a door of severe punishment, immediately they will be therein in despair.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    حتى إذا فتحنا عليهم بابًا من العذاب الشديد في الآخرة، إذا هم فيه آيسون من كل خير، متحيرون لا يدرون ما يصنعون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  78. 78

    وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَـٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

    23:78

    It is He Who has created for you (the faculties of) hearing, sight, feeling and understanding: little thanks it is ye give!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Oysa, sizin için kulaklar, gözler ve kalbler vareden O'dur. Pek az şükrediyorsunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It is God who endowed you with hearing, sight, and hearts- how seldom you are grateful!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O, sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler yaratandır. Ne kadar da azınız şükrediyor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He it is Who hath created for you ears and eyes and hearts. Small thanks give ye!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And it is He who produced for you hearing and vision and hearts [i.e., intellect]; little are you grateful.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهو الذي أنشأ لكم السمع لإدراك المسموعات، والأبصار لإدراك المرئيات، والأفئدة لتفقهوا بها، ومع ذلك فشكركم لهذه النعم المتوالية عليكم قليل لا يُذْكَر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  79. 79

    وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    23:79

    And He has multiplied you through the earth, and to Him shall ye be gathered back.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve sizi yeryüzünde yaratıp türeden O'dur. Sırf O'nun huzuruna toplanacaksınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It is He who made you multiply on earth. It is to Him that you will be gathered:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; (mahşerde) yalnızca O’nun huzurunda toplanacaksınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And He it is Who hath sown you broadcast in the earth, and unto Him ye will be gathered.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And it is He who has multiplied you throughout the earth, and to Him you will be gathered.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهو الذي خلق جميع الناس في الأرض، وإليه تُحشرون بعد موتكم، فيجازيكم بما عملتم من خير أو شر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  80. 80

    وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَـٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    23:80

    It is He Who gives life and death, and to Him (is due) the alternation of Night and Day: will ye not then understand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dirilten de, öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    it is He who gives life and death; the alternation of night and day depends on Him; will you not use your minds?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O, yaşatan ve öldürendir. Gecenin ve gündüzün (birbiri ardınca) değişmesi yalnızca O’na aittir. Akıl etmiyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And He it is Who giveth life and causeth death, and His is the difference of night and day. Have ye then no sense?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And it is He who gives life and causes death, and His is the alternation of the night and the day. Then will you not reason?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهو وحده الذي يحيي من العدم، ويميت بعد الحياة، وله تعاقب الليل والنهار وتفاوتهما، أفلا تعقلون قدرته ووحدانيته؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  81. 81

    بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ

    23:81

    On the contrary they say things similar to what the ancients said.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır; yine de öncekilerin dediklerini derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır, öncekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But, like others before them,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gerçekte onlar da öncekilerin söylediklerinin aynısını söylediler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but they say the like of that which said the men of old;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Rather, they say like what the former peoples said.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لكن الكفار لم يصدقوا بالبعث، بل ردَّدوا مقولة أسلافهم المنكرين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  82. 82

    قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    23:82

    They say: "What! when we die and become dust and bones, could we really be raised up again?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dediler ki: "Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they say, ‘What? When we die and turn to dust and bones, shall we really be resurrected?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şöyle demişlerdi: “Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi diriltileceğiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They say: When we are dead and have become (mere) dust and bones, shall we then, forsooth, be raised again?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "When we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالوا: أإذا متنا وتحللت أجسامنا وعظامنا في تراب الأرض نحيا مرة أُخرى؟ هذا لا يكون ولا يُتصور.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  83. 83

    لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَـٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّآ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    23:83

    "Such things have been promised to us and to our fathers before! they are nothing but tales of the ancients!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Yemin ederiz ki, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have heard such promises before, and so did our forefathers. These are just ancient fables.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    "Şüphesiz ki bu (tehdit), bize de daha önce babalarımıza (atalarımıza) da vadedilmişti. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We were already promised this, we and our forefathers. Lo! this is naught but fables of the men of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We have been promised this, we and our forefathers, before; this is not but legends of the former peoples."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لقد قيل هذا الكلام لآبائنا من قبل، كما تقوله لنا يا محمد، فلم نره حقيقة، ما هذا إلا أباطيل الأولين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  84. 84

    قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    23:84

    Say: "To whom belong the earth and all beings therein? (say) if ye know!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Resulüm!) de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say [Prophet], ‘Who owns the earth and all who live in it, if you know [so much]?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: Unto Whom (belongeth) the earth and whosoever is therein, if ye have knowledge?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, [O Muḥammad], "To whom belongs the earth and whoever is in it, if you should know?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل لهم: لمن هذه الأرض ومَن فيها إن كان لديكم علم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  85. 85

    سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    23:85

    They will say, "To Allah!" say: "Yet will ye not receive admonition?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Allah'ındır" diyecekler, "Öyleyse ders almaz mısınız?" de.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Allah'a aittir" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and they will reply, ‘God.’ Say, ‘Will you not take heed?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Allah’a aittir.” diyeceklerdir. De ki: “Öyle ise (gerçeği) hatırlamaz mısınız?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: Unto Allah. Say: Will ye not then remember?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will say, "To Allāh." Say, "Then will you not remember?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    سيعترفون حتمًا بأنها لله، هو خالقها ومالكها، قل لهم: ألا يكون لكم في ذلك تذكُّر بأنه قادر على البعث والنشور؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  86. 86

    قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ

    23:86

    Say: "Who is the Lord of the seven heavens, and the Lord of the Throne (of Glory) Supreme?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Yedi göğün de Rabbi, yüce arşın da Rabbi kimdir?" de.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say, ‘Who is the Lord of the seven heavens? Who is the Lord of the Mighty Throne?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Yedi kat göklerin Rabbi, yüce arşın Rabbi kimdir (bunlar kime aittir)?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: Who is Lord of the seven heavens, and Lord of the Tremendous Throne?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, "Who is Lord of the seven heavens and Lord of the Great Throne?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل مَن رب السموات السبع ورب العرش العظيم، الذي هو أعظم المخلوقات وأعلاها؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  87. 87

    سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    23:87

    They will say, "(They belong) to Allah." Say: "Will ye not then be filled with awe?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Allah'tır" diyecekler! "Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "(Onlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and they will reply, ‘God.’ Say, ‘Will you not be mindful?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Allah’a aittir.” diyecekler. De ki: “(O’na karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: Unto Allah (all that belongeth). Say: Will ye not then keep duty (unto Him)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will say, "[They belong] to Allāh." Say, "Then will you not fear Him?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    سيقولون حتمًا: هو الله، فقل لهم: أفلا تخافون عذابه إذا عبدتم غيره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  88. 88

    قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    23:88

    Say: "Who is it in whose hands is the governance of all things,- who protects (all), but is not protected (of any)? (say) if ye know."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Biliyorsanız söyleyin her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say, ‘Who holds control of everything in His hand? Who protects, while there is no protection against Him, if you know [so much]?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Biliyorsanız (söyleyin), her şeyin egemenliği kendisinin elinde olan, her şeyi koruyup kollayan fakat kendisi korunmaya (ihtiyacı olmaya)n (güç) kime aittir?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: In Whose hand is the dominion over all things and He protecteth, while against Him there is no protection, if ye have knowledge?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, "In whose hand is the realm of all things - and He protects while none can protect against Him - if you should know?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل: مَن مالك كل شيء ومَن بيده خزائن كل شيء، ومَن يجير مَنِ استجار به، ولا يقدر أحد أن يُجير ويحمي مَن أراد الله إهلاكه، ولا يدفع الشر الذي قدَّره الله، إن كنتم تعلمون ذلك؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  89. 89

    سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ

    23:89

    They will say, "(It belongs) to Allah." Say: "Then how are ye deluded?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Allah'tır" diyecekler; "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz" de.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "(Bunlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and they will reply, ‘God.’ Say, ‘Then how can you be so deluded?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Allah’a aittir.” diyeceklerdir. De ki: “Öyle ise nasıl da büyüleniyorsunuz?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: Unto Allah (all that belongeth). Say: How then are ye bewitched?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will say, "[All belongs] to Allāh." Say, "Then how are you deluded?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    سيجيبون: بأن ذلك كلَّه لله، قل لهم: كيف تذهب عقولكم وتُخْدَعون وتُصْرفون عن توحيد الله وطاعته، وتصديق أمر البعث والنشور؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  90. 90

