37.Sâffât
الصافاتMekke · 182 ayet
- 1
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا
37:1
By those who range themselves in ranks,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
By those [angels] ranged in rows,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun: Sıra sıra dizilenlere,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By those who set the ranks in battle order
M. Pickthall · EN · public-domain
By those [angels] lined up in rows
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالملائكة تصف في عبادتها صفوفًا متراصة، وبالملائكة تزجر السحاب وتسوقه بأمر الله، وبالملائكة تتلو ذكر الله وكلامه تعالى. إن معبودكم -أيها الناس- لواحد لا شريك له، فأخلصوا له العبادة والطاعة. ويقسم الله بما شاء مِن خلقه، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، فالحلف بغير الله شرك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا
37:2
And so are strong in repelling (evil),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O haykırıp da sürenlere.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who rebuke reproachfully
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Engel olanlara,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who drive away (the wicked) with reproof
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who drive [the clouds]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالملائكة تصف في عبادتها صفوفًا متراصة، وبالملائكة تزجر السحاب وتسوقه بأمر الله، وبالملائكة تتلو ذكر الله وكلامه تعالى. إن معبودكم -أيها الناس- لواحد لا شريك له، فأخلصوا له العبادة والطاعة. ويقسم الله بما شاء مِن خلقه، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، فالحلف بغير الله شرك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا
37:3
And thus proclaim the Message (of Allah)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve o yolda zikir okuyanlara.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and recite God’s word,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Zikr (Kur’an)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who read (the Word) for a reminder,
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who recite the message,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالملائكة تصف في عبادتها صفوفًا متراصة، وبالملائكة تزجر السحاب وتسوقه بأمر الله، وبالملائكة تتلو ذكر الله وكلامه تعالى. إن معبودكم -أيها الناس- لواحد لا شريك له، فأخلصوا له العبادة والطاعة. ويقسم الله بما شاء مِن خلقه، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، فالحلف بغير الله شرك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ
37:4
Verily, verily, your Allah is one!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ki sizin ilâhınız birdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
truly your God is One,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ilahınız tektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thy Lord is surely One;
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, your God is One,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالملائكة تصف في عبادتها صفوفًا متراصة، وبالملائكة تزجر السحاب وتسوقه بأمر الله، وبالملائكة تتلو ذكر الله وكلامه تعالى. إن معبودكم -أيها الناس- لواحد لا شريك له، فأخلصوا له العبادة والطاعة. ويقسم الله بما شاء مِن خلقه، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، فالحلف بغير الله شرك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ
37:5
Lord of the heavens and of the earth and all between them, and Lord of every point at the rising of the sun!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lord of the heavens and earth and everything between them, Lord of every sunrise.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir hem de doğuların Rabbidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lord of the heavens and of the earth and all that is between them, and Lord of the sun's risings.
M. Pickthall · EN · public-domain
Lord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هو خالق السموات والأرض وما بينهما، ومدبِّر الشمس في مطالعها ومغاربها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
37:6
We have indeed decked the lower heaven with beauty (in) the stars,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have adorned the lowest heaven with stars,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz yakın göğü gezegenlerden (ve yıldızlardan) oluşan süsle süsledik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have adorned the lowest heaven with an ornament, the planets;
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا زينَّا السماء الدنيا بزينة هي النجوم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ
37:7
(For beauty) and for guard against all obstinate rebellious evil spirits,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onu her inatçı şeytandan koruduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and made them a safeguard against every rebellious devil:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onu) isyankâr her şeytandan koruduk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
With security from every froward devil.
M. Pickthall · EN · public-domain
And as protection against every rebellious devil
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وحفظنا السماء بالنجوم مِن كل شيطان متمرِّد عاتٍ رجيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
37:8
(So) they should not strain their ears in the direction of the Exalted Assembly but be cast away from every side,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
they cannot eavesdrop on the Higher Assembly––pelted from every side,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They cannot listen to the Highest Chiefs for they are pelted from every side,
M. Pickthall · EN · public-domain
[So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا تستطيع الشياطين أن تصل إلى الملأ الأعلى، وهي السموات ومَن فيها مِن الملائكة، فتستمع إليهم إذا تكلموا بما يوحيه الله تعالى مِن شرعه وقدره، ويُرْجَمون بالشهب من كل جهة؛ طردًا لهم عن الاستماع، ولهم في الدار الآخرة عذاب دائم موجع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
37:9
Repulsed, for they are under a perpetual penalty,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
driven away, they will have perpetual torment––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Outcast, and theirs is a perpetual torment;
M. Pickthall · EN · public-domain
Repelled; and for them is a constant punishment,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا تستطيع الشياطين أن تصل إلى الملأ الأعلى، وهي السموات ومَن فيها مِن الملائكة، فتستمع إليهم إذا تكلموا بما يوحيه الله تعالى مِن شرعه وقدره، ويُرْجَمون بالشهب من كل جهة؛ طردًا لهم عن الاستماع، ولهم في الدار الآخرة عذاب دائم موجع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
37:10
Except such as snatch away something by stealth, and they are pursued by a flaming fire, of piercing brightness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
if any [of them] stealthily snatches away a fragment, he will be pursued by a piercing flame.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz çalmaya kalkışan olursa, onu hemen delip geçen parlak bir ışık takip eder.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him who snatcheth a fragment, and there pursueth him a piercing flame.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إلا مَنِ اختطف من الشياطين الخطفة، وهي الكلمة يسمعها من السماء بسرعة، فيلقيها إلى الذي تحته، ويلقيها الآخر إلى الذي تحته، فربما أدركه الشهاب المضيء قبل أن يلقيها، وربما ألقاها بقَدَر الله تعالى قبل أن يأتيه الشهاب، فيحرقه فيذهب بها الآخر إلى الكهنة، فيكذبون معها مائة كذبة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ
37:11
Just ask their opinion: are they the more difficult to create, or the (other) beings We have created? Them have We created out of a sticky clay!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So [Prophet], ask the disbelievers: is it harder to create them than other beings We have created? We created them from sticky clay.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Şimdi) sor onlara! Onları yaratmak mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (diğer) bilinçli (varlıkları yaratmak) mı? Şüphesiz ki biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then ask them (O Muhammad): Are they stronger as a creation, or those (others) whom we have created? Lo! We created them of plastic clay.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then inquire of them, [O Muḥammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created them [i.e., men] from sticky clay.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاسأل -أيها الرسول- منكري البعث أَهُم أشد خلقًا أم من خلقنا من هذه المخلوقات؟ إنا خلقنا أباهم آدم من طين لزج، يلتصق بعضه ببعض.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
37:12
Truly dost thou marvel, while they ridicule,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
You marvel as they scoff,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar alay ediyorlarken elbette sen (Allah’ın kudretine) şaşırıyorsun (hayran oluyorsun).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but thou dost marvel when they mock
M. Pickthall · EN · public-domain
But you wonder, while they mock,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل عجبتَ -أيها الرسول- من تكذيبهم وإنكارهم البعث، وأعجب من إنكارهم وأبلغ أنهم يستهزئون بك، ويسخرون من قولك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
37:13
And, when they are admonished, pay no heed,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
take no heed when they are warned,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendilerine (gerçekler) hatırlatıldığı zaman (gerçeği) hatırlamazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And heed not when they are reminded,
M. Pickthall · EN · public-domain
And when they are reminded, they remember not.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإذا ذكِّروا بما نسوه أو غَفَلوا عنه لا ينتفعون بهذا الذكر ولا يتدبَّرون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ
37:14
And, when they see a Sign, turn it to mockery,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and resort to ridicule when they see a sign,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bir ayet (herhangi bir delil) gördüklerinde alay ederler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And seek to scoff when they behold a portent.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when they see a sign, they ridicule.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإذا رأوا معجزة دالَّة على نبوَّتك يسخرون منها ويعجبون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
37:15
And say, "This is nothing but evident sorcery!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
saying, ‘This is no more than blatant sorcery.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şöyle derler: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: Lo! this is mere magic;
M. Pickthall · EN · public-domain
And say, "This is not but obvious magic.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقالوا: ما هذا الذي جئت به إلا سحر ظاهر بيِّن. أإذا متنا وصِرْنا ترابًا وعظامًا بالية أإنا لمبعوثون من قبورنا أحياء، أو يُبعث آباؤنا الذين مضوا من قبلنا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
37:16
"What! when we die, and become dust and bones, shall we (then) be raised up (again)
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘What! After we have died and become dust and bones, shall we really be raised up again,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi diriltileceğiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When we are dead and have become dust and bones, shall we then, forsooth, be raised (again)?
M. Pickthall · EN · public-domain
When we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقالوا: ما هذا الذي جئت به إلا سحر ظاهر بيِّن. أإذا متنا وصِرْنا ترابًا وعظامًا بالية أإنا لمبعوثون من قبورنا أحياء، أو يُبعث آباؤنا الذين مضوا من قبلنا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
37:17
"And also our fathers of old?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Önceki atalarımız da mı?.."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
along with our forefathers?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Önceki atalarımız da mı (diriltilecek)?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And our forefathers?
M. Pickthall · EN · public-domain
And our forefathers [as well]?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقالوا: ما هذا الذي جئت به إلا سحر ظاهر بيِّن. أإذا متنا وصِرْنا ترابًا وعظامًا بالية أإنا لمبعوثون من قبورنا أحياء، أو يُبعث آباؤنا الذين مضوا من قبلنا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
37:18
Say thou: "Yea, and ye shall then be humiliated (on account of your evil)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘Yes indeed, and you will be humiliated.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Evet hem de hor ve değersiz olarak (diriltileceksiniz).”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad): Ye, in truth; and ye will be brought low.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, "Yes, and you will be [rendered] contemptible."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل لهم -أيها الرسول-: نعم سوف تُبعثون، وأنتم أذلاء صاغرون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
37:19
Then it will be a single (compelling) cry; and behold, they will begin to see!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Just one blast and––lo and behold!––they will look
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak; bir de bakarsın ki onlar etrafa bakacaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is but one Shout, and lo! they behold,
M. Pickthall · EN · public-domain
It will be only one shout, and at once they will be observing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإنما هي نفخة واحدة، فإذا هم قائمون من قبورهم ينظرون أهوال يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
37:20
They will say, "Ah! Woe to us! This is the Day of Judgment!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and say, ‘Woe to us! This is the Day of Judgement.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kâfirler:) “Ah, eyvah bize! Bu hesap günüymüş!” demiş (olacak)lardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And say: Ah, woe for us! This is the Day of Judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
They will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقالوا: يا هلاكنا هذا يوم الحساب والجزاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
37:21
(A voice will say,) "This is the Day of Sorting Out, whose truth ye (once) denied!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[It will be said], ‘This is the Day of Decision, which you used to deny.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte bu, yalanlamış olduğunuz ayrılma (gerçeklerin ortaya çıkma) günüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is the Day of Separation, which ye used to deny.