    بَلْ أَتَيْنَـٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ

    23:90

    We have sent them the Truth: but they indeed practise falsehood!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır; Biz onlara gerçeği getirdik ama, onlar yalancıdırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Doğrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise cidden yalancıdırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The fact is, We brought them the truth and they are lying.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; şüphesiz ki onlar yalancıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but We have brought them the Truth, and lo! they are liars.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Rather, We have brought them the truth, and indeed they are liars.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل أتينا هؤلاء المنكرين بالحق فيما أرسلنا به محمدًا صلى الله عليه وسلم، وإنهم لَكاذبون في شركهم وإنكارهم البعث.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  91. 91

    مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَـٰهٍ ۚ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَـٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

    23:91

    No son did Allah beget, nor is there any god along with Him: (if there were many gods), behold, each god would have taken away what he had created, and some would have lorded it over others! Glory to Allah! (He is free) from the (sort of) things they attribute to Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile beraber gider ve birbirinden üstün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God has never had a child. Nor is there any god beside Him- if there were, each god would have taken his creation aside and tried to overcome the others. May God be exalted above what they describe!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah asla çocuk edinmemiştir; O’nunla birlikte ilah da yoktur. Aksi takdirde, her ilah kendi yarattığına gider (onunla ilgilenir); mutlaka onlardan biri diğerine üstün gelirdi. Allah onların (müşriklerin) yakıştırmalarından yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah hath not chosen any son, nor is there any god along with Him; else would each god have assuredly championed that which he created, and some of them would assuredly have overcome others. Glorified be Allah above all that they allege.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Allāh has not taken any son, nor has there ever been with Him any deity. [If there had been], then each deity would have taken what it created, and some of them would have [sought to] overcome others. Exalted is Allāh above what they describe [concerning Him].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لم يجعل الله لنفسه ولدًا، ولم يكن معه من معبود آخر؛ لأنه لو كان ثمة أكثر مِن معبود لانفرد كل معبود بمخلوقاته، ولكان بينهم مغالبة كشأن ملوك الدنيا، فيختلُّ نظام الكون، تنزَّه الله سبحانه وتعالى وتقدَّس عن وصفهم له بأن له شريكًا أو ولدًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  92. 92

    عَـٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَتَعَـٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    23:92

    He knows what is hidden and what is open: too high is He for the partners they attribute to Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, görülmeyeni de, görüleni de bilir. Koştukları ortaklardan yücedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah, gaybı da, açık olanı da bilir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He knows what is not seen as well as what is seen; He is far above any partner they claim for Him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Görünmeyeni ve görüneni bilendir. (Müşriklerin) ortak koştuklarından yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Knower of the Invisible and the Visible! and Exalted be He over all that they ascribe as partners (unto Him)!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [He is] Knower of the unseen and the witnessed, so high is He above what they associate [with Him].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هو وحده يعلم ما غاب عن خلقه وما شاهدوه، فتنزَّه الله تعالى عن الشريك الذي يزعمون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  93. 93

    قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ

    23:93

    Say: "O my Lord! if Thou wilt show me (in my lifetime) that which they are warned against,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Resulüm!) De ki: Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say, ‘Lord, if You are going to show me the punishment You have promised them,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Rabbim! Onlara vadedileni (azabı)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: My Lord! If Thou shouldst show me that which they are promised.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, [O Muḥammad], "My Lord, if You should show me that which they are promised,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل - أيها الرسول -: ربِّ إما ترينِّي في هؤلاء المشركين ما تَعِدُهم مِن عذابك فلا تهلكني بما تهلكهم به، ونجني من عذابك وسخطك، فلا تجعلني في القوم المشركين الظالمين، ولكن اجعلني ممن رضيتَ عنهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  94. 94

    رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ

    23:94

    "Then, O my Lord! put me not amongst the people who do wrong!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu durumda beni, o zalimler topluluğunda bulundurma, Rabbim!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then Lord, do not include me among the evildoers!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbim! Bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    My Lord! then set me not among the wrongdoing folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    My Lord, then do not place me among the wrongdoing people."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل - أيها الرسول -: ربِّ إما ترينِّي في هؤلاء المشركين ما تَعِدُهم مِن عذابك فلا تهلكني بما تهلكهم به، ونجني من عذابك وسخطك، فلا تجعلني في القوم المشركين الظالمين، ولكن اجعلني ممن رضيتَ عنهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  95. 95

    وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَـٰدِرُونَ

    23:95

    And We are certainly able to show thee (in fulfilment) that against which they are warned.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onlara vadettiğimizi sana elbette gösterebiliriz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We certainly are able to show you the punishment We have promised them.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz onlara vadettiğimiz (azabı) sana göstermeye elbette gücü yetenleriz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We are Able to show thee that which We have promised them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, We are Able to show you what We have promised them.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإننا لَقادرون على أن نريك ما نَعِدُهم من العذاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  96. 96

    ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ ۚ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ

    23:96

    Repel evil with that which is best: We are well acquainted with the things they say.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kötülüğü en iyi ile sav. Onların vasıflandırmalarını Biz daha iyi biliriz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Repel evil with good- We are well aware of what they attribute to Us-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sen kötülüğü en güzel şekilde sav! Biz onların yakıştırmalarını çok iyi bileniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Repel evil with that which is better. We are Best Aware of that which they allege.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Repel, by [means of] what is best, [their] evil. We are most knowing of what they describe.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إذا أساء إليك أعداؤك - أيها الرسول - بالقول أو الفعل فلا تقابلهم بالإساءة، ولكن ادفع إساءتهم بالإحسان منك إليهم، نحن أعلم بما يصفه هؤلاء المشركون من الشرك والتكذيب، وسنجازيهم عليه أسوأ الجزاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  97. 97

    وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَـٰطِينِ

    23:97

    And say "O my Lord! I seek refuge with Thee from the suggestions of the Evil Ones.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and say, ‘Lord, I take refuge with You from the goadings of the evil ones;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınıyorum!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And say: My Lord! I seek refuge in Thee from suggestions of the evil ones,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And say, "My Lord, I seek refuge in You from the incitements of the devils,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقل - أيها النبي -: رب أستجير بك من إغواء الشياطين ووسوستها، المغرية على الباطل والفساد والصد عن الحق، وأستجير بك- يا رب- مِن حضورهم في شيء من أموري.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  98. 98

    وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ

    23:98

    "And I seek refuge with Thee O my Lord! lest they should come near me."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Rabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I seek refuge with you, Lord, so that they may not come near me.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbim! Onların bana yaklaşmalarından da sana sığınıyorum.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I seek refuge in Thee, my Lord, lest they be present with me,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And I seek refuge in You, my Lord, lest they be present with me."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقل - أيها النبي -: رب أستجير بك من إغواء الشياطين ووسوستها، المغرية على الباطل والفساد والصد عن الحق، وأستجير بك- يا رب- مِن حضورهم في شيء من أموري.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  99. 99

    حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ

    23:99

    (In Falsehood will they be) Until, when death comes to one of them, he says: "O my Lord! send me back (to life),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When death comes to one of them, he cries, ‘My Lord, let me return

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde “Rabbim! Beni geri gönderin!” der.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Until, when death cometh unto one of them, he saith: My Lord! Send me back,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [For such is the state of the disbelievers] until, when death comes to one of them, he says, "My Lord, send me back

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يخبر الله تعالى عن حال المحتضر من الكافرين أو المفرطين في أمره تعالى، حتى إذا أشرف على الموت، وشاهد ما أُعِدَّ له من العذاب قال: رب ردُّوني إلى الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  100. 100

    لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَـٰلِحًا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّآ ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا ۖ وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    23:100

    "In order that I may work righteousness in the things I neglected." - "By no means! It is but a word he says."- Before them is a Partition till the Day they are raised up.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so as to make amends for the things I neglected.’ Never! This will not go beyond his words: a barrier stands behind such people until the very Day they are resurrected.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Belki terk ettiğim (dünya)da iyi iş(ler) yaparım!” Hayır! Söylediği bu söz, (boş) laftan ibarettir. Onların arkasında diriltilecekleri güne kadar bir engel vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That I may do right in that which I have left behind! But nay! It is but a word that he speaketh; and behind them is a barrier until the day when they are raised.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That I might do righteousness in that which I left behind." No! It is only a word he is saying; and behind them is a barrier until the Day they are resurrected.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لعلي أستدرك ما ضيَّعْتُ من الإيمان والطاعة. ليس له ذلك، فلا يجاب إلى ما طلب ولا يُمْهَل. فإنما هي كلمة هو قائلها قولا لا ينفعه، وهو فيه غير صادق، فلو رُدَّ إلى الدنيا لعاد إلى ما نُهي عنه، وسيبقى المتوفَّون في الحاجز والبَرْزخ الذي بين الدنيا والآخرة إلى يوم البعث والنشور.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  101. 101

    فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ

    23:101

    Then when the Trumpet is blown, there will be no more relationships between them that Day, nor will one ask after another!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de birşey soramazlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sûr'a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    On that Day when the Trumpet is blown, the ties between them will be as nothing and they will not ask about each other:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sûr’a üflendiği zaman o gün artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır;birbirlerini de soramazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when the trumpet is blown there will be no kinship among them that day, nor will they ask of one another.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So when the Horn is blown, no relationship will there be among them that Day, nor will they ask about one another.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا كان يوم القيامة، ونفخ المَلَك المكلَّف في "القرن"، وبُعِثَ الناس من قبورهم، فلا تَفاخُرَ بالأنساب حينئذ كما كانوا يفتخرون بها في الدنيا، ولا يسأل أحد أحدًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  102. 102

    فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    23:102

    Then those whose balance (of good deeds) is heavy,- they will attain salvation:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    those whose good deeds weigh heavy will be successful,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kimin terazi(de sevap)ları ağır gelirse, işte onlar kurtulanların ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then those whose scales are heavy, they are the successful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And those whose scales are heavy [with good deeds] - it is they who are the successful.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فمن كثرت حسناته وثَقُلَتْ بها موازين أعماله عند الحساب، فأولئك هم الفائزون بالجنة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  103. 103

    وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَـٰلِدُونَ

    23:103

    But those whose balance is light, will be those who have lost their souls, in Hell will they abide.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir, cehennemde temellidirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but those whose balance is light will have lost their souls for ever and will stay in Hell-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kimin de terazi(de sevap)ları hafif gelirse, artık onlar kendilerine yazık edenlerdir; (onlar) ebedî cehennemdedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those whose scales are light are those who lose their souls, in hell abiding.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But those whose scales are light - those are the ones who have lost their souls, [being] in Hell, abiding eternally.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن قَلَّتْ حسناته في الميزان، ورجحت سيئاته، وأعظمها الشرك، فأولئك هم الذين خابوا وخسروا أنفسهم، في نار جهنم خالدون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  104. 104

    تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَـٰلِحُونَ

    23:104

    The Fire will burn their faces, and they will therein grin, with their lips displaced.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Orada dişleri sırıtır halde iken ateş yüzlerini yalar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    the Fire will scorch their faces and their lips will be twisted in pain.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ateş, yüzlerini yalar (yakar); orada dişleri dışarı fırlar bir hâlde bulunurlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The fire burneth their faces, and they are glum therein.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The Fire will sear their faces, and they therein will have taut smiles.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    تَحْرقُ النار وجوههم، وهم فيها عابسون تَقَلَّصَتْ شفاههم، وبرزت أسنانهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  105. 105

    أَلَمْ تَكُنْ ءَايَـٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

    23:105

    "Were not My Signs rehearsed to you, and ye did but treat them as falsehood?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Ayetlerim size okunurken onları yalanlıyordunuz değil mi?" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Allah Teâlâ,) Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?... der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Were My messages not recited over and over to you and still you rejected them?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ayetlerim size tilavet edilmemiş (okunup aktarılmamış) mıydı! Siz de onları yalanlamıştınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (It will be said): Were not My revelations recited unto you, and then ye used to deny them?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [It will be said], "Were not My verses recited to you and you used to deny them?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يقال لهم: ألم تكن آيات القرآن تتلى عليكم في الدنيا، فكنتم بها تكذبون؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  106. 106

    قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلِّينَ

    23:106

    They will say: "our Lord! Our misfortune overwhelmed us, and we became a people astray!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti; sapık bir millet olmuştuk."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will say, ‘Lord, our waywardness overcame us and we went astray.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar şöyle demiş (olacak)lardır: “Rabbimiz! Azgınlığımız bize galip geldi; biz bir sapkınlar topluluğuyduk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: Our Lord! Our evil fortune conquered us, and we were erring folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will say, "Our Lord, our wretchedness overcame us, and we were a people astray.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لما بلَّغتهم رسلهم وأنذرتهم قالوا يوم القيامة: ربنا غلبت علينا لذاتنا وأهواؤنا المقدَّرة علينا في سابق علمك، وكنا في فعلنا ضالين عن الهدى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  107. 107

    رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَـٰلِمُونَ

    23:107

    "Our Lord! bring us out of this: if ever we return (to Evil), then shall we be wrong-doers indeed!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, tekrar günaha dönersek, doğrusu zulmetmiş oluruz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lord, take us away from this and if we go back to our old ways, then we shall really be evildoers.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbimiz! Bizi buradan çıkar! Bir daha (yaptıklarımıza) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Our Lord! Oh, bring us forth from hence! If we return (to evil) then indeed we shall be wrong-doers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Our Lord, remove us from it, and if we were to return [to evil], we would indeed be wrongdoers."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ربنا أخرجنا من النار، وأعدنا إلى الدنيا، فإن رجعنا إلى الضلال فإنا ظالمون نستحق العقوبة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  108. 108

    قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

    23:108

    He will say: "Be ye driven into it (with ignominy)! And speak ye not to Me!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He will say, ‘Away with you! In you go! Do not speak to Me!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) şöyle diyecektir: “Alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın artık!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He saith: Begone therein, and speak not unto Me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He will say, "Remain despised therein and do not speak to Me.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله عز وجل لهم: امكثوا في النار أذلاء ولا تخاطبوني. فانقطع عند ذلك دعاؤهم ورجاؤهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  109. 109

    إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    23:109

    "A part of My servants there was, who used to pray 'our Lord! we believe; then do Thou forgive us, and have mercy upon us: For Thou art the Best of those who show mercy!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü kullarımdan bir zümre "Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin." diyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Among My servants there were those who said, “Lord, We believe. Forgive us and have mercy on us: You are the most merciful of all.”

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki kullarımdan bir grup, ‘Rabbimiz! İman ettik, bizi affet; bize merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın’ demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! there was a party of My slaves who said: Our Lord! We believe, therefor forgive us and have mercy on us for Thou art Best of all who show mercy;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, there was a party of My servants who said, 'Our Lord, we have believed, so forgive us and have mercy upon us, and You are the best of the merciful.'

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنه كان فريق من عبادي- وهم المؤمنون- يَدْعون: ربنا آمنا فاستر ذنوبنا، وارحمنا، وأنت خير الراحمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  110. 110

    فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ

    23:110

    "But ye treated them with ridicule, so much so that (ridicule of) them made you forget My Message while ye were laughing at them!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte siz onları alaya aldınız; sonunda bu davranışınız size beni yâd etmeyi unutturdu; çünkü siz onlara gülüyordunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But you kept on laughing at them: so intent were you on laughing at them that it made you forget My warning.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte siz onlarla alay etmiştiniz; sonunda (bu alaycılığınız) size beni anmayı unutturdu; onlara gülüyordunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But ye chose them for a laughing-stock until they caused you to forget remembrance of Me, while ye laughed at them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But you took them in mockery to the point that they made you forget My remembrance, and you used to laugh at them.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فاشتغلتم بالاستهزاء بهم حتى نسيتم ذكر الله، فبقيتم على تكذيبكم، وقد كنتم تضحكون منهم سخرية واستهزاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  111. 111

    إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ

    23:111

    "I have rewarded them this Day for their patience and constancy: they are indeed the ones that have achieved Bliss..."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Today I have rewarded them for their patience: it is they who will succeed.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki bugün ben de onlara, (dünyada) sabretmelerinin karşılığını verdim; şüphesiz ki onlar başaranlardır.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I have rewarded them this day forasmuch as they were steadfast in that they, even they, are the triumphant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, I have rewarded them this Day for their patient endurance - that they are the attainers [of success]."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إني جزيت هذا الفريق من عبادي المؤمنين الفوز بالجنة؛ بسبب صبرهم على الأذى وطاعة الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  112. 112

    قَـٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ

    23:112

    He will say: "What number of years did ye stay on earth?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah onlara yine: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He will say, ‘How many years were you on earth?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah, inkârcılara) “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye soracaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He will say: How long tarried ye in the earth, counting by years?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh] will say, "How long did you remain on earth in number of years?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويُسْألُ الأشقياء في النار: كم بقيتم في الدنيا من السنين؟ وكم ضيَّعتم فيها من طاعة الله؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  113. 113

    قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ

    23:113

    They will say: "We stayed a day or part of a day: but ask those who keep account."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and they will reply, ‘We stayed a day or a part of a day, but ask those who keep count.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar da “(Muhtemelen) bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık; işte sayanlara sor!” cevabını vereceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: We tarried by a day or part of a day. Ask of those who keep count!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will say, "We remained a day or part of a day; ask those who enumerate."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالوا لِهول الموقف وشدة العذاب: بقينا فيها يومًا أو بعض يوم، فاسأل الحُسَّاب الذين يعدُّون الشهور والأيام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  114. 114

    قَـٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا ۖ لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    23:114

    He will say: "Ye stayed not but a little,- if ye had only known!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Allah) buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He will say, ‘You stayed but a little, if you had only known.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) şöyle diyecektir: “Sadece az bir süre kaldınız; keşke (bunu) bilmiş olsaydınız!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He will say: Ye tarried but a little if ye only knew.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He will say, "You stayed not but a little - if only you had known.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال لهم: ما لبثتم إلا وقتًا قليلا لو صبرتم فيه على طاعة الله لفزتم بالجنة، لو كان عندكم علم بذلك؛ وذلك لأن مدة مكثهم في الدنيا قليلة جدا بالنسبة إلى طول مدتهم خالدين في النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  115. 115

    أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَـٰكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

    23:115

    "Did ye then think that We had created you in jest, and that ye would not be brought back to Us (for account)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did you think We had created you in vain, and that you would not be brought back to Us?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve şüphesiz ki huzurumuza döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Deemed ye then that We had created you for naught, and that ye would not be returned unto Us?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then did you think that We created you uselessly and that to Us you would not be returned?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفحسبتم- أيها الخلق- أنما خلقناكم مهملين، لا أمر ولا نهي ولا ثواب ولا عقاب، وأنكم إلينا لا ترجعون في الآخرة للحساب والجزاء؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  116. 116

    فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۖ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ

    23:116

    Therefore exalted be Allah, the King, the Reality: there is no god but He, the Lord of the Throne of Honour!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, yüce arşın Rabbidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bereketli Arş'ın sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Exalted be God, the true King, there is no god but Him, the Lord of the Glorious Throne!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O’ndan başka ilah yoktur. O, değerli arşın sahibidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now Allah be Exalted, the True King! There is no Allah save Him, the Lord of the Throne of Grace.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So exalted is Allāh, the Sovereign, the Truth; there is no deity except Him, Lord of the Noble Throne.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فتعالى الله الملك المتصرف في كل شيء، الذي هو حق، ووعده حق، ووعيده حق، وكل شيء منه حق، وتَقَدَّس عن أن يخلق شيئًا عبثًا أو سفهًا، لا إله غيره ربُّ العرشِ الكريمِ، الذي هو أعظم المخلوقات.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  117. 117

    وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَـٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَـٰفِرُونَ

    23:117

    If anyone invokes, besides Allah, Any other god, he has no authority therefor; and his reckoning will be only with his Lord! and verily the Unbelievers will fail to win through!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'la beraber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka tanrıya tapanın hesabını Rabbi görecektir. İnkarcılar elbette kurtulamazlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsaki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki, kâfirler kurtuluşa eremezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Whoever prays to another god alongside Him- a god for whose existence he has no evidence- will face his reckoning with his Lord. Those who reject the truth will not prosper.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kim Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarırsa –ki bu kişinin hiçbir delili yoktur– o kimsenin hesabı ancak Rabbinin katındadır. Şüphesiz ki kâfirler kurtulamayacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He who crieth unto any other god along with Allah hath no proof thereof. His reckoning is only with his Lord. Lo! disbelievers will not be successful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And whoever invokes besides Allāh another deity for which he has no proof - then his account is only with his Lord. Indeed, the disbelievers will not succeed.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن يعبد مع الله الواحد إلهًا آخر، لا حجة له على استحقاقه العبادة، فإنما جزاؤه على عمله السيِّئ عند ربه في الآخرة. إنه لا فلاح ولا نجاة للكافرين يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  118. 118

    وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    23:118

    So say: "O my Lord! grant Thou forgiveness and mercy for Thou art the Best of those who show mercy!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Resulüm! De ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et! Sen merhametlilerin en iyisisin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say [Prophet], ‘Lord, forgive and have mercy: You are the most merciful of all.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Rabbim! Affet! Merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (O Muhammad) say: My Lord! Forgive and have mercy, for Thou art Best of all who show mercy.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And, [O Muḥammad], say, "My Lord, forgive and have mercy, and You are the best of the merciful."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقل- أيها النبي-: ربِّ تجاوَزْ عن الذنوب وارحم؛ وأنت خير من رحم ذا ذنب، فقبل توبته ولم يعاقبه على ذنبه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)