M. Pickthall · EN · public-domain
[They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فيقال لهم: هذا يوم القضاء بين الخلق بالعدل الذي كنتم تكذبون به في الدنيا وتنكرونه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
37:22
"Bring ye up", it shall be said, "The wrong-doers and their wives, and the things they worshipped-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Angels], gather together those who did wrong, and others like them, as well as whatever they worshipped
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said unto the angels): Assemble those who did wrong, together with their wives and what they used to worship
M. Pickthall · EN · public-domain
[The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويقال للملائكة: اجمَعُوا الذين كفروا بالله ونظراءهم وآلهتهم التي كانوا يعبدونها من دون الله، فسوقوهم سوقًا عنيفًا إلى جهنم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
37:23
"Besides Allah, and lead them to the Way to the (Fierce) Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
beside God, lead them all to the path of Hell,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Instead of Allah, and lead them to the path to hell;
M. Pickthall · EN · public-domain
Other than Allāh, and guide them to the path of Hellfire
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويقال للملائكة: اجمَعُوا الذين كفروا بالله ونظراءهم وآلهتهم التي كانوا يعبدونها من دون الله، فسوقوهم سوقًا عنيفًا إلى جهنم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
37:24
"But stop them, for they must be asked:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and halt them for questioning:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onları tutuklayın; şüphesiz ki onlar sorguya çekilecekler!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And stop them, for they must be questioned.
M. Pickthall · EN · public-domain
And stop them; indeed, they are to be questioned."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واحبسوهم قبل أن يصلوا إلى جهنم؛ إنهم مسؤولون عن أعمالهم وأقوالهم التي صدرت عنهم في الدنيا، مساءلة إنكار عليهم وتبكيت لهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
37:25
"'What is the matter with you that ye help not each other?'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Why do you not support each other now?” ’––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What aileth you that ye help not one another?
M. Pickthall · EN · public-domain
[They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويقال لهم توبيخًا: ما لكم لا ينصر بعضكم بعضًا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
37:26
Nay, but that day they shall submit (to Judgment);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
no indeed! They will be in complete submission on that Day––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Onlar o gün boyun eğmiş olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but this day they make full submission.
M. Pickthall · EN · public-domain
But they, that Day, are in surrender.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل هم اليوم منقادون لأمر الله، لا يخالفونه ولا يحيدون عنه، غير منتصرين لأنفسهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
37:27
And they will turn to one another, and question one another.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and they will turn on one another accusingly.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onların bir kısmı bir kısmına dönüp (hesap) soracaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And some of them draw near unto others, mutually questioning.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they will approach one another asking [i.e., blaming] each other.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأقبل بعض الكفار على بعض يتلاومون ويتخاصمون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
37:28
They will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will say, ‘You came to us from a position of power.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Sapanlar, saptıranlara) “Şüphesiz ki siz bize (hep) sağdan gelirdiniz!” diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They say: Lo! ye used to come unto us, imposing, (swearing that ye spoke the truth).
M. Pickthall · EN · public-domain
They will say, "Indeed, you used to come at us from the right."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الأتباع للمتبوعين: إنكم كنتم تأتوننا من قِبَل الدين والحق، فتهوِّنون علينا أمر الشريعة، وتُنَفِّروننا عنها، وتزينون لنا الضلال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
37:29
They will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will say, ‘No! It was you who would not believe-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Saptıranlar ise) şöyle diyecekler: “Aksine siz inananlar değildiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They answer: Nay, but ye (yourselves) were not believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
They [i.e., the oppressors] will say, "Rather, you [yourselves] were not believers,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال المتبوعون للتابعين: ما الأمر كما تزعمون، بل كانت قلوبكم منكرة للإيمان، قابلة للكفر والعصيان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ
37:30
"Nor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
we had no power over you- and you were already exceeding all limits.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bizim sizi zorlayacak hiçbir gücümüz yoktu. Aslında siz azgın bir toplumdunuz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We had no power over you, but ye were wayward folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
And we had over you no authority, but you were a transgressing people.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما كان لنا عليكم من حجة أو قوَّة، فنصدكم بها عن الإيمان، بل كنتم -أيها المشركون- قومًا طاغين متجاوزين للحق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
37:31
"So now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Our Lord’s sentence on us is just and we must all taste the punishment.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rabbimizin (azap) sözü bizim aleyhimize gerçekleşti. Biz (azabı) mutlaka tadacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Now the Word of our Lord hath been fulfilled concerning us. Lo! we are about to taste (the doom).
M. Pickthall · EN · public-domain
So the word [i.e., decree] of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلزِمَنا جميعًا وعيد ربنا، إنا لذائقو العذاب، نحن وأنتم، بما قدمنا من ذنوبنا ومعاصينا في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ
37:32
"We led you astray: for truly we were ourselves astray."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We led you astray as we ourselves were astray.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz sizi saptırdık. Çünkü kendimiz de sapmıştık.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus we misled you. Lo! we were (ourselves) astray.
M. Pickthall · EN · public-domain
And we led you to deviation; indeed, we were deviators."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأضللناكم عن سبيل الله والإيمان به، إنا كنا ضالين من قبلكم، فهلكنا؛ بسبب كفرنا، وأهلكناكم معنا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
37:33
Truly, that Day, they will (all) share in the Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün hepsi azabda birleşirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On that Day they will all share the torment:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o gün onlar azapta ortaktırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then lo! this day they (both) are sharers in the doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
So indeed they, that Day, will be sharing in the punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإن الأتباع والمتبوعين مشتركون يوم القيامة في العذاب، كما اشتركوا في الدنيا في معصية الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
37:34
Verily that is how We shall deal with Sinners.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
this is how We deal with the guilty.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte biz, suçlulara böyle yapacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thus deal We with the guilty.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, that is how We deal with the criminals.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا هكذا نفعل بالذين اختاروا معاصي الله في الدنيا على طاعته، فنذيقهم العذاب الأليم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
37:35
For they, when they were told that there is no god except Allah, would puff themselves up with Pride,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Whenever it was said to them, ‘There is no deity but God,’ they became arrogant,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki onlara “Allah’tan başka ilah yoktur.” dendiği zaman kibir gösterirlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For when it was said unto them, There is no Allah save Allah, they were scornful
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allāh," were arrogant
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن أولئك المشركين كانوا في الدنيا إذا قيل لهم: لا إله إلا الله، ودعوا إليها، وأُمروا بترك ما ينافيها، يستكبرون عنها وعلى من جاء بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ
37:36
And say: "What! shall we give up our gods for the sake of a Poet possessed?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and said, ‘Are we to forsake our gods for a mad poet?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
“Cinlenmiş bir şair için mi ilahlarımızı terk edeceğiz!” derlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And said: Shall we forsake our gods for a mad poet?
M. Pickthall · EN · public-domain
And were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويقولون: أنترك عبادة آلهتنا لقول رجل شاعر مجنون؟ يعنون رسول الله صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
37:37
Nay! he has come with the (very) Truth, and he confirms (the Message of) the messengers (before him).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘No: he brought the truth and confirmed the earlier messengers;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Aksine o (elçi), gerçeği getirmiş ve (önceki) elçileri de doğrulamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but he brought the Truth, and he confirmed those sent (before him).
M. Pickthall · EN · public-domain
Rather, he [i.e., the Prophet (ﷺ)] has come with the truth and confirmed the [previous] messengers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذَبوا، ما محمد كما وصفوه به، بل جاء بالقرآن والتوحيد، وصدَّق المرسلين فيما أخبروا به عنه من شرع الله وتوحيده.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
37:38
Ye shall indeed taste of the Grievous Penalty;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
you will taste the painful torment,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki siz elem verici azabı tadacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! (now) verily ye taste the painful doom -
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنكم -أيها المشركون- بقولكم وكفركم وتكذيبكم لذائقو العذاب الأليم الموجع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
37:39
But it will be no more than the retribution of (the Evil) that ye have wrought;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and be repaid only according to your deeds.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Size yaptıklarınızdan başka karşılık verilmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ye are requited naught save what ye did -
M. Pickthall · EN · public-domain
And you will not be recompensed except for what you used to do -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما تجزون في الآخرة إلا بما كنتم تعملونه في الدنيا من المعاصي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:40
But the sincere (and devoted) Servants of Allah,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Not so God’s true servants.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın samimi kulları hariç.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save single-minded slaves of Allah;
M. Pickthall · EN · public-domain
But not the chosen servants of Allāh.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إلا عباد الله تعالى الذين أخلصوا له في عبادته، فأخلصهم واختصهم برحمته؛ فإنهم ناجون من العذاب الأليم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
37:41
For them is a Sustenance determined,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will have familiar provisions––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar için bilinen bir rızık vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For them there is a known provision,
M. Pickthall · EN · public-domain
Those will have a provision determined -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أولئك المخلصون لهم في الجنة رزق معلوم لا ينقطع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
37:42
Fruits (Delights); and they (shall enjoy) honour and dignity,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
fruits- and will be honoured
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Fruits. And they will be honoured
M. Pickthall · EN · public-domain
Fruits; and they will be honored
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ذلك الرزق فواكه متنوعة، وهم مكرمون بكرامة الله لهم في جنات النعيم الدائم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
37:43
In Gardens of Felicity,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in gardens of delight;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In the Gardens of delight,
M. Pickthall · EN · public-domain
In gardens of pleasure
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ذلك الرزق فواكه متنوعة، وهم مكرمون بكرامة الله لهم في جنات النعيم الدائم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ
37:44
Facing each other on Thrones (of Dignity):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
seated on couches, facing one another.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On couches facing one another;
M. Pickthall · EN · public-domain
On thrones facing one another.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن كرامتهم عند ربهم وإكرام بعضهم بعضًا أنهم على سرر متقابلين فيما بينهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ
37:45
Round will be passed to them a Cup from a clear-flowing fountain,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
A drink will be passed round among them from a flowing spring:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A cup from a gushing spring is brought round for them,
M. Pickthall · EN · public-domain
There will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يدار عليهم في مجالسهم بكؤوس خمر من أنهار جارية، لا يخافون انقطاعها، بيضاء في لونها، لذيذة في شربها، ليس فيها أذى للجسم ولا للعقل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ
37:46
Crystal-white, of a taste delicious to those who drink (thereof),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
white, delicious to those who taste it,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
White, delicious to the drinkers,
M. Pickthall · EN · public-domain
White and delicious to the drinkers;
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يدار عليهم في مجالسهم بكؤوس خمر من أنهار جارية، لا يخافون انقطاعها، بيضاء في لونها، لذيذة في شربها، ليس فيها أذى للجسم ولا للعقل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
37:47
Free from headiness; nor will they suffer intoxication therefrom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
causing no headiness or intoxication.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlarda (içtiklerinde) sersemletme (baş ağrısı) yoktur; ondan dolayı sarhoş da edilmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Wherein there is no headache nor are they made mad thereby.
M. Pickthall · EN · public-domain
No bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يدار عليهم في مجالسهم بكؤوس خمر من أنهار جارية، لا يخافون انقطاعها، بيضاء في لونها، لذيذة في شربها، ليس فيها أذى للجسم ولا للعقل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ
37:48
And besides them will be chaste women, restraining their glances, with big eyes (of wonder and beauty).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
With them will be spouses- modest of gaze and beautiful of eye-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yanlarında bakışlarını yalnız onlara özel kılmış (güzel) gözlüler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And with them are those of modest gaze, with lovely eyes,
M. Pickthall · EN · public-domain
And with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وعندهم في مجالسهم نساء عفيفات، لا ينظرن إلى غير أزواجهن حسان الأعين، كأنهن بَيْض مصون لم تمسه الأيدي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
37:49
As if they were (delicate) eggs closely guarded.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
like protected eggs.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar saklı yumurta gibi bembeyazdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pure) as they were hidden eggs (of the ostrich).
M. Pickthall · EN · public-domain
As if they were [delicate] eggs, well-protected.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وعندهم في مجالسهم نساء عفيفات، لا ينظرن إلى غير أزواجهن حسان الأعين، كأنهن بَيْض مصون لم تمسه الأيدي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
37:50
Then they will turn to one another and question one another.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbirlerine dönüp sorarlar:
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Derken birbirine dönüp sorarlar:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will turn to one another with questions:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Cennette) onların bir kısmı, diğerlerine yönelip birbirlerine sormaya başlayacaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And some of them draw near unto others, mutually questioning.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they will approach one another, inquiring of each other.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأقبل بعضهم على بعض يتساءلون عن أحوالهم في الدنيا وما كانوا يعانون فيها، وما أنعم الله به عليهم في الجنة، وهذا من تمام الأنس.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 51
قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ
37:51
One of them will start the talk and say: "I had an intimate companion (on the earth),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
one will say, ‘I had a close companion on earth
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İçlerinden bir (mümin) şöyle diyecektir: “Benim yakın (bir arkadaş)ım vardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A speaker of them saith: Lo! I had a comrade
M. Pickthall · EN · public-domain
A speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال قائل من أهل الجنة: لقد كان لي في الدنيا صاحب ملازم لي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 52
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
37:52
"Who used to say, 'what! art thou amongst those who bear witness to the Truth (of the Message)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who used to ask me, “Do you really believe that
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Der(di) ki: ‘Sen de (diriltilmeye) inananlardan mısın?'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who used to say: Art thou in truth of those who put faith (in his words)?
M. Pickthall · EN · public-domain
Who would say, 'Are you indeed of those who believe
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقول: كيف تصدِّق بالبعث الذي هو في غاية الاستغراب؟ أإذا متنا وتمزقنا وصرنا ترابًا وعظامًا، نُبعث ونُحاسب ونُجازى بأعمالنا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 53
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
37:53
"'When we die and become dust and bones, shall we indeed receive rewards and punishments?'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
after we die and become dust and bone, we shall be brought for judgement?”’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi (diriltilip) cezalandırılacağız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Can we, when we are dead and have become mere dust and bones - can we (then) verily be brought to book?
M. Pickthall · EN · public-domain
That when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed?'"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقول: كيف تصدِّق بالبعث الذي هو في غاية الاستغراب؟ أإذا متنا وتمزقنا وصرنا ترابًا وعظامًا، نُبعث ونُحاسب ونُجازى بأعمالنا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 54
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
37:54
(A voice) said: "Would ye like to look down?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Siz onu tanır mısınız?" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Then he will say, ‘Shall we look for him?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Mümin kişi), “(O arkadaşımın durumunu) bilmek ister misiniz?” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He saith: Will ye look?
M. Pickthall · EN · public-domain
He will say, "Would you [care to] look?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال هذا المؤمن الذي أُدخل الجنة لأصحابه: هل أنتم مُطَّلعون لنرى مصير ذلك القرين؟ فاطلع فرأى قرينه في وسط النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 55
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
37:55
He looked down and saw him in the midst of the Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He will look down and see him in the midst of the Fire,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ardından) bakıp arkadaşını cehennemin ortasında görecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then looketh he and seeth him in the depth of hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
And he will look and see him in the midst of the Hellfire.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال هذا المؤمن الذي أُدخل الجنة لأصحابه: هل أنتم مُطَّلعون لنرى مصير ذلك القرين؟ فاطلع فرأى قرينه في وسط النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 56
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
37:56
He said: "By Allah! thou wast little short of bringing me to perdition!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and say to him, ‘By God, you almost brought me to ruin!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Mümin olan, ateşteki arkadaşına) şöyle diyecektir: “Allah’a yemin olsun: Sen az daha beni de helak edecektin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He saith: By Allah, thou verily didst all but cause my ruin,
M. Pickthall · EN · public-domain
He will say, "By Allāh, you almost ruined me.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال المؤمن لقرينه المنكر للبعث: لقد قاربت أن تهلكني بصدك إياي عن الإيمان لو أطعتك. ولولا فضل ربي بهدايتي إلى الإيمان وتثبيتي عليه، لكنت من المحضرين في العذاب معك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 57
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
37:57
"Had it not been for the Grace of my Lord, I should certainly have been among those brought (there)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Had it not been for the grace of my Lord, I too would have been taken to Hell.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olacaktım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And had it not been for the favour of my Lord, I too had been of those haled forth (to doom).
M. Pickthall · EN · public-domain
If not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال المؤمن لقرينه المنكر للبعث: لقد قاربت أن تهلكني بصدك إياي عن الإيمان لو أطعتك. ولولا فضل ربي بهدايتي إلى الإيمان وتثبيتي عليه، لكنت من المحضرين في العذاب معك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 58
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
37:58
"Is it (the case) that we shall not die,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Then he will say [to his blessed companions], ‘Are we never to die again after our earlier death?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Are we then not to die
M. Pickthall · EN · public-domain
Then, are we not to die
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أحقًا أننا مخلَّدون منعَّمون، فما نحن بميتين إلا موتتنا الأولى في الدنيا، وما نحن بمعذَّبين بعد دخولنا الجنة؟ إنَّ ما نحن فيه من نعيم لهُوَ الظَّفَر العظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 59
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
37:59
"Except our first death, and that we shall not be punished?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Shall we never suffer?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Saving our former death, and are we not to be punished?
M. Pickthall · EN · public-domain
Except for our first death, and we will not be punished?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أحقًا أننا مخلَّدون منعَّمون، فما نحن بميتين إلا موتتنا الأولى في الدنيا، وما نحن بمعذَّبين بعد دخولنا الجنة؟ إنَّ ما نحن فيه من نعيم لهُوَ الظَّفَر العظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 60
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
37:60
Verily this is the supreme achievement!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte bu büyük kurtuluştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This truly is the supreme triumph!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bu, büyük bir kurtuluştur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this is the supreme triumph.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, this is the great attainment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أحقًا أننا مخلَّدون منعَّمون، فما نحن بميتين إلا موتتنا الأولى في الدنيا، وما نحن بمعذَّبين بعد دخولنا الجنة؟ إنَّ ما نحن فيه من نعيم لهُوَ الظَّفَر العظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 61
لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ
37:61
For the like of this let all strive, who wish to strive.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çalışanlar bunun için çalışsın.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Everyone should strive to attain this.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Çalışanlar böylesi (bir kurtuluş) için çalışsınlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For the like of this, then, let the workers work.
M. Pickthall · EN · public-domain
For the like of this let the workers [on earth] work.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لمثل هذا النعيم الكامل، والخلود الدائم، والفوز العظيم، فليعمل العاملون في الدنيا؛ ليصيروا إليه في الآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 62
أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
37:62
Is that the better entertainment or the Tree of Zaqqum?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Is this the better welcome, or the tree of Zaqqum,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şimdi ziyafet olarak bu (nimetler) mi hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is this better as a welcome, or the tree of Zaqqum?
M. Pickthall · EN · public-domain
Is that [i.e., Paradise] a better accommodation or the tree of zaqqūm?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أذلك الذي سبق وصفه مِن نعيم الجنة خير ضيافة وعطاء من الله، أم شجرة الزقوم الخبيثة الملعونة، طعام أهل النار؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 63
إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ
37:63
For We have truly made it (as) a trial for the wrong-doers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
which we have made a test for the evildoers?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (sıkıntı) kıldık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have appointed it a torment for wrong-doers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We have made it a torment for the wrongdoers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا جعلناها فتنة افتتن بها الظالمون لأنفسهم بالكفر والمعاصي، وقالوا مستنكرين: إن صاحبكم ينبئكم أن في النار شجرة، والنار تأكل الشجر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 64
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
37:64
For it is a tree that springs out of the bottom of Hell-Fire:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This tree grows in the heart of the blazing Fire,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it is a tree that springeth in the heart of hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 65
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ
37:65
The shoots of its fruit-stalks are like the heads of devils:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Tomurcukları şeytan başı gibidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and its fruits are like devils’ heads.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Its crop is as it were the heads of devils
M. Pickthall · EN · public-domain
Its emerging fruit as if it was heads of the devils.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 66
فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
37:66
Truly they will eat thereof and fill their bellies therewith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will fill their bellies eating from it;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Cehennemdekiler) ondan yer ve karınlarını ondan doldururlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! they verily must eat thereof, and fill (their) bellies therewith.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, they will eat from it and fill with it their bellies.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 67
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
37:67
Then on top of that they will be given a mixture made of boiling water.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
then drink scalding water on top of it;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra (zakkumun) üzerinde onlar için kaynar sudan bir içecek vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And afterward, lo! thereupon they have a drink of boiling water
M. Pickthall · EN · public-domain
Then indeed, they will have after it a mixture of scalding water.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 68
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
37:68
Then shall their return be to the (Blazing) Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
then return to the blazing Fire.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra elbette onların dönüşü çılgın ateşe olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And afterward, lo! their return is surely unto hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then indeed, their return will be to the Hellfire.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 69
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
37:69
Truly they found their fathers on the wrong Path;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They found their forefathers astray,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki onlar, atalarını sapkınlıkta bulmuşlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They indeed found their fathers astray,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed they found their fathers astray.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنهم وجدوا آباءهم على الشرك والضلال، فسارعوا إلى متابعتهم على ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 70
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
37:70
So they (too) were rushed down on their footsteps!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and rushed to follow in their footsteps- before the disbelievers [of Mecca],
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendileri de onların peşlerinden koşturuyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they make haste (to follow) in their footsteps.
M. Pickthall · EN · public-domain
So they hastened [to follow] in their footsteps.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنهم وجدوا آباءهم على الشرك والضلال، فسارعوا إلى متابعتهم على ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 71
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
37:71
And truly before them, many of the ancients went astray;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
most men in the past went astray,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki kendilerinden önceki eski toplumların çoğu sapmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily most of the men of old went astray before them,
M. Pickthall · EN · public-domain
And there had already strayed before them most of the former peoples,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد ضلَّ عن الحق قبل قومك -أيها الرسول- أكثر الأمم السابقة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 72
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
37:72
But We sent aforetime, among them, (messengers) to admonish them;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
even though We sent messengers to warn them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We sent among them warners.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We had already sent among them warners.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أرسلنا في تلك الأمم مرسلين أنذروهم بالعذاب فكفروا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 73
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
37:73
Then see what was the end of those who were admonished (but heeded not),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
See how those who were warned met their end!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then see the nature of the consequence for those warned,
M. Pickthall · EN · public-domain
Then look how was the end of those who were warned -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فتأمَّل كيف كانت نهاية تلك الأمم التي أنذرت، فكفرت؟ فقد عُذِّبت، وصارت للناس عبرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 74
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:74
Except the sincere (and devoted) Servants of Allah.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Not so the true servants of God.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save single-minded slaves of Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
But not the chosen servants of Allāh.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إلا عباد الله الذين أخلصهم الله، وخصَّهم برحمته لإخلاصهم له.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 75
وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
37:75
(In the days of old), Noah cried to Us, and We are the best to hear prayer.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Noah cried to Us, and how excellent was Our response!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki Nuh, bize yalvarıp yakarmıştı. Biz duayı ne güzel kabul edeniz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Noah verily prayed unto Us, and gracious was the Hearer of his prayer
M. Pickthall · EN · public-domain
And Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد نادانا نبينا نوح؛ لننصره على قومه، فلنعم المجيبون له نحن.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 76
وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
37:76
And We delivered him and his people from the Great Calamity,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We saved him and his people from great distress,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendisini ve ailesini (destekçilerini) büyük felaketten kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We saved him and his household from the great distress,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We saved him and his family from the great affliction.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونجيناه وأهله والمؤمنين معه مِن أذى المشركين، ومن الغرق بالطوفان العظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 77
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
37:77
And made his progeny to endure (on this earth);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We let his offspring remain on the earth,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz onun (Nuh’un) soyunu -işte onları- kalıcı kılmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And made his seed the survivors,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We made his descendants those remaining [on the earth]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا ذرية نوح هم الباقين بعد غرق قومه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 78
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
37:78
And We left (this blessing) for him among generations to come in later times:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We let him be praised by later generations:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And left for him among the later folk (the salutation):
M. Pickthall · EN · public-domain
And left for him [favorable mention] among later generations:
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأبقينا له ذِكْرًا جميلا وثناءً حسنًا فيمن جاء بعده من الناس يذكرونه به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 79
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ
37:79
"Peace and salutation to Noah among the nations!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Peace be upon Noah among all the nations!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bütün âlemlerde Nuh’a selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace be unto Noah among the peoples!
M. Pickthall · EN · public-domain
"Peace upon Noah among the worlds."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أمان لنوح وسلامة له من أن يُذْكر بسوء في الآخِرين، بل تُثني عليه الأجيال من بعده.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 80
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:80
Thus indeed do we reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is how We reward those who do good:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We thus reward the doers of good.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
مثل جزاء نوح نجزي كلَّ مَن أحسن من العباد في طاعة الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 81
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
37:81
For he was one of our believing Servants.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he was truly one of Our faithful servants.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! he is one of Our believing slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, he was of Our believing servants.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن نوحًا من عبادنا المصدقين المخلصين العاملين بأوامر الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 82
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
37:82
Then the rest we overwhelmed in the Flood.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra, diğerlerini suda boğduk.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra diğerlerini suda boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We drowned the rest.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We did drown the others.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then We drowned the others [i.e., disbelievers].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم أغرقنا الآخرين المكذبين من قومه بالطوفان، فلم تبق منهم عين تَطْرِف.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 83
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
37:83
Verily among those who followed his Way was Abraham.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Abraham was of the same faith:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki İbrahim de onun (Nuh’un) tarafındandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! of his persuasion verily was Abraham
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, among his kind was Abraham,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 84
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
37:84
Behold! he approached his Lord with a sound heart.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he came to his Lord with a devoted heart.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani o, Rabbine teslim olan (tertemiz) bir kalp ile gelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he came unto his Lord with a whole heart;
M. Pickthall · EN · public-domain
When he came to his Lord with a sound heart
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 85
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
37:85
Behold! he said to his father and to his people, "What is that which ye worship?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He said to his father and his people, ‘What are you worshipping?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani babasına ve halkına şöyle demişti: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he said unto his father and his folk: What is it that ye worship?
M. Pickthall · EN · public-domain
[And] when he said to his father and his people, "What do you worship?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 86
أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
37:86
"Is it a falsehood- gods other than Allah- that ye desire?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How can you choose false gods instead of the true God?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın peşi sıra uydurma ilahlar(a) mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it a falsehood - gods beside Allah - that ye desire?
M. Pickthall · EN · public-domain
Is it falsehood [as] gods other than Allāh you desire?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 87
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
37:87
"Then what is your idea about the Lord of the worlds?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So what is your opinion about the Lord of all the Worlds?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What then is your opinion of the Lord of the Worlds?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then what is your thought about the Lord of the worlds?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 88
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ
37:88
Then did he cast a glance at the Stars.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
then he looked up to the stars.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra yıldızlara bakmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he glanced a glance at the stars
M. Pickthall · EN · public-domain
And he cast a look at the stars.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فنظر إبراهيم نظرة في النجوم متفكرًا فيما يعتذر به عن الخروج معهم إلى أعيادهم، فقال لهم: إني مريض. وهذا تعريض منه. فتركوه وراء ظهورهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 89
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ
37:89
And he said, "I am indeed sick (at heart)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He said, ‘I am sick,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
“Ben hâlsizim (hastayım)!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then said: Lo! I feel sick!
M. Pickthall · EN · public-domain
And said, "Indeed, I am [about to be] ill."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فنظر إبراهيم نظرة في النجوم متفكرًا فيما يعتذر به عن الخروج معهم إلى أعيادهم، فقال لهم: إني مريض. وهذا تعريض منه. فتركوه وراء ظهورهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 90
فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
37:90
So they turned away from him, and departed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu bırakıp gittiler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so [his people] turned away from him and left.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar (kavmi) de ona arkalarını dönüp (gitmiş)lerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they turned their backs and went away from him.
M. Pickthall · EN · public-domain
So they turned away from him, departing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فنظر إبراهيم نظرة في النجوم متفكرًا فيما يعتذر به عن الخروج معهم إلى أعيادهم، فقال لهم: إني مريض. وهذا تعريض منه. فتركوه وراء ظهورهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 91
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
37:91
Then did he turn to their gods and said, "will ye not eat (of the offerings before you)?...
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He turned to their gods and said, ‘Do you not eat?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (önlerine konmuş yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then turned he to their gods and said: Will ye not eat?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then he turned to their gods and said, "Do you not eat?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فمال مسرعًا إلى أصنام قومه فقال مستهزئًا بها: ألا تاكلون هذا الطعام الذي يقدمه لكم سدنتكم؟ ما لكم لا تنطقون ولا تجيبون مَن يسألكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 92
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
37:92
"What is the matter with you that ye speak not (intelligently)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Why do you not speak?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (önlerine konmuş yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What aileth you that ye speak not?
M. Pickthall · EN · public-domain
What is [wrong] with you that you do not speak?".
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فمال مسرعًا إلى أصنام قومه فقال مستهزئًا بها: ألا تاكلون هذا الطعام الذي يقدمه لكم سدنتكم؟ ما لكم لا تنطقون ولا تجيبون مَن يسألكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 93
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
37:93
Then did he turn upon them, striking (them) with the right hand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
then he turned and struck them with his right arm.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Yanlarına giderek) sağ eliyle (güçlü bir şekilde) onlara vurmuştu (kırmıştı).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he attacked them, striking with his right hand.
M. Pickthall · EN · public-domain
And he turned upon them a blow with [his] right hand.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأقبل على آلهتهم يضربها ويكسِّرها بيده اليمني؛ ليثبت لقومه خطأ عبادتهم لها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 94
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
37:94
Then came (the worshippers) with hurried steps, and faced (him).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
His people hurried towards him,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Putperestler) koşarak ona gelmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (his people) came toward him, hastening.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then they [i.e., the people] came toward him, hastening.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأقبلوا إليه يَعْدُون مسرعين غاضبين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 95
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
37:95
He said: "Worship ye that which ye have (yourselves) carved?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but he said, ‘How can you worship things you carve with your own hands,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Worship ye that which ye yourselves do carve
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "Do you worship that which you [yourselves] carve,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلقيهم إبراهيم بثبات قائلا كيف تعبدون أصنامًا تنحتونها أنتم، وتصنعونها بأيديكم، وتتركون عبادة ربكم الذي خلقكم، وخلق عملكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 96
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
37:96
"But Allah has created you and your handwork!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when it is God who has created you and all your handiwork?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When Allah hath created you and what ye make?
M. Pickthall · EN · public-domain
While Allāh created you and that which you do?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلقيهم إبراهيم بثبات قائلا كيف تعبدون أصنامًا تنحتونها أنتم، وتصنعونها بأيديكم، وتتركون عبادة ربكم الذي خلقكم، وخلق عملكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 97
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
37:97
They said, "Build him a furnace, and throw him into the blazing fire!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They said, ‘Build a pyre and throw him into the blazing fire.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Putperestler ise) “Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Build for him a building and fling him in the red-hotfire.
M. Pickthall · EN · public-domain
They said, "Construct for him a structure [i.e., furnace] and throw him into the burning fire."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
(فلما قامت عليهم الحجة لجؤوا إلى القوة) وقالوا: ابنوا له بنيانًا واملؤوه حطبًا، ثم ألقوه فيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 98
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
37:98
(This failing), they then sought a stratagem against him, but We made them the ones most humiliated!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They wanted to harm him, but We humiliated them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ona bir tuzak kurmayı istemişlerdi. Fakat biz onları alçaklardan kılmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they designed a snare for him, but We made them the undermost.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they intended for him a plan [i.e., harm], but We made them the most debased.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأراد قوم إبراهيم به كيدًا لإهلاكه، فجعلناهم المقهورين المغلوبين، وردَّ الله كيدهم في نحورهم، وجعل النار على إبراهيم بردًا وسلامًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 99
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
37:99
He said: "I will go to my Lord! He will surely guide me!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He said, ‘I will go to my Lord: He is sure to guide me.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he said: Lo! I am going unto my Lord Who will guide me.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال إبراهيم: إني مهاجر إلى ربي من بلد قومي إلى حيث أتمكن من عبادة ربي؛ فإنه سيدلني على الخير في ديني ودنياي. رب أعطني ولدًا صالحًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 100
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
37:100
"O my Lord! Grant me a righteous (son)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lord, grant me a righteous son,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
My Lord! Vouchsafe me of the righteous.
M. Pickthall · EN · public-domain
My Lord, grant me [a child] from among the righteous."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال إبراهيم: إني مهاجر إلى ربي من بلد قومي إلى حيث أتمكن من عبادة ربي؛ فإنه سيدلني على الخير في ديني ودنياي. رب أعطني ولدًا صالحًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 101
فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ
37:101
So We gave him the good news of a boy ready to suffer and forbear.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so We gave him the good news that he would have a patient son.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz de onu çok hoşgörülü bir oğul ile müjdelemiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We gave him tidings of a gentle son.
M. Pickthall · EN · public-domain
So We gave him good tidings of a forbearing boy.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأجبنا له دعوته، وبشَّرناه بغلام حليم، أي: يكون حليمًا في كبره، وهو إسماعيل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 102
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ
37:102
Then, when (the son) reached (the age of) (serious) work with him, he said: "O my son! I see in vision that I offer thee in sacrifice: Now see what is thy view!" (The son) said: "O my father! Do as thou art commanded: thou will find me, if Allah so wills one practising Patience and Constancy!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When the boy was old enough to work with his father, Abraham said, ‘My son, I have seen myself sacrificing you in a dream. What do you think?’ He said, ‘Father, do as you are commanded and, God willing, you will find me steadfast.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Oğlu) onunla birlikte koşmaya (çalışıp çabalama çağına) ulaşınca, (İbrahim) “Ey yavrucuğum! Rüyada seni kesmekte olduğumu görüyorum; bir düşün, ne dersin?” demişti. (O da) “Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when (his son) was old enough to walk with him, (Abraham) said: O my dear son, I have seen in a dream that I must sacrifice thee. So look, what thinkest thou? He said: O my father! Do that which thou art commanded. Allah willing, thou shalt find me of the steadfast.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allāh wills, of the steadfast."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلما كَبِر إسماعيل ومشى مع أبيه قال له أبوه: إني أرى في المنام أني أذبحك، فما رأيك؟ (ورؤيا الأنبياء حق) فقال إسماعيل مُرْضيًا ربه، بارًّا بوالده، معينًا له على طاعة الله: أمض ما أمرك الله به مِن ذبحي، ستجدني -إن شاء الله- صابرًا طائعًا محتسبًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 103
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
37:103
So when they had both submitted their wills (to Allah), and he had laid him prostrate on his forehead (for sacrifice),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When they had both submitted to God, and he had laid his son down on the side of his face,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Her ikisi de teslim olup, onu (oğlunu)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then, when they had both surrendered (to Allah), and he had flung him down upon his face,
M. Pickthall · EN · public-domain
And when they had both submitted and he put him down upon his forehead,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلما استسلما لأمر الله وانقادا له، وألقى إبراهيم ابنه على جبينه -وهو جانب الجبهة- على الأرض؛ ليذبحه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 104
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
37:104
We called out to him "O Abraham!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We called out to him, ‘Abraham,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We called unto him: O Abraham!
M. Pickthall · EN · public-domain
We called to him, "O Abraham,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونادينا إبراهيم في تلك الحالة العصيبة: أن يا إبراهيم، قد فعلتَ ما أُمرت به وصَدَّقْتَ رؤياك، إنا كما جزيناك على تصديقك نجزي الذين أحسنوا مثلك، فنخلِّصهم من الشدائد في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 105
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:105
"Thou hast already fulfilled the vision!" - thus indeed do We reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
you have fulfilled the dream.’ This is how We reward those who do good-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thou hast already fulfilled the vision. Lo! thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
You have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونادينا إبراهيم في تلك الحالة العصيبة: أن يا إبراهيم، قد فعلتَ ما أُمرت به وصَدَّقْتَ رؤياك، إنا كما جزيناك على تصديقك نجزي الذين أحسنوا مثلك، فنخلِّصهم من الشدائد في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 106
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
37:106
For this was obviously a trial-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
it was a test to prove [their true characters]-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bu, apaçık bir imtihandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! that verily was a clear test.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, this was the clear trial.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الأمر بذبح ابنك هو الابتلاء الشاق الذي أبان عن صدق إيمانك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 107
وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
37:107
And We ransomed him with a momentous sacrifice:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We ransomed his son with a momentous sacrifice,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz (oğlunun yerine) ona büyük bir kurban fidye vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We ransomed him with a tremendous victim.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We ransomed him with a great sacrifice,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واستنقذنا إسماعيل، فجعلنا بديلا عنه كبشًا عظيمًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 108
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
37:108
And We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and We let him be praised by succeeding generations:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We left for him among the later folk (the salutation):
M. Pickthall · EN · public-domain
And We left for him [favorable mention] among later generations:
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأبقينا لإبراهيم ثناءً حسنًا في الأمم بعده.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 109
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
37:109
"Peace and salutation to Abraham!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Selam olsun İbrahim'e...
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Peace be upon Abraham!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İbrahim’e de selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace be unto Abraham!
M. Pickthall · EN · public-domain
"Peace upon Abraham."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
تحيةٌ لإبراهيم من عند الله، ودعاءٌ له بالسلامة من كل آفة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 110
كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:110
Thus indeed do We reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is how We reward those who do good:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte (biz) güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We thus reward the doers of good.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كما جزينا إبراهيم على طاعته لنا وامتثاله أمرنا، نجزي المحسنين من عبادنا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 111
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
37:111
For he was one of our believing Servants.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
truly he was one of Our faithful servants.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! he is one of Our believing slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, he was of Our believing servants.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنه من عبادنا المؤمنين الذين أعطَوا العبودية حقها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 112
وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
37:112
And We gave him the good news of Isaac - a prophet,- one of the Righteous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We gave Abraham the good news of Isaac- a prophet and a righteous man-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İyilerden bir peygamber olarak ona İshak’ı müjdelemiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we gave him tidings of the birth of Isaac, a prophet of the righteous.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وبشَّرنا إبراهيم بولده إسحاق نبيًّا من الصالحين؛ جزاء له على صبره ورضاه بأمر ربه، وطاعته له.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 113
وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ
37:113
We blessed him and Isaac: but of their progeny are (some) that do right, and (some) that obviously do wrong, to their own souls.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and blessed him and Isaac too: some of their offspring were good, but some clearly wronged themselves.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ona ve İshak’a bereketler vermiştik. Her ikisinin neslinden iyilik yapan da kendisine açıkça haksızlık eden de çıkacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We blessed him and Isaac. And of their seed are some who do good, and some who plainly wrong themselves.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself [i.e., sinner].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنزلنا عليهما البركة. ومِن ذريتهما من هو مطيع لربه، محسن لنفسه، ومَن هو ظالم لها ظلمًا بيِّنًا بكفره ومعصيته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 114
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
37:114
Again (of old) We bestowed Our favour on Moses and Aaron,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We also bestowed Our favour on Moses and Aaron:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz Musa’ya ve Harun’a da nimetler vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We verily gave grace unto Moses and Aaron,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We did certainly confer favor upon Moses and Aaron.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد مننَّا على موسى وهارون بالنبوة والرسالة، ونجيناهما وقومهما من الغرق، وما كانوا فيه من عبودية ومَذلَّة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 115
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
37:115
And We delivered them and their people from (their) Great Calamity;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We saved them and their people from great distress;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onları ve toplumlarını o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And saved them and their people from the great distress,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We saved them and their people from the great affliction,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد مننَّا على موسى وهارون بالنبوة والرسالة، ونجيناهما وقومهما من الغرق، وما كانوا فيه من عبودية ومَذلَّة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 116
وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ
37:116
And We helped them, so they overcame (their troubles);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We helped them, so they were the ones to succeed;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendilerine yardım etmiştik ve galip gelenler işte onlar olmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And helped them so that they became the victors.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We supported them so it was they who overcame.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونصرناهم، فكانت لهم العزة والنصرة والغلبة على فرعون وآله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 117
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
37:117
And We gave them the Book which helps to make things clear;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We gave them the Scripture that makes things clear;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İkisine de apaçık anlaşılan Kitabı vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We gave them the clear Scripture
M. Pickthall · EN · public-domain
And We gave them the explicit Scripture [i.e., the Torah],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وآتيناهما التوراة البينة، وهديناهما الطريق المستقيم الذي لا اعوجاج فيه، وهو الإسلام دين الله الذي ابتعث به أنبياءه، وأبقينا لهما ثناءً حسنًا وذكرًا جميلا فيمن بعدهما.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 118
وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
37:118
And We guided them to the Straight Way.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerini doğru yola çıkardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We guided them to the right path;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Her ikisini de doğru yola ulaştırmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And showed them the right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We guided them on the straight path.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وآتيناهما التوراة البينة، وهديناهما الطريق المستقيم الذي لا اعوجاج فيه، وهو الإسلام دين الله الذي ابتعث به أنبياءه، وأبقينا لهما ثناءً حسنًا وذكرًا جميلا فيمن بعدهما.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 119
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
37:119
And We left (this blessing) for them among generations (to come) in later times:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We let them be praised by succeeding generations:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonrakiler arasında o ikisine (iyi bir ün) bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We left for them among the later folk (the salutation):
M. Pickthall · EN · public-domain
And We left for them [favorable mention] among later generations:
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وآتيناهما التوراة البينة، وهديناهما الطريق المستقيم الذي لا اعوجاج فيه، وهو الإسلام دين الله الذي ابتعث به أنبياءه، وأبقينا لهما ثناءً حسنًا وذكرًا جميلا فيمن بعدهما.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 120
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
37:120
"Peace and salutation to Moses and Aaron!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Selam olsun, Musa ile Harun'a.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Peace be upon Moses and Aaron!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Musa'ya ve Harun’a da selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace be unto Moses and Aaron!
M. Pickthall · EN · public-domain
"Peace upon Moses and Aaron."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
تحيةٌ لموسى وهارون من عند الله، وثناءٌ ودعاءٌ لهما بالسلامة من كل آفة، كما جزيناهما الجزاء الحسن نجزي المحسنين من عبادنا المخلصين لنا بالصدق والإيمان والعمل. إنهما من عبادنا الراسخين في الإيمان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 121
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:121
Thus indeed do We reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is how We reward those who do good:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We thus reward the doers of good.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
تحيةٌ لموسى وهارون من عند الله، وثناءٌ ودعاءٌ لهما بالسلامة من كل آفة، كما جزيناهما الجزاء الحسن نجزي المحسنين من عبادنا المخلصين لنا بالصدق والإيمان والعمل. إنهما من عبادنا الراسخين في الإيمان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 122
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
37:122
For they were two of our believing Servants.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
truly they were among Our faithful servants.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o ikisi de inanmış kullarımızdandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! they are two of Our believing slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, they were of Our believing servants.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
تحيةٌ لموسى وهارون من عند الله، وثناءٌ ودعاءٌ لهما بالسلامة من كل آفة، كما جزيناهما الجزاء الحسن نجزي المحسنين من عبادنا المخلصين لنا بالصدق والإيمان والعمل. إنهما من عبادنا الراسخين في الإيمان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 123
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
37:123
So also was Elias among those sent (by Us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elijah too was one of the messengers.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki İlyas da elbette elçilerdendi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! Elias was of those sent (to warn),
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, Elias was from among the messengers,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن عبدنا إلياس لمن الذين أكرمناهم بالنبوة والرسالة، إذ قال لقومه من بني إسرائيل: اتقوا الله وحده وخافوه، ولا تشركوا معه غيره، كيف تعبدون صنمًا، وتتركون عبادة الله أحسن الخالقين، وهو ربكم الذي خلقكم، وخلق آباءكم الماضين قبلكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 124
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
37:124
Behold, he said to his people, "Will ye not fear (Allah)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He said to his people, ‘Have you no fear of God?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani kavmine şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he said unto his folk: Will ye not ward off (evil)?
M. Pickthall · EN · public-domain
When he said to his people, "Will you not fear Allāh?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن عبدنا إلياس لمن الذين أكرمناهم بالنبوة والرسالة، إذ قال لقومه من بني إسرائيل: اتقوا الله وحده وخافوه، ولا تشركوا معه غيره، كيف تعبدون صنمًا، وتتركون عبادة الله أحسن الخالقين، وهو ربكم الذي خلقكم، وخلق آباءكم الماضين قبلكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 125
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ
37:125
"Will ye call upon Baal and forsake the Best of Creators,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How can you invoke Baal and forsake the Most Gracious Creator,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
"Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba‘l’e mi yalvarıyorsunuz?” (diye devam etmişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Will ye cry unto Baal and forsake the Best of creators,
M. Pickthall · EN · public-domain
Do you call upon Baʿl and leave the best of creators -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن عبدنا إلياس لمن الذين أكرمناهم بالنبوة والرسالة، إذ قال لقومه من بني إسرائيل: اتقوا الله وحده وخافوه، ولا تشركوا معه غيره، كيف تعبدون صنمًا، وتتركون عبادة الله أحسن الخالقين، وهو ربكم الذي خلقكم، وخلق آباءكم الماضين قبلكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 126
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
37:126
"Allah, your Lord and Cherisher and the Lord and Cherisher of your fathers of old?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God, your Lord and the Lord of your forefathers?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
"Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba‘l’e mi yalvarıyorsunuz?” (diye devam etmişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah, your Lord and Lord of your forefathers?
M. Pickthall · EN · public-domain
Allāh, your Lord and the Lord of your first forefathers?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن عبدنا إلياس لمن الذين أكرمناهم بالنبوة والرسالة، إذ قال لقومه من بني إسرائيل: اتقوا الله وحده وخافوه، ولا تشركوا معه غيره، كيف تعبدون صنمًا، وتتركون عبادة الله أحسن الخالقين، وهو ربكم الذي خلقكم، وخلق آباءكم الماضين قبلكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 127
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
37:127
But they rejected him, and they will certainly be called up (for punishment),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but they rejected him. They will be brought to punishment as a consequence;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kavmi) onu (İlyas’ı) yalanlamıştı. Şüphesiz ki onlar (cehennemde) hazır kılınacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they denied him, so they surely will be haled forth (to the doom)
M. Pickthall · EN · public-domain
And they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فكذب قوم إلياس نبيهم، فليجمعنهم الله يوم القيامة للحساب والعقاب، إلا عباد الله الذين أخلصوا دينهم لله، فإنهم ناجون من عذابه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 128
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:128
Except the sincere and devoted Servants of Allah (among them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
not so the true servants of God.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın samimi kulları hariç.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save single-minded slaves of Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except the chosen servants of Allāh.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فكذب قوم إلياس نبيهم، فليجمعنهم الله يوم القيامة للحساب والعقاب، إلا عباد الله الذين أخلصوا دينهم لله، فإنهم ناجون من عذابه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 129
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
37:129
And We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We let him be praised by succeeding generations:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we left for him among the later folk (the salutation):
M. Pickthall · EN · public-domain
And We left for him [favorable mention] among later generations:
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا لإلياس ثناءً جميلا في الأمم بعده. تحية من الله، وثناءٌ على إلياس. وكما جزينا إلياس الجزاء الحسن على طاعته، نجزي المحسنين من عبادنا المؤمنين. إنه من عباد الله المؤمنين المخلصين له العاملين بأوامره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 130
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
37:130
"Peace and salutation to such as Elias!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Selam olsun İlyâsîn'e.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Peace be to Elijah!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İlyas’a selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace be unto Elias!
M. Pickthall · EN · public-domain
"Peace upon Elias."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا لإلياس ثناءً جميلا في الأمم بعده. تحية من الله، وثناءٌ على إلياس. وكما جزينا إلياس الجزاء الحسن على طاعته، نجزي المحسنين من عبادنا المؤمنين. إنه من عباد الله المؤمنين المخلصين له العاملين بأوامره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 131
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:131
Thus indeed do We reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is how We reward those who do good:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We thus reward the doers of good.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا لإلياس ثناءً جميلا في الأمم بعده. تحية من الله، وثناءٌ على إلياس. وكما جزينا إلياس الجزاء الحسن على طاعته، نجزي المحسنين من عبادنا المؤمنين. إنه من عباد الله المؤمنين المخلصين له العاملين بأوامره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 132
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
37:132
For he was one of our believing Servants.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, inanmış kullarımızdandı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
truly he was one of Our faithful servants.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! he is one of our believing slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, he was of Our believing servants.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا لإلياس ثناءً جميلا في الأمم بعده. تحية من الله، وثناءٌ على إلياس. وكما جزينا إلياس الجزاء الحسن على طاعته، نجزي المحسنين من عبادنا المؤمنين. إنه من عباد الله المؤمنين المخلصين له العاملين بأوامره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 133
وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
37:133
So also was Lut among those sent (by Us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lot was also one of the messengers.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki Lut da elbette elçilerdendi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! Lot verily was of those sent (to warn).
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, Lot was among the messengers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن عبدنا لوطًا اصطفيناه، فجعلناه من المرسلين، إذ نجيناه وأهله أجمعين من العذاب، إلا عجوزًا هَرِمة، هي زوجته، هلكت مع الذين هلكوا من قومها لكفرها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 134
إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
37:134
Behold, We delivered him and his adherents, all
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We saved him and all his family-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When We saved him and his household, every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
[So mention] when We saved him and his family, all,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن عبدنا لوطًا اصطفيناه، فجعلناه من المرسلين، إذ نجيناه وأهله أجمعين من العذاب، إلا عجوزًا هَرِمة، هي زوجته، هلكت مع الذين هلكوا من قومها لكفرها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 135
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ
37:135
Except an old woman who was among those who lagged behind:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
except for an old woman who stayed behind-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save an old woman among those who stayed behind;
M. Pickthall · EN · public-domain
Except an old woman [i.e., his wife] among those who remained [with the evildoers].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن عبدنا لوطًا اصطفيناه، فجعلناه من المرسلين، إذ نجيناه وأهله أجمعين من العذاب، إلا عجوزًا هَرِمة، هي زوجته، هلكت مع الذين هلكوا من قومها لكفرها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 136
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
37:136
Then We destroyed the rest.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra diğerlerini yok etmiştik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra diğerlerini helak etmiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and We destroyed the rest.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ardından diğerlerini helak etmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We destroyed the others.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then We destroyed the others.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم أهلكنا الباقين المكذبين من قومه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 137
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
37:137
Verily, ye pass by their (sites), by day-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
You [people] pass by their ruins morning
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! ye verily pass by (the ruin of) them in the morning
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, you pass by them in the morning
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنكم -يا أهل "مكة"- لتمرون في أسفاركم على منازل قوم لوط وآثارهم وقت الصباح، وتمرون عليها ليلا. أفلا تعقلون، فتخافوا أن يصيبكم مثل ما أصابهم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 138
وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
37:138
And by night: will ye not understand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and night: will you not take heed?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And at night-time; have ye then no sense?
M. Pickthall · EN · public-domain
And at night. Then will you not use reason?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنكم -يا أهل "مكة"- لتمرون في أسفاركم على منازل قوم لوط وآثارهم وقت الصباح، وتمرون عليها ليلا. أفلا تعقلون، فتخافوا أن يصيبكم مثل ما أصابهم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 139
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
37:139
So also was Jonah among those sent (by Us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Jonah too was one of the messengers.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki Yunus da elçilerdendi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! Jonah verily was of those sent (to warn)
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, Jonah was among the messengers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن عبدنا يونس اصطفيناه وجعلناه من المرسلين، إذ هرب من بلده غاضبًا على قومه، وركب سفينة مملوءة ركابًا وأمتعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 140
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
37:140
When he ran away (like a slave from captivity) to the ship (fully) laden,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He fled to the overloaded ship.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani o, dolu bir gemiye (binip) kaçmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he fled unto the laden ship,
M. Pickthall · EN · public-domain
[Mention] when he ran away to the laden ship.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن عبدنا يونس اصطفيناه وجعلناه من المرسلين، إذ هرب من بلده غاضبًا على قومه، وركب سفينة مملوءة ركابًا وأمتعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 141
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
37:141
He (agreed to) cast lots, and he was condemned:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They cast lots, he suffered defeat,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Gemide olanlarla) karşılıklı kura çekmişler ve (Yunus da) kaybedenlerden olmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And then drew lots and was of those rejected;
M. Pickthall · EN · public-domain
And he drew lots and was among the losers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأحاطت بها الأمواج العظيمة، فاقترع ركاب السفينة لتخفيف الحمولة خوف الغرق، فكان يونس من المغلوبين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 142
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
37:142
Then the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and a great fish swallowed him, for he had committed blameworthy acts.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendini kınayıp dururken onu bir balık yutmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the fish swallowed him while he was blameworthy;
M. Pickthall · EN · public-domain
Then the fish swallowed him, while he was blameworthy.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأُلقي في البحر، فابتلعه الحوت، ويونس عليه السلام آتٍ بما يُلام عليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 143
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
37:143
Had it not been that he (repented and) glorified Allah,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If he had not been one of those who glorified God,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah’ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar elbette o (balığın) karnında kalırdı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And had he not been one of those who glorify (Allah)
M. Pickthall · EN · public-domain
And had he not been of those who exalt Allāh,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلولا ما تقدَّم له من كثرة العبادة والعمل الصالح قبل وقوعه في بطن الحوت، وتسبيحه، وهو في بطن الحوت بقوله: {لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ (21:87)}، لمكث في بطن الحوت، وصار له قبرًا إلى يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 144
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
37:144
He would certainly have remained inside the Fish till the Day of Resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he would have stayed in its belly until the Day when all are raised up,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah’ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar elbette o (balığın) karnında kalırdı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He would have tarried in its belly till the day when they are raised;
M. Pickthall · EN · public-domain
He would have remained inside its belly until the Day they are resurrected.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلولا ما تقدَّم له من كثرة العبادة والعمل الصالح قبل وقوعه في بطن الحوت، وتسبيحه، وهو في بطن الحوت بقوله: {لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ (21:87)}، لمكث في بطن الحوت، وصار له قبرًا إلى يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 145
۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
37:145
But We cast him forth on the naked shore in a state of sickness,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but We cast him out, sick, on to a barren shore,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hâlsiz (hasta) bir vaziyette onu kıyıya çıkarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We cast him on a desert shore while he was sick;
M. Pickthall · EN · public-domain
But We threw him onto the open shore while he was ill.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فطرحناه من بطن الحوت، وألقيناه في أرض خالية عارية من الشجر والبناء، وهو ضعيف البدن.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 146
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
37:146
And We caused to grow, over him, a spreading plant of the gourd kind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and made a gourd tree grow above him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Üzerine (gölge etmesi için) geniş yapraklı bir bitki yetiştirmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We caused a tree of gourd to grow above him;
M. Pickthall · EN · public-domain
And We caused to grow over him a gourd vine.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنبتنا عليه شجرة من القَرْع تظلُّه، وينتفع بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 147
وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
37:147
And We sent him (on a mission) to a hundred thousand (men) or more.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We sent him to a hundred thousand people or more.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onu, yüz bin hatta daha çok kişiye (peygamber olarak) göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We sent him to a hundred thousand (folk) or more
M. Pickthall · EN · public-domain
And We sent him to [his people of] a hundred thousand or more.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأرسلناه إلى مائة ألف من قومه بل يزيدون، فصدَّقوا وعملوا بما جاء به، فمتعناهم بحياتهم إلى وقت بلوغ آجالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 148
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
37:148
And they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They believed, so We let them live out their lives.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ona) inanmışlardı; biz de onları bir süreye kadar yaşatmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they believed, therefor We gave them comfort for a while.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأرسلناه إلى مائة ألف من قومه بل يزيدون، فصدَّقوا وعملوا بما جاء به، فمتعناهم بحياتهم إلى وقت بلوغ آجالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 149
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
37:149
Now ask them their opinion: Is it that thy Lord has (only) daughters, and they have sons?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Now [Muhammad], ask the disbelievers: is it true that your Lord has daughters, while they choose sons for themselves?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara (müşriklere) sor: “Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Now ask them (O Muhammad): Hath thy Lord daughters whereas they have sons?
M. Pickthall · EN · public-domain
So inquire of them, [O Muḥammad], "Does your Lord have daughters while they have sons?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاسأل -أيها الرسول- قومك: كيف جعلوا لله البنات اللاتي يكرهونهنَّ، ولأنفسهم البنين الذين يريدونهم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 150
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ
37:150
Or that We created the angels female, and they are witnesses (thereto)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We create the angels as females while they were watching?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa onlar şahitken (onlar görürken) melekleri kız olarak mı yaratmışız!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or created We the angels females while they were present?
M. Pickthall · EN · public-domain
Or did We create the angels as females while they were witnesses?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واسألهم أخَلَقْنا الملائكة إناثًا، وهم حاضرون؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 151
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
37:151
Is it not that they say, from their own invention,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
No indeed! It is one of their lies when they say,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it is of their falsehood that they say:
M. Pickthall · EN · public-domain
Unquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنَّ مِن كذبهم قولهم: ولَد الله، وإنهم لكاذبون؛ لأنهم يقولون ما لا يعلمون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 152
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ
37:152
"Allah has begotten children"? but they are liars!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘God has begotten.’ How they lie!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah hath begotten. Allah! verily they tell a lie.
M. Pickthall · EN · public-domain
"Allāh has begotten," and indeed, they are liars.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنَّ مِن كذبهم قولهم: ولَد الله، وإنهم لكاذبون؛ لأنهم يقولون ما لا يعلمون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 153
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
37:153
Did He (then) choose daughters rather than sons?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did He truly choose daughters in preference to sons?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And again of their falsehood): He hath preferred daughters to sons.
M. Pickthall · EN · public-domain
Has He chosen daughters over sons?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لأي شيء يختار الله البنات دون البنين؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 154
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
37:154
What is the matter with you? How judge ye?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
What is the matter with you? How do you form your judgements?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ne oluyor size? Nasıl (böyle) hükmediyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What aileth you? How judge ye?
M. Pickthall · EN · public-domain
What is [wrong] with you? How do you make judgement?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بئس الحكم ما تحكمونه -أيها القوم- أن يكون لله البنات ولكم البنون، وأنتم لا ترضون البنات لأنفسكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 155
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
37:155
Will ye not then receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hiç düşünmez misiniz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hiç düşünmüyor musunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do you not reflect?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Gerçeği) hiç hatırlamıyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Will ye not then reflect?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then will you not be reminded?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفلا تذكرون أنه لا يجوز ولا ينبغي أن يكون له ولد؟ تعالى الله عن ذلك علوًّا كبيرًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 156
أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ
37:156
Or have ye an authority manifest?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do you perhaps have clear authority?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or have ye a clear warrant?
M. Pickthall · EN · public-domain
Or do you have a clear authority?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل ألكم حجة بيِّنة على قولكم وافترائكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 157
فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
37:157
Then bring ye your Book (of authority) if ye be truthful!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bring your scriptures, if you are telling the truth.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğruysanız kitabınızı getirin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then produce your writ, if ye are truthful.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then produce your scripture, if you should be truthful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن كانت لكم حجة في كتاب من عند الله فأتوا بها، إن كنتم صادقين في قولكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 158
وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
37:158
And they have invented a blood-relationship between Him and the Jinns: but the Jinns know (quite well) that they have indeed to appear (before his Judgment-Seat)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They claim that He has kinship with the jinn, yet the jinn themselves know that they will be brought before Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O’nunla (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı uydurdular. Yemin olsun ki cinler de (Allah’ın huzurunda) hazır kılınacaklarını bilirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they imagine kinship between him and the jinn, whereas the jinn know well that they will be brought before (Him).
M. Pickthall · EN · public-domain
And they have made [i.e., claimed] between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought [to punishment].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعل المشركون بين الله والملائكة قرابة ونسبًا، ولقد علمت الملائكة أن المشركين محضرون للعذاب يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 159
سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
37:159
Glory to Allah! (He is free) from the things they ascribe (to Him)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God is far above what they attribute to Him-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden yücedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Glorified be Allah from that which they attribute (unto Him),
M. Pickthall · EN · public-domain
Exalted is Allāh above what they describe,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
تنزَّه الله عن كل ما لا يليق به ممَّا يصفه به الكافرون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 160
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:160
Not (so do) the Servants of Allah, sincere and devoted.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
the true servants of God do not do such things-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın samimi kulları hariç.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save single-minded slaves of Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except the chosen servants of Allāh [who do not share in that sin].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لكن عباد الله المخلصين له في عبادته لا يصفونه إلا بما يليق بجلاله سبحانه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 161
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
37:161
For, verily, neither ye nor those ye worship-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and neither you nor what you worship
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! verily, ye and that which ye worship,
M. Pickthall · EN · public-domain
So indeed, you [disbelievers] and whatever you worship,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإنكم -أيها المشركون بالله- وما تعبدون من دون الله من آلهة، ما أنتم بمضلِّين أحدًا إلا مَن قدَّر الله عز وجل عليه أن يَصْلَى الجحيم؛ لكفره وظلمه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 162
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ
37:162
Can lead (any) into temptation concerning Allah,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
can lure away from God any
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ye cannot excite (anyone) against Him.
M. Pickthall · EN · public-domain
You cannot tempt [anyone] away from Him
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإنكم -أيها المشركون بالله- وما تعبدون من دون الله من آلهة، ما أنتم بمضلِّين أحدًا إلا مَن قدَّر الله عز وجل عليه أن يَصْلَى الجحيم؛ لكفره وظلمه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 163
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
37:163
Except such as are (themselves) going to the blazing Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
except those who will burn in Hell.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him who is to burn in hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except he who is to [enter and] burn in the Hellfire.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإنكم -أيها المشركون بالله- وما تعبدون من دون الله من آلهة، ما أنتم بمضلِّين أحدًا إلا مَن قدَّر الله عز وجل عليه أن يَصْلَى الجحيم؛ لكفره وظلمه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 164
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
37:164
(Those ranged in ranks say): "Not one of us but has a place appointed;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[The angels say], ‘Every single one of us has his appointed place:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Melekler şöyle derler:) “Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is not one of us but hath his known position.
M. Pickthall · EN · public-domain
[The angels say], "There is not among us any except that he has a known position.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالت الملائكة: وما منا أحدٌ إلا له مقام في السماء معلوم، وإنا لنحن الواقفون صفوفًا في عبادة الله وطاعته، وإنا لنحن المنزِّهون الله عن كل ما لا يليق به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 165
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
37:165
"And we are verily ranged in ranks (for service);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
we are ranged in ranks.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz (orada) sıra sıra dururuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we, even we are they who set the ranks,
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, we are those who line up [for prayer].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالت الملائكة: وما منا أحدٌ إلا له مقام في السماء معلوم، وإنا لنحن الواقفون صفوفًا في عبادة الله وطاعته، وإنا لنحن المنزِّهون الله عن كل ما لا يليق به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 166
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
37:166
"And we are verily those who declare (Allah's) glory!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We glorify God.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz (Allah’ı) tesbih edenleriz (yüceltenleriz).”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we, even we are they who hymn His praise
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, we are those who exalt Allāh."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قالت الملائكة: وما منا أحدٌ إلا له مقام في السماء معلوم، وإنا لنحن الواقفون صفوفًا في عبادة الله وطاعته، وإنا لنحن المنزِّهون الله عن كل ما لا يليق به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 167
وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
37:167
And there were those who said,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[The disbelievers] used to say,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Müşrikler)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And indeed they used to say:
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, they [i.e., the disbelievers] used to say,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن كفار "مكة" ليقولون قبل بعثتك -أيها الرسول-: لو جاءنا من الكتب والأنبياء ما جاء الأولين قبلنا، لكنا عباد الله الصادقين في الإيمان، المخلَصين في العبادة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 168
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
37:168
"If only we had had before us a Message from those of old,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘If only we had a scripture like previous people,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
“Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If we had but a reminder from the men of old
M. Pickthall · EN · public-domain
"If we had a message from [those of] the former peoples,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن كفار "مكة" ليقولون قبل بعثتك -أيها الرسول-: لو جاءنا من الكتب والأنبياء ما جاء الأولين قبلنا، لكنا عباد الله الصادقين في الإيمان، المخلَصين في العبادة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 169
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:169
"We should certainly have been Servants of Allah, sincere (and devoted)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
we would be true servants of God,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
“Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We would be single-minded slaves of Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
We would have been the chosen servants of Allāh."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن كفار "مكة" ليقولون قبل بعثتك -أيها الرسول-: لو جاءنا من الكتب والأنبياء ما جاء الأولين قبلنا، لكنا عباد الله الصادقين في الإيمان، المخلَصين في العبادة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 170
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
37:170
But (now that the Qur'an has come), they reject it: But soon will they know!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
yet now they reject [the Quran]. They will soon realize.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hemen onu (Kur’an’ı) inkâr ettiler. İleride (gerçeği) bilecekler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Yet (now that it is come) they disbelieve therein; but they will come to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
But they disbelieved in it, so they are going to know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلما جاءهم ذكر الأولين، وعلم الآخرين، وأكمل الكتب، وأفضل الرسل، وهو محمد صلى الله عليه وسلم، كفروا به، فسوف يعلمون ما لهم من العذاب في الآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 171
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
37:171
Already has Our Word been passed before (this) to our Servants sent (by Us),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Our word has already been given to Our servants the messengers:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki gönderilmiş elçi kullarımıza (şu)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily Our word went forth of old unto Our bondmen sent (to warn)
M. Pickthall · EN · public-domain
And Our word [i.e., decree] has already preceded for Our servants, the messengers,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد سبقت كلمتنا -التي لا مردَّ لها- لعبادنا المرسلين، أن لهم النصرة على أعدائهم بالحجة والقوة، وأن جندنا المجاهدين في سبيلنا لهم الغالبون لأعدائهم في كل مقام باعتبار العاقبة والمآل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 172
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
37:172
That they would certainly be assisted,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
it is they who will be helped,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar, mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That they verily would be helped,
M. Pickthall · EN · public-domain
[That] indeed, they would be those given victory
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد سبقت كلمتنا -التي لا مردَّ لها- لعبادنا المرسلين، أن لهم النصرة على أعدائهم بالحجة والقوة، وأن جندنا المجاهدين في سبيلنا لهم الغالبون لأعدائهم في كل مقام باعتبار العاقبة والمآل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 173
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ
37:173
And that Our forces,- they surely must conquer.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the ones who support Our cause will be the winners.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bizim ordumuz üstün gelecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that Our host, they verily would be the victors.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [that] indeed, Our soldiers [i.e., the believers] will be those who overcome.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد سبقت كلمتنا -التي لا مردَّ لها- لعبادنا المرسلين، أن لهم النصرة على أعدائهم بالحجة والقوة، وأن جندنا المجاهدين في سبيلنا لهم الغالبون لأعدائهم في كل مقام باعتبار العاقبة والمآل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 174
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
37:174
So turn thou away from them for a little while,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So [Prophet] turn away from the disbelievers for a while.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So withdraw from them (O Muhammad) awhile,
M. Pickthall · EN · public-domain
So, [O Muḥammad], leave them for a time.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأعرض -أيها الرسول- عَمَّن عاند، ولم يقبل الحق حتى تنقضي المدة التي أمهلهم فيها، ويأتي أمر الله بعذابهم، وأنظرهم وارتقب ماذا يحل بهم من العذاب بمخالفتك؟ فسوف يرون ما يحل بهم من عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 175
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
37:175
And watch them (how they fare), and they soon shall see (how thou farest)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Watch them: they will soon see.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onları gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And watch, for they will (soon) see.
M. Pickthall · EN · public-domain
And see [what will befall] them, for they are going to see.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأعرض -أيها الرسول- عَمَّن عاند، ولم يقبل الحق حتى تنقضي المدة التي أمهلهم فيها، ويأتي أمر الله بعذابهم، وأنظرهم وارتقب ماذا يحل بهم من العذاب بمخالفتك؟ فسوف يرون ما يحل بهم من عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 176
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
37:176
Do they wish (indeed) to hurry on our Punishment?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they really wish to hasten Our punishment?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Would they hasten on Our doom?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then for Our punishment are they impatient?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفبنزول عذابنا بهم يستعجلونك أيها الرسول؟ فإذا نزل عذابنا بهم، فبئس الصباح صباحهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 177
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
37:177
But when it descends into the open space before them, evil will be the morning for those who were warned (and heeded not)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When it descends on their courtyards, how ter-rible that morning will be for those who were warned!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Acele istedikleri azabımız) yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat inanmayanların) sabahı ne kötü olur!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when it cometh home to them, then it will be a hapless morn for those who have been warned.
M. Pickthall · EN · public-domain
But when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفبنزول عذابنا بهم يستعجلونك أيها الرسول؟ فإذا نزل عذابنا بهم، فبئس الصباح صباحهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 178
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
37:178
So turn thou away from them for a little while,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], turn away from the disbelievers for a while.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Withdraw from them awhile
M. Pickthall · EN · public-domain
And leave them for a time.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأعرض عنهم حتى يأذن الله بعذابهم، وأنظرهم فسوف يرون ما يحل بهم من العذاب والنكال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 179
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
37:179
And watch (how they fare) and they soon shall see (how thou farest)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Watch them: they will soon see.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onları) gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And watch, for they will (soon) see.
M. Pickthall · EN · public-domain
And see, for they are going to see.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأعرض عنهم حتى يأذن الله بعذابهم، وأنظرهم فسوف يرون ما يحل بهم من العذاب والنكال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 180
سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
37:180
Glory to thy Lord, the Lord of Honour and Power! (He is free) from what they ascribe (to Him)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Your Lord, the Lord of Glory, is far above what they attribute to Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rabbin, yani itibar sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları şeylerden uzaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Glorified be thy Lord, the Lord of Majesty, from that which they attribute (unto Him)
M. Pickthall · EN · public-domain
Exalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
تنزَّه الله وتعالى رب العزة عما يصفه هؤلاء المفترون عليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 181
وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
37:181
And Peace on the messengers!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve selam, peygamberleredir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Peace be upon the messengers
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gönderilen bütün elçilere selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And peace be unto those sent (to warn).
M. Pickthall · EN · public-domain
And peace upon the messengers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وتحية الله الدائمة وثناؤه وأمانه لجميع المرسلين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 182
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
37:182
And Praise to Allah, the Lord and Cherisher of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and praise be to God the Lord of all the Worlds.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hamd (övgü), âlemlerin Rabbi (olan) Allah içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And praise be to Allah, Lord of the Worlds!
M. Pickthall · EN · public-domain
And praise to Allāh, Lord of the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والحمد لله رب العالمين في الأولى والآخرة، فهو المستحق لذلك وحده لا شريك له.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